İşinizde en iyisi olun

  • Giriş : 08.07.2006 / 00:00:00

Onu masum ve sevimli yüzüyle, ürkek bakışlarıyla tanıdık.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Daha 5,5 yaşındayken yaşını büyüterek okula başlayan, ilk sinema filmiyle Berlin Film Festivali’nde ‘Altın Ayı’ ödülüne layık görülen, oyunculuğu seçtiği için dışlandığını hissedince mezun olacakken okulu bırakan, eğitime verdiği destekle ön plana çıkan Türk Sineması’nın değerli oyuncusu Hülya Koçyiğit’le başarının sırrı üzerine konuştuk. Müziğe ve dansa küçük yaşlarda gönül veren, Koçyiğit, eğitimin yaşı olmadığını, severek yapılan bir işin üzerinde meziyet tanımadığını söylüyor.

Okula başladığınızda kaç yaşındaydınız?

5,5 yaşındaydım. Annem, babam hep ‘Sen ablasın, örneksin.’ derdi. Sokakta oynadığımız arkadaşlar okula gitti, ben kaldım. Derdimi nasıl anlattımsa babam okula gitmeme ‘peki’ dedi. Müdüre hanım babama “Mahkemeye müracaat edin, yaşını 6 ay büyütürseniz okula alırım.” deyince yaşımı büyüttük. Siyah önlük ve beyaz yakayı o zamanlar prenses elbisesi varsayardım.

Yetenekleriniz ne zaman keşfedildi?

Küçükken sanat ruhum hissediliyordu. Bir gösteri olsa bana rol veriliyordu. Gösterilerdeki başarılarım, davranışlarım, görgüm, terbiyem öğretmenlerim tarafından fark edildi. Anneme “Müzikle çok güzel dans ediyor. Sanatçı olabilir. Niçin bir konservatuara vermiyorsun?” demişler. Ankara Devlet Konservatuarı’nın 9 kişi alacağı sınavda 310 kişi arasından birinci oldum ve 8 yaşındayken ailemden ayrılarak Ankara’da yatılı olarak kalmaya başladım. Okulun iç avlusuna farklı odalardan gelen keman, piyano ve şan sesleri, tirad çeken tiyatrocular bana ‘buraya aitim’ dedirtti.

Zorluk çektiniz mi?

Okulun havası çok hoşuma gitmişti ama iki yıl içinde mutlu günler yerini özlem, hasret ve garipliğe bıraktı. Durup dururken ateşimi çıkaran, hasta eden ‘sıla hasreti’ hastalığına yakalandım. Sonra Büyükşehir Belediyesi’nin okulu açılınca İstanbul’a döndüm. Şehir Tiyatroları’na müracaat ettim. Tiyatro sahnesine çıkıp, halkla karşılaşıp, alkışı aldıktan sonra “Ben bir daha inemem. Burası benim yerim.” dedim. Ortaokul süresince 3 sene çeşitli piyeslerde oynadım. Oyuncular tanıdım, onlar gibi olma duygusu başladı.

Oyuncuların hangi özellikleri sizi etkiledi?

Başarıları ve ilkeleri beni çok etkiledi. Ayla Aydan’ı, Gülistan Güzey’i seyredip onlar gibi olmaktı istediğim. Tiyatro bölümüne geçmem sayesinde Susuz Yaz’da oynamayı başardım.

Sıkıldığınız olmadı mı?

Tam tersine. Çok mutluydum. Bir şeyler başardıkça daha da mutlu oluyordum. Şimdi fark ediyorum ki o yaşta çocuklara ne verilirse onu alıyorlar. Anne ve babalara çok görev düşüyor. ‘Ağaç yaşken eğilir’in anlamı bu. Büyüklere şöyle bir mesaj çıkıyor: “Çocuklarınızı fark edin. Onların içinde büyük cevher var. Bunu dışarı çıkarabilmeleri için güvenin ve şans verin. İlla yapacak diye bir şey yok. Yapamayadabilir. O zaman da hayal kırıklığına uğramayın. Ama bu imkanı tanıyın.”

Eğitim denilince aklınıza ne geliyor?

Sadece çarpım tablosunu öğrenmek değil, aynı zamanda düşünceli, saygılı, duyarlı, sağduyulu olmak. Sanatla, sporla tanıştırıp faydalı bir şeyler ortaya koymasını, kendine güvenmesini, hoşgörülü olmasını sağlamak. Kültürümüzde de dinimizde de böyle. Sanatla ilgilenen çok donanımlı oluyor. Tiyatro, sinema ve edebiyatta birçok hayatla karşılaşıyor ve empati kurabiliyorsun. Karşındaki insana o süre içerisinde arpa boyu bir cümle, bir kelime, bir duygu bir şey aktarabilmişsen gerisi önemli değil.

Okulu bitiremediğinize üzülüyor musunuz?

Gündüz okula, akşam Şehir Tiyatroları’na gidiyordum. Bunların yanı sıra İngilizce ve keman dersi alıyordum. Konservatuarda bale ve piyano öğreniyordum. Çalışma hayatı çok yoğun olduğu için okulumu bitiremedim. Eğitimin yaşı yok ve illa okulda olacak diye de bir şey yok. Bu anlayış içinde olmak sürekli okumak, araştırmak, algılayabilmek, hazmedebilmek, düşünmek. Bir çok insan gibi eğitime destek veren bir gönüllüyüm. Herşeyin devletten beklenilmemesi gerekiyor. Aklım, bilgim, zamanım yettiği kadar elimden geleni yapacağım.

Oynamak istediğiniz bir rol var mı?

Bu ülkenin tarihinde, siyasetinde, sosyal yaşamında, ilim ve bilim alanında iz bırakmış, saygı duyacağımız, çocuklarımızı yetiştirirken “Sana geçmişteki şu güzel insanların ülkesini emanet ediyorum.” diyebileceğimiz şahsiyetleri oynamak istiyorum. Bir çoğumuzun görüp de fark etmediği ya da gözden kaçırdığı küçücük hayatları içerisinde bilgi, sabır ve uğraşlarıyla bir şeylerin üstesinden gelen kahramanları da tanıtırsak sayılarını çoğaltabiliriz.

Beni yansıtıyor dediğiniz bir filminizi hatırlıyor musunuz?

Her filmde biraz kendimle özdeşleştirdiğim bir taraf oluyor. Aliye Öğretmen, Vurun Kahpeye, kendini öğrencilerini yetiştirmek için adayan Macide Öğretmen çok keyif vermişti.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious