İslam karşıtlığını medya körüklüyor

  • Giriş : 22.08.2006 / 00:00:00

11 Eylül saldırılarından sonra Batı’da tırmanışa geçen İslamofobi (İslam karşıtlığı) tehlikeli boyutlara ulaştı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Araştıma şirketi Gallup’a göre, Amerikalıların yüzde 39’u, Müslümanların ‘özel bir kimlik belgesiyle’ dolaşması gerektiğine inanıyor. Bu anketin ardından yaşanan iki somut olay endişeleri artırdı. Ahmed Faruk adlı Amerikan vatandaşı bir Müslüman, uçaktaki koltuğunda namaz kıldığı için şikayet üzerine yaka paça aşağı indirildi. İspanya’dan İngiltere’ye giden bir uçakta da ‘Ortadoğu görünüşlü’ iki yolcu, diğer yolcuların baskısı sonucu ‘terörist oldukları’ şüphesiyle seyahatten men edildi. Zaman’a konuşan Amerikalı uzmanlar, İslam karşıtlığının Batı’da yükselmesinde siyasetçiler ve medyanın rolü bulunduğunu belirtiyor. Amerikan Din ve Kamu Politikası Enstitüsü Başkanı Joseph Grieboski, “Medya Amerika’da İslam’ın olumlu etkilerini gösterme konusunda hiçbir şey yapmıyor.” diyor. Ulusal Kiliseler Konseyi (NCC) Genel Sekreteri Bob Edgar ise İslam dinine karşı baskıların hafifletilmesi noktasında ‘kötü iş yapan’ iki grup olduğunu kaydederek, bunları ‘Amerikan hükümeti ve aşırı sağcı Hıristiyan dindarlar’ olarak sıralıyor. Edgar, “Maalesef hükümetimiz Evanjelik Hıristiyanlarla daha fazla zaman geçiriyor.” şeklinde konuşuyor.

Müslüman insan hakları örgütü CAIR’in Araştırma Direktörü Muhammed Nimer, İslamofobinin ‘ciddi bir problem ve salgın’ olduğunun Amerikan hükümeti tarafından kabullenilmediğini vurguluyor. Georgetown Üniversitesi’nden Prof. John Esposito da, Amerika’da ‘güçlü ve büyüyen’ bir ‘İslamofobik azınlık’ olduğunu kaydediyor.

Yönetimlerin ilgisizliği, tırmanan İslamofobi kadar endişe verici

Amerika’da artan İslamofobi ve Müslüman karşıtlığı birçok sivil toplum grubunu ve insan hakları takipçilerini kaygılandırıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) ve CAIR gibi önde gelen insan hakları kurumları Müslümanlara ve İslamî organizasyonlara karşı nefret suçlarının ve ‘İslamofobik’ davranışlarının arttığını belgeliyor. Amerikan yönetimi bu salgınla mücadelede daha etkin mücedeleye davet ediliyor. Ulusal Kiliseler Konseyi (NCC) Genel Sekreteri Bob Edgar, İslam dinine karşı baskıların hafifletilmesi noktasında ‘kötü iş yapan’ iki grup olduğunu söylüyor: “Biri Amerikan hükümeti, diğeri Jerry Falwell, Franklin Graham gibi kimselerce temsil edilen aşırı sağcı Hıristiyan dindarlar.”

Mart ayında Washington Post’un yaptığı bir araştırma, İslam’a ve Müslümanlara olumsuz bakan Amerikalıların neredeyse yüzde 50’yi bulduğunu ortaya çıkarmıştı. Bu tür istatistikleri ‘alarm verici’ bulan Edgar, “Ulusların şahsiyeti ve egoları vardır. Bizim ulusumuzun 11 Eylül’den beri korkuya dayanan bir egosu var.” diyor. Din ve Kamu Politikası Enstitüsü Başkanı Joseph Grieboski, Amerikan toplumunda İslamofobi’nin yükselmesinden ‘çok rahatsız’. Çünkü ‘ABD’deki İslam toplumu gereksiz şiddete muhalefetini göstermede muazzam derecede başarılı bir iş yaptı. Ancak medya ABD’de İslam’ın olumlu etkilerini gösterme konusunda hiçbir şey yapmıyor.’

Edgar’ın ABD hükümetinden hoşnutsuzluğunun sebebi ise ‘aynı barış ve şiddet karşıtı prensiplere bağlı olan Amerika’daki mutedil Müslümanlar ve İslam toplumu gruplarıyla çalışmada yeterince samimiyet göstermemiş olması’. Başkan Bush’un 11 Eylül’den sonra camiye gittiğini, bazı Müslüman liderlerle görüştüğünü hatırlatan Edgar, “Ancak malesef hükümetimiz aşırı sağcı evanjelik Hıristiyanlarla daha fazla zaman geçiriyor.” diyor. Edgar’a göre, “ABD başka ülkelere toleranssızlıklarından dolayı sıkça patlamaya hahişkar iken, kendi ihlallerini gösterecek şekilde dönüp aynaya bakmıyor.”

Müslüman insan hakları örgütü CAIR’in Araştırma Direktörü Mohamed Nimer, ABD hükümetinde İslamofobinin ‘ciddi bir problem ve salgın’ olduğunun ‘herhangi bir seviyede’ kabullenilmediğini öne sürüyor. “Müslüman karşıtı duyguların yaygın olduğu ve bu problemle mesela antisemitizm gibi mücadele edilmesi gerektiğinin kabul edildiğini gösteren bir defter kaydı yok.” diyor. Ve bunun sebebini de şöyle açıklıyor: “Tabii ki bu, işin siyasi yansıması. Müslümanların bu konuyu ABD hükümetinin halkla ilişkilerde ve yabancı diplomaside öncelikleri arasına koyduracak siyasi ağırlığı yok.”

Öte yandan, farklı Amerikan Müslüman gruplarıyla irtibatı olduğunu ve sıkıntılarını dinlediğini ifade eden ABD Helsinki Komisyonu’ndan Knox Thames, “Bana bu konularda gelen olmadı. Kimse İslamofobinin ABD raporlarında işlenişini geliştirme konusunda benimle konuşmadı.” diyor. Oysa Knox’a göre mesela Musevi cemaati temsilcileri, Avrupa’da geçtiğimiz yıllarda yaygınlaşan antisemitik eylemleri vesile ederek ABD hükümet ve Kongre yetkililerine ulaşmış. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın antisemitizmle nasıl mücadele ettiğine dair özel bir rapor çıkarmaya mecbur eden bir kanunun çıkmasına vesile olmuşlar. Mohamed Nimer, ABD Adalet Bakanlığı’nın ve ona bağlı çalışan FBI’ın Müslüman karşıtlığı konusundaki tutumu hakkındaki çizgisini ‘karışık’ buluyor. 11 Eylül’den önce ‘çok çok ihmalkar’ iken, sonra çok daha fazla hadiseyi kaydettiklerini belirtiyor. Ancak Nimer’e göre, Adalet Bakanlığı’nın problemi, Amerikan Müslüman camiası ile bağlantılarının iyi olmaması. Bu nedenle ayrımcılığa uğrayanlar Müslümanlar ‘sadece bir istatistik’ olarak kalmamak için, Adalet Bakanlığı’ndan çok ‘meseleyi çözebileceğini umdukları’ CAIR gibi organizasyonlara ihbarda bulunuyorlarmış.

Bob Edgar ise Adalet Bakanlığı’nın ‘İslami yardım organizasyonlarının tamamını bir şekilde terörizmle boyayan yorumlarından dolayı hayal kırıklığına uğradığını’ belirtiyor: “Bakanlık, Katrina kasırgasında yardıma koşan ve bazı Hıristiyan ve Yahudilerden daha fazla kaynak toplayan birçok Müslüman organizasyon olduğuna işaret etmekte yavaş kaldı.” ABD’de 35 farklı kilise geleneğini temsil eden 45 milyon Hıristiyan’ı şemsiyesi altına alan NCC, Müslümanlarla işbirliği yapıp önyargıları aşmak üzere Hıristiyanlara İslam’ı anlatmak için özel olarak hazırlanan ‘Tanrı Birdir: İslam’ın Yolu’ adlı kitaptan 50 bin adet bastırmış ve üyelerine dağıtmış. Edgar, ABD’nin İslam imajında önümüzdeki birkaç yıl içinde ‘büyük bir değişiklik’ olacağına inanıyor. Georgetown Üniversitesi’nden Prof. John Esposito ise halkın çoğunluğunun ‘İslamofobik’ olmadığını; ancak ‘güçlü, büyüyen ve kaydadeğer’ bir İslamofobik ‘azınlık’ bulunduğunu belirtiyor.

ABD’ye, Avrupa’daki İslamofobi’ye karşı sesini yükseltme çağrısı

Birleşmiş Milletler İslamofobi’yi mercek altına aldı ve konferans düzenledi. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) bünyesinde bu amaçla özel bir temsilcilik açıldı. Peki Bush hükümeti ve Kongre, başta Avrupa olmak üzere dünyada hızla yaygınlaşan İslamofobi ve Müslüman karşıtlığıyla mücadeleye yeterli seviyede ilgi gösteriyor mu? Bazı Amerikan sivil toplum örgütlerine göre, hayır.

Din ve Kamu Politikası Enstitüsü Başkanı Joseph Grieboski, ABD Dışişleri’nin İslamofobiye karşı tutumunu ‘tatmin edici’ bulmayanlardan. “Fakat sadece İslamofobi değil, Batı Avrupa’da genel olarak dine karşı hoşgörüsüzlüğün, antisemitizmin, Hıristiyanofobinin, azınlıklara karşı yabancı düşmanlığının artmasına Dışişleri’nce verilen karşılık beni hayal kırıklığına uğratıyor.” diyor. Clinton döneminde ve Bush hükümetinin ilk yıllarında Avrupa’daki din özgürlüğü problemlerine yönelik tutumun ‘çok iyi’ olduğunu savunan Grieboski, “Şu noktada Batı Avrupa’daki dini durum, özellikle de İslamofobi sorunu noktasında ya çok az konuşuluyor, ya da hiç konuşulmuyor.” diye yakınıyor. Grieboski’ye göre, ‘Dışişleri bunun önemini anlamıyor’. Ayrıca, ABD Dışişleri, Avrupa ile ilişkisini şu anda ‘tamamen Irak ve İran tonlarında’ gördüğünden ‘herhangi bir baskı uygunsuz karşılanabilir’. Oysa, İslamofobi başlığıyla şimdiye kadar yapılmış en geniş araştırmalardan biri olan Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı Merkezi’nin (EUMC) 2002 tarihli raporu, 11 Eylül 2001 terör saldırılarından sonra Avrupa’da sade Müslümanlara karşı yapılan taciz ve ihlallerin dozunun ve kabul görme oranının arttığını ortaya koyuyordu. Grieboski, Dışişleri bünyesinde kurulmuş olan Uluslararası Din Özgürlüğü Dairesi’nin de meseleyi ‘uygun şekilde ele almadığına üzgün’. “USCIRF gibi gruplar konuyu tamamen ihmal etmiş durumda.” diyor. Ulusal Kiliseler Konseyi (NCC) Genel Sekreteri Bob Edgar, duruma şu açıklamayı getiriyor: “ABD’deki bazı komisyonlarımız ve komitelerimiz ortayollu Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanların değil, radikal sağcı Hıristiyanların kontrolünde.”

Goergetown Üniversitesi’nden Prof. John Esposito, “ABD hükümetinin İslamofobi salgını ile mücadelesi sizi tatmin ediyor mu?” sorumuza, “Şu an itibarıyla bunu söylemek zor’ karşılığını veriyor. ‘Dışişleri’nde bir kaygı var. Ama meselenin tanınması ve bu fenomenle nasıl iştigal edileceği noktasında hâlâ bebeklik dönemindeler.” diyen Esposito, Amerika’da büyük İslamofobi vakaları olursa dünyadaki imajı etkileneceğinden meselenin o zaman daha yüksek oranda idrak edileceğini tahmin ediyor. ABD ve Avrupa’nın insan hakları raporları hazırlarken uluslararası alana bakmaya meyilli olduklarını, ancak birbirlerine pek bakmadıklarını ifade eden Esposito, ‘İslamofobi fenomeniyle ilgili konuşurken Avrupa’nın bazı yerlerindeki olaylara ışık tutmak gerekiyor ve Amerikan yönetimi için bu konuda seslerini yükseltmek önemli hale geliyor’ şeklinde konuşuyor. ‘Amerika, Fransa’daki başörtüsü meselesine ve diğer ayrımcılıklara ilişkin kaygılarımızı dile getirme hususunda oldukça açık sözlü olmalı. Bu, olması gereken derecede yapılmadı’ diye ekliyor Esposito.

ABD Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu’nun siyasetten sorumlu yardımcı direktörü Tad Stahnke, ‘AGİT bölgesindeki Müslümanların haklarını yeniden teyit etmeye ihtiyaç olduğunu görüyoruz’ diyor. Stahnke, ABD Dışişleri’nin ‘muayyen durumlarda’ meseleyi güçlü şekilde dillendirdiğini belirterek ‘Her zaman daha fazlası yapılabilir.’ diye ekliyor. ABD Dışişleri’ni, Müslüman haklarının ihlal edildiği ‘belli ülkeler’de ‘daha dinamik bir yaklaşım’ göstermeye teşvik ettiklerini kaydediyor.

Esposito: Batılılar, İslam ülkelerindeki İslamofobi’yi de görmüyor

Dünyada İslamofobi’nin en yaygın olduğu yerler, normalde Müslümanların azınlık statüsünde olduğu ülkeler. Ancak uzmanlara göre Tunus ve Türkiye gibi katı laikçi sistemlerde yapılan bazı uygulamalar, Müslümanların çoğunluğu teşkil ettiği ülkelerde de ‘İslamofobi’ sorunu olabileceğini ortaya koyuyor. ‘İslam ülkelerinde İslamofobi olabilir mi?’ sorumuza Prof. John Esposito, ‘Bunu söylemek biraz garip ama, evet, bazı şekillerde olabilir.’ cevabını veriyor. Esposito’ya göre, ‘ister Batı’da bir gayri-müslim, isterse bir İslam ülkesinde Müslüman olsun’, eğer bir şahıs, idareci ya da elit ‘laikçi fundamentalist’ ise ‘bir bakıma Müslüman karşıtı’ yani İslamofobik olarak nitelendirilebilir. Batılıların İslam ülkelerindeki insan hakları ve din özgürlüklerinden bahsederken genelde Hıristiyanların, Musevilerin ve benzerlerinin sorunlarına odaklandığını belirten Esposito, ‘Fakat onlar çoğu kez İslam ülkelerinde orta yollu olan, ama İslami eğilim taşıyan Müslümanlar, aktivistler ya da ekstremist olmayan İslamcılar için din özgürlüğü nerede diye sorulabileceğinin farkında değiller. Meselenin bu boyutunu görmeme eğilimi var.’ şeklinde konuşuyor. Ülkelerinde dini inançlarını ‘siyasi ve sosyal olarak, şiddete başvurmaksızın’ ifade eden ‘İslami eğilimli vatandaşların’ haklarının ihlal edilmesi ve baskı altında tutulmasıyla ilgili olarak ‘Bu İslamofobi’ye benziyor’ diyenler olabileceğine işaret eden Esposito, “Bu çok ironik görünüyor. Çünkü teknik olarak Müslüman birinin bunu diğer Müslümanlara yapmasından bahsediyoruz’ diyor. Amerikalı birçok insan hakları gözlemcisi, Türkiye’deki İslamofobi’nin en çarpıcı delillerinden biri olarak başörtüsü meselesini görüyor.

Independent, Müslümanları tacize tepkili: Aptallık!

Independent yazarı Johann Hari, dünkü yazısında, “tüm Müslümanlar aynı değil” diyerek ılımlı Müslümanları taciz etmenin “aptallık” olduğunu belirtti. Hari, “Cihat isteyenlerin ilk kurbanlarının liberal Müslümanlar olduğunu unutmayın ve cihatçılara karşı mücadelede en büyük müttefikimiz de onlar olacaktır. Onları şimdi taciz etmek ya da karşılarında nutuk atmak sadece bir aptalın yapacağı iştir.” diye yazdı. Hari’nin kaygılarına katılan İngiliz polis teşkilatı Scotland Yard’ın üst düzey Müslüman yetkililerden Ali Dizaei de bu tür olayların, terör gruplarının “ekmeğine bal sürdüğüne” işaret etti. İktidardaki İşçi Partili milletvekili Halid Mahmud ise iki yolcunun indirilmesi kararını “Muazzam bir şekilde saçma” diye niteledi. Konuya ilişkin Guardian’a konuşan Mahmud, “Sırf Asyalı görünüşe sahip diye kimseyi suçlayamaz ve kimseye terörist gibi muamele edemezsiniz.” diyerek halkı, “sakin olmaya” çağırdı. Independent’a konuşan İngiltere Müslüman Konseyi Başkanı Muhammad Abdül Bari, bu olayın, “sıradan Müslümanların haksız bir şekilde karşı karşıya kaldığı yüksek şüphe seviyesini” gösterdiğini söyledi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious