'İspatlanırsa Taksim'de intihar ederim'

'İspatlanırsa Taksim'de intihar ederim'.12998
  • Giriş : 09.09.2008 / 15:18:00

Aydın Doğan, 'İspat ederlerse Taksim meydanında intihar ederim' dedi, Tansu Çiller ispat etti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Fehmi Koru bugün Doğan Grubu'nun önce alkışlayıp sonra yuhaladığı liderleri yazdı. Vatan yazarlarından birinin Başbakan Erdoğan'a örnek gösterdiği Tansu Çiller'den yola çıkan Koru, Doğan Medyası'nın Çiller ve Ecevit için yaptıkların sıraladı.

Fehmi Koru Çiller'le Doğan arasında geçen tartışmada Aydın Doğan'ın 'İspat ederlerse Taksim meydanında intihar ederim?' dediğini Tansu Çiller'in de iddiasını ispat ettiğini belirterek, “Belgesini sundu Tansu Hanım, bereket intihara kalkışmadı ülkemizin en büyük medya patronu...” diye yazdı.

Koru, Ergenekon iddianamesini henüz iddia aşamasında diye haber yapmayan Doğan Grubu'na devam etmekte olan bir davanın iddianamesini nasıl yayınladıklarını sordu ve daha önce Alman yargısının Tansu Çiller'in başına ördüğü çorabı hatırlattı.

Fehmi Koru'nun Taha Kıvanç mahlasıyla Yeni Şafak'ta yayınlanan bugünkü yazısı:

Aydın Doğan emekli olacak mı?

Doğan Medya Grubu'nun en saldırgan gazetesinde yazan bir dostumuz, “Çiller de basına saldırdı, şu anda evinde oturuyor” diye özetlemiş zihinlerinden geçeni. Gerçekten de öyle. Tansu Çiller medya tarafından başbakan yapılmış, sonunda da Aydın Doğan medyası tarafından emekli edilmiş bir politikacı. Aynı durumda olan başka politikacılar da var.

Tansu Çiller'in siyaset sahnesine çıktığı dönemi iyi hatırlıyorum. Turgut Özal'ın vefatı üzerine Süleyman Demirel Çankaya Köşkü'ne taşınınca (1993), DYP'nin başına geçme sürecini neredeyse içinden yaşadım. O zaman Aydın Bey henüz Hürriyet'in sahibi olmamıştı, ama Ertuğrul Özkök eksik olan sürekliliği sağlıyor bugün.

“Lady'nin topuk sesleri” manşetiyle başlayan süreçte, medya, Demirel'in 40 yıllık dava arkadaşını göz ardı edip Tansu Çiller'e atfedilen, sarışın, kentli, profesör, kadın ve anne özelliklerini ön plana çıkartan müthiş bir kampanya yürüttü. Sonunda, medya, herkesin 'İsmet Abisi' İsmet Sezgin'den fazla oy almasını sağladı Tansu Çiller'in...

Aynı medya, bu defa Hürriyet'i de satın alan ve kartelleşip diğer gazeteleri peşine takan Aydın Doğan öncülüğünde, Çiller'i politikadan silen yeni bir kampanya sürdürdü. 28 Şubat'a giden süreçte, önce Tansu Çiller'in pilini bitirdiler, sonra Refahyol'u iktidardan alaşağı ettiler.

Doğrudur, Çiller Aydın Doğan'la çatıştı ve yenildi. Ancak bu noktada sorulması gereken soru şudur: Elinden tutarak başbakan olmasını sağlayan Aydın Doğan'la sürtüşme ve kavga etme noktasına nasıl geldi Çiller? Politikacılar aptal mı ki, bir medya grubu patronuyla milletin önünde kavga etsinler?

Tansu Çiller ile Aydın Doğan'ın 1999 nisan ayında kameralar karşısında yaptıkları kavga ibretliktir. O sıra Sabah da yanı başındaydı Aydın Bey'in. Erzurum'da seçim mitinginde, Çiller, “Dininiz ve Diyanetinizin koruyucusu biziz” dedi diye kıyametler koparmıştı medya. Aydın Doğan, bir televizyon kanalında, “İspat ederlerse Taksim meydanında intihar ederim” bile demişti o süreçte.

Belgesini sundu Tansu Hanım, bereket intihara kalkışmadı ülkemizin en büyük medya patronu...

Tansu Çiller'le geçinemedi de, 'Karaoğlan' lâkaplı Bülent Ecevit'le geçindi mi sanki Aydın Bey? 1999 sonrasındaki hükümetlerde başbakanlık yaptığı sırada epey bir süre iyi gitti Ecevit-Doğan ilişkileri; hastalığının artık iyice saklanamaz hale geldiği bir dönemde, Bülent Bey, sabahlara kadar Meclis'te nöbet tutup RTÜK Yasası'nı Aydın Bey'in isteği doğrultusunda çıkartmıştı.

Ölmeden az önce, henüz başbakanlık koltuğunda otururken Bülent Ecevit aleyhinde de kampanya yürütmüştü DMG'nin gazete ve TV'leri... Adamın yıkanmadığı bile kendilerine dert olmuştu, hatırlayın...

Bülent Ecevit de mi Aydın Doğan'ın basın özgürlüğüne göz dikmişti acaba? Yoksa Aydın Doğan mı Bülent Ecevit'in koltuğunu terk edip yerini Hüsamettin Özkan'ın almasını istediği için, seçim (2002) sonrasında da Kemal Derviş'in başbakan olmasını sağlama hevesiyle Ecevit karşıtı bir çizgi izletiyordu?

Eskiden olsa patron ile gazetelerini çıkaranları birbirinden ayırır, gazetenin çizgisinden Aydın Doğan'ı sorumlu tutmazdım. Mehmet Ali Birand'ın karşısına oturup gazete ve TV kanallarının yayınlarından kendisi sorumluymuş gibi konuşunca işin rengi değişti.

Size de bir şey garip gelmiyor mu?

Tansu Çiller 'lady' olarak tanımlanıp topuk sesleriyle iktidara lâyık görülürken, gazetelerinin yazarları da Tansu Hanım'ı nereye koyacaklarını bilemiyorlar. Sonra ne oluyorsa Tansu Çiller gözden düşüyor ve gazetelerinin bütün yazarları onu emekli etmek için seferber oluyorlar. Bülent Ecevit'in iktidara yürüyüşü için kolları sıvayan yayın grubu sonunda fişini çekmeye karar veriyor; başta Ecevit fanatiği gibi davranan yazarlar birdenbire gözündeki çapağı görmeye başlıyorlar...

Kıskanılacak bir uyum içerisinde...

Bugün de hepsi birden kalemleriyle Tayyip Erdoğan'ı yerden yere vuruyorlar; içlerinden biri bile farklı iki satır yazmıyor. Geçmişte Tansu Çiller'e kurulan uyuşturucu tuzağını hatırlayıp “Almanların oyununa mı geliyoruz” diyen bir tek yazar çıkmıyor aralarından... Ya da, hiçbiri “Yahu, biz 'iddianameden hareketle haber yapılmaz' diyerek Ergenekon'u sayfalarımıza koymadık, Alman savcının iddianamesini neden ve hangi gerekçeyle haber yapıyoruz?” itirazında bulunmuyor.

Yine kıskanılacak bir uyum içerisinde...

Dostumuz haklı, medya patronlarıyla tartışan politikacıların başı derde girebiliyor; ama politikacının çetinine çatan medya patronu için de durum iyi değil. Sahi, Özal'ı yok etmek isteyen Hürriyet'in Aydın Doğan'dan önceki patronu Erol Simavi şimdi nerelerde?

YENİ ŞAFAK / Taha Kıvanç

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*