İsrail, Roma'dan izin aldı!

  • Giriş : 27.07.2006 / 00:00:00

Roma zirvesi fiyaskoyla bitti.İsrail vurmaya devam edecek!

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


İsrail kuvvetlerinin Lübnan'ın güneyini sistematik bir şekilde tahrip etmeye ve kaçınılmaz bir şekilde Lübnanlıları soykırıma maruz bırakmaya başlamasının ikinci haftasında durum bu minvalde görünüyor, fakat sanki öldürülen her İsrailliye mukabil üç Lübnanlı şeklinde sabit bir oran mevcut.


Dünya seyrediyor, Birleşmiş Milletler üyelerinin birinin diğerine karşı temkinli ve hesapkârane politikalarının yerine ve herhangi bir savaş durumu da ilan etmeksizin sanki bu durum korkunç bir tabii afetmiş, bir başka tsunami imiş gibi çaresizliğini ifade edercesine ellerini yana açıyor.

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ‘kalıcı' bir barış sağlanıncaya kadar katliamı durdurmak -yani İsrail saldırılarını durdurmaya karar vermek- için bir şeyler yapma konusundaki isteksizliğini anlamsız bir şekilde izah etmek için bölgeye tamamen beyhude bir ziyarette bulundu. Bu sırada Avrupalılar ve neredeyse herkes elleri üzerine oturarak başka istikametlere bakıyorlar, fakat oldukça üzgün olduklarını ifade etmekten de geri durmuyorlar. Roma'da dün, güçler İsrail'in Lübnan'a saldırısını tartışmak için bir araya geldiler, fakat Washington'ın paranoyak fantezisi nedeniyle Hizbullah'ı kontrol ettiği varsayılan iki güç, İran ile Suriye -ve bizzat Hizbullah'ın kendisi de olmaksızın. Hazır bulunmak: Bu içi boş görüşme neyi gerçekleştirebilir ki? İsrail katliamı bitirinceye kadar beklemek üzerine bir anlaşmayı mı -ve belki de Lübnan'ı yine o eski korkunç iç savaş durumuna döndürmeyi mi? Ya da sınırı İsraillilerden koruyacak bir uluslararası barış gücü yerleştirilmesini mi? Bu neye yarayacak? Bu şekilde bir uluslararası barış gücüne bel bağlamak bombaların geldiği yerden, İsrail havaalanlarından gelerek bölgeyi işgal edenlerin bombardımanını durdurmaya yetmeyecektir. Şayet bu gerçekleşecekse, aynı şekilde Hizbullah'ın da İsrail'e füze saldırısında bulunmasına da hemen bir ateşkesle son verilecektir.

İsrail’e yine zaman kazandırıldı

Bunu durdurmak bu kadar kolay olacaktır. Bununla birlikte -İsrail durmaya hazır oluncaya kadar da bu imkansızdır. Bush'un ‘Batı'da' paranoyak İslamcı teröre karşı savaş fantezisi artık herkesi kuşatmıştır ve artık -(İsrail'in hem Filistinliler hem de Lübnanlıların haklarını tamamıyla ihlal ederken sözde nefsi müdafaa hakkını kullandığı) Gazze'den Lübnan'a, Putin'in Çeçenistan'ı, Hindistan'ın Keşmir'i, Çin'in Sinjiang'ı kadar bütün meseleler buna dahil edilebilir. Washington'da Lübnan'ın üçüncü dünya savaşının başlayacağı yer olduğu hakkındaki saçma konuşmaların çıkış noktası da burasıdır.

Halbuki İslam dünyası, ABD ve İsrail'den farklı olarak ne uzlaşmazlıklara, ne hava gücüne, ne de nükleer silahlara sahiptir. Tehdit Washington'da icat edildi ve Amerikalıların korkularını kaynama derecesinde -ve Cumhuriyetçileri iktidarda- tutmak için sürdürülüyor. Sadece, herhangi biri kadar Amerikan'ın ortaya çıkardığı birisi olan Irak Başbakanı -şüphesiz ülkesindeki Şii çoğunluğun gönüllü olarak Lübnan'a yardım etmeye veya ülkesindeki ABD işgaline karşı muhalefete geçeceği korkusuyla- ayakları üzerinde durdu ve Bush'a meydan okudu.

Yine de, çatışmanın sebepleri -aynen ABD'nin Irak'ı işgal sebepleri gibi anlaşılmazlığını koruyor. İsrailliler kazanamayacaklarını biliyorlar. Hizbullah, Güney Lübnan yoğun bir şekilde askerî işgale maruz kalmadıkça (ve muhtemelen İsrail ağır kayıplar vermeden) kökünden sökülüp atılamaz; FKÖ'yü çıkarmadan önce de yaptıkları şey de buydu, 20 yıl boyunca Filistin'i işgal ettiler ve yine de başarısızlığa uğradılar. Hizbullah ancak Lübnan'daki yerleşik sisteme ve silahlı kuvvetlere dahil olduğu takdirde silahsızlandırılabilir. Onları ayrım yapmaksızın bombalamak, bütün Lübnanlıların, Hıristiyanların, Dürzilerin, Sünnilerin, İsrail vahşetine karşı koyarak İsraillilere sınırlı da olsa zarar verebilecek yegane güç olarak onların arkasına takılması anlamına gelecektir. Hizbullah'ın durumu nedir? Shaba'a çiftliklerinden ve bazı mahkumların salıverilmesinden daha fazlasını elde edemezler. Er veya geç, ellerindeki İran füzesi stoku tükenecek veya varlıklarını sürdürmenin artık durmak olduğu seviyeye düşecektir. Bu kadar az şey için bütün bu ölüm ve yıkımlara değer mi?

İsrail'in üst yönetimi uzlaşmaz bir şekilde Ürdün nehrini İsrail'in doğu sınırı yapmakta ısrar ettikleri sürece, Filistinlilere Kuzey Amerika'da yerlilere uygulandığı gibi belli bir toprak parçası tayin edilse bile, hiçbir şey değişmez. Bunun anahtarı sürekli ABD desteğidir. Ve aynı şey dünyanın geri kalanı için de söz konusudur -BM'yi İsrail'in misillemesinin 'orantısız' olduğu şeklinde zayıf bir şikayete indirgemek. (Orantılı olan nedir? Hizbullah'ın İsrail elektrik santrallarını veya Tel Aviv Havaalanı'nı bombalamasına müsaade edilmeli midir?)

Avrupalılar biraz daha iyiler. İngiliz politikası, ABD politikasının körü körüne takip edilmesi halinde İngiltere'nin önemli olabileceği prensibiyle belirlenmektedir -bu nedenle Avrupa Birliği içinde bir Truva atıdır. Fransa homurdanmaktadır ve bir zamanlar AB'yi ABD'ye meydan okuyacak bir güç yapma şeklinde bir projesi vardı, fakat ABD'nin Irak savaşı konusunda Avrupalı güçleri parçalama şekli, Fransız seçmeninin Birlik karşıtlığına dönmüş gözükmesiyle birlikte bütün bu umutları sona erdirdi. Artık Avrupalılar imparatorun sarayında teveccühünü kazanmak için birbirleriyle yarışıyorlar. Bu nedenle, Washington'ın Guantanamo Üssü'nde ve Abu Garib'de Cenevre Sözleşmesi'ni umursamayarak -tutukluların adil yargılanma haklarını engellemek suretiyle insanları sorgusuz sualsiz dilediği kadar hapiste tutması- ve işkenceye maruz bırakması konularında Avrupalıların tepkisi zayıflamış durumdadır. Ve aynı şekilde bizzat İsrail geçmişte işlenen bir suçtan dolayı ya da gelecekte suç işleme ihtimali bulunduğu için insanları ördürme hakkını meşru hak olarak ilan etmiştir. Hiç kimse buna karşı çıkmamaktadır.

Huntington ortaya attığında -ABD bütün silahlara sahip olduğu halde- medeniyetler çatışması gülünç bir tez olarak görülüyordu. Fakat bu tür bir kanaat bunu ortaya atanların dahil oldukları aptallık ve hayal gücünü hesaba katmamaktadır. İsrail'in Güney Lübnan'ı (Olmert'in İsrail silahlı kuvvetleri ve seçmeni nezdinde kredibilitesini tesis etmesi de dahil) kısa dönemli taktik kazançlar için yakıp yıkması ve ABD ile Avrupalıların İsrail'i durmaya zorlamakta başarısız kalmaları -ister Başkan Bush'un, ister Usame bin Ladin'in takipçileri olsun- militanlar için destek sağlamanın en güçlü şeklidir. Bu durum hukukun, karşılıklı güvenin ve birtakım şefkat ve karşılıklı destek kıstaslarının yönettiği bir dünya fikrini tamamıyla ortadan kaldırmaktadır.

Dahası, İsrail güçleri karşısında Lübnan'ın yalnızlığı hükümetler açısından, gizli veya açık bir nükleer caydırıcılığa sahip olmak için güçlü bir argümandır. Bu şekilde Washington bizzat kendisi Nükleer Silahsızlanma Sözleşmesi'nin mezarını kazmakta ve Tahran'da İran'ın ancak caydırıcı bir nükleer güce sahip olabildiği takdirde İsrail ile aynı bölgede yaşayabileceğini söyleyenlerin iddialarını güçlendirmektedir.

*Bu yazıyı Zaman için kaleme alan Prof. Harris, Londra Kolej Üniversitesi öğretim yesidir.)

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious