İsrail'i durduran Rusya mı?

  • Giriş : 16.08.2006 / 00:00:00

İsrail’in Hizbullah’a karşı yürüttüğü savaş, sivillere yönelik katliamlar kadar, “yenilmez İsrail ordusu” imajının yıkılmasıyla da tarihe geçecek.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


İsrail askerî kabiliyetinin kaynağı olarak gösterilen ve “dağların çeliği” olarak da adlandırılan İsrail yapımı Merkava tanklarının Hizbullah tarafından bir bir imha edilmesi, bu hezimetin bir sembolü haline geldi. İsrail tankları vuruldukça, Tel Aviv’de ve Washington’da gözler bunun sorumlusunu aramaya başladı. Operasyonun başından bu yana Hizbullah’ın silah gücünün arkasında İran ve Suriye gösterilirken, son dönemde bu listeye Rusya Federasyonu (RF)’nun da dahil edildiğine şahit oluyoruz. İsrail medyası, Rusya’yı Lübnan’daki başarısızlığından sorumlu tutarken, Lübnan’da Rus yapımı silahların kullanıldığını ileri sürüyor. Askerî uzmanlar, Hizbullah’ın Rus yapımı Metis-M anti-tank füzeleri, RPG-29 roketleri, SA füzeleri, Strela-2, SAM vb. füze sistemlerine sahip olduğunun altını çiziyor. Oldukça etkili sofistike silahlara sahip Hizbullah’ın, bundan dolayı sıradan bir milis örgütten daha çok organize bir Ordu görüntüsüne sahip olduğuna dikkatler çekiliyor. Tel Aviv, Rusya’nın İsrail aleyhtarı tutumundan duyduğu hoşnutsuzluğu, anti-tank füzeleri vurdukça ve füzeler yerleşim yerlerine düştükçe daha sık dile getiriyor. Her ne kadar taraflar açıkça ifade etmese de Rusya-İsrail ilişkileri en başından beri yıldızları barışmayan iki ülke görüntüsünden öteye gidemedi. Rusya, bölgede “Arap dostu” bir güç olarak algılandı. Ruslar, İsrail’in doğru olmadığına inandılar ve bu inanç günümüzde de devam ediyor.

Rusya için rövanş saati...

Nitekim, Soğuk Savaş sonrası dönemde, özellikle Putin döneminde bu durum bir kez daha kendini gösterdi. Putin’in oligarklara karşı yürüttüğü kampanyada çok sayıda Yahudi kökenli işadamını tutuklaması, mal varlıklarına el koyması ve İsrail’de bulunan hesaplarındaki paraların Rusya’ya transfer edilmesini istemesi, Putin’i bir anda anti-Semitist bir lider konumuna soktu ve İsrail bunu, “Arap lobisinin, Suriye yanlısı kafaların marifeti” olarak algılamakta gecikmedi. Bunun dışında, Rusya’nın terör örgütü listesine Hamas ve Hizbullah’ı bir türlü dahil etmeyişi, üstüne üstlük Hamas’ın seçim sonrası zaferiyle ilgili yaptığı açıklamalar, Tel Aviv’in hoşnutsuzluğunu kat be kat artırdı. Putin’in, 9 Şubat 2006’da İspanya’ya gerçekleştirdiği ziyarette Hamas liderlerini yakın bir zamanda Moskova’ya davet edeceğini açıklaması ise işin tuzu biberi oldu.

Kuşkusuz, Rusya’nın başta Hizbullah ve Hamas olmak üzere, Ortadoğu’daki aktörlere verdiği desteği ve politikasını sadece İsrail ile sınırlamak çok doğru olmasa gerek. İsrail-Hizbullah ve İsrail-Hamas bağlamında yaşanan son gelişmelerde Rusya’nın adının gündeme gelmesi, aysbergin sadece görünen yüzüne işaret ediyor. Rusya, Soğuk Savaş sonrası dönemde azalan kabiliyetleri ve güç kaybına rağmen bölgedeki ulusal çıkarlarını korumanın peşinde. Geleneksel rolünü, Ortadoğulu devletlere ve örgütlere sattığı, doğrudan ya da dolaylı yollardan sağladığı silahlarla devam ettirmek istiyor. Bölgeye silah satışının yanı sıra Rus işadamlarının bölgede enerji sektöründeki rollerinin artması da işin bir diğer boyutu. Eski dengeler içinde bir taraf olan SSCB’nin mirasını devraldığını söyleyen Rusya, ABD ve İsrail’in tüm engelleme girişimlerine karşın, yeni oluşan dengeler içinde yerini almak, mümkünse de eski ağırlığını korumak istediğinin mesajını veriyor.

Rusya yönünü Ortadoğu’ya çevirdi; çünkü..

Kısacası Rusya, Ortadoğu’da daha derin stratejik hedefler güdüyor. Bu kapsamda, Rusya’nın öncelikli hedefinin, Ortadoğu’yu (Avrasya bağlamında Afganistan’ı) ABD ve onun destekçileri açısından bir bataklığa çevirmek olduğu görülüyor. Iraklı ve Afgan direnişçilerin elindeki sofistike silahlarla, Hizbullah ve diğer grupların sahip oldukları silahlar arasındaki benzerlik bir tesadüf olmasa gerek. Rusya; Lübnan, Suriye, Irak, İran ve Afganistan hattında ABD’nin başına “çorap” örerek, adeta geçmişin intikamını almaya çalışıyor. Bu çerçevede Lübnan, ikinci bir Irak olmaya doğru sürükleniyor. İsrail vurdukça bu batak daha da büyüme eğilimi gösteriyor. Rusya’nın bu grupları bölgedeki sorunun çözümünde muhatap alınması gereken güçler olarak nitelendirmesi, bir bakıma süreci İsrail açısından daha da çıkmaza sokarken, bölgede Rusya sempatisini artırıyor.

Başta İran ve Suriye gibi ülkeler olmak üzere, anti-Amerikancı bloka verdiği destekle, ikinci temel hedefinin ABD’nin dikkatini ve enerjisini bu ülkeler üzerinde yoğunlaştırmak, böylece kendi yakın çevresinde tekrar etkinliğini sağlamak ve dönüşünü hızlandırmak olduğu görülüyor. Bu noktada Rusya, bir taraftan bölge ülkeleri ile eski ilişkilerini yeniden canlandırırken, diğer taraftan da Suriye’ye ABD ve İsrail karşısında “gaz” veriyor, Filistin ile diyaloğunu güçlendiriyor ve İran ile başta nükleer alan olmak üzere, siyasî, iktisadî ve güvenlik alanındaki ilişkilerini ilerletiyor. Rusya, bu yeni stratejisiyle bir taraftan Gürcistan, Ukrayna, Baltıklar ve Kırgızistan bağlamında yaşananların rövanşını alırken; diğer taraftan da kendisi dışında Ortadoğu’da belirlenecek yeni dengelere karşıtlığını açıkça ortaya koyuyor. Haliyle, dünyanın tek hiper gücü ABD ile SSCB dönemindeki konumuna kavuşma hedefine emin adımlarla ilerleyen Rusya arasındaki bu çekişme, silahsız bir hesaplaşmaya doğru gidiyor. Bu noktada, Rus Kommersant Gazetesi’nin 2 Haziran 2006 tarihli sayısında yer alan haber oldukça dikkat çekici. Haberde, 1970’li yıllardan itibaren Rus donanmasına ait teknik bakım tesislerinin bulunduğu Suriye’nin Tartus limanında derinleştirme çalışmalarına başlandığı ve Sivastopol’daki RF Karadeniz donanmasına ait savaş gemilerinin burada sürekli olarak konuşlandırılabileceği ifade ediliyordu. Böylece, SSCB’nin dağılmasının ardından RF ilk kez eski Sovyet sınırlarının dışında kendisine ait bir askerî üs kurmuş olacak. Tüm bunların RF’nin Ortadoğu’da kendi nüfuzunu artırmak için Suriye’yi bir üs olarak kullanmak istediği anlamına geldiğini vurgulamaya gerek yok. Rusya, ayrıca, Suriye ile İsrail arasındaki çözümsüzlüğün kilit noktasına değinerek, Golan Tepeleri’nin Suriye’ye geri verilmeksizin Ortadoğu’da tam bir çözümden bahsetmenin mümkün olmayacağını da söylüyor. Görünen o ki Rusya, Suriye üzerinden Arap dünyasını kazanmak ve Ortadoğu’ya sıkı bir giriş yapmak istiyor.

Rusya, Arap ve İslam dünyasının sempatisini çekme noktasında başka adımlar da atmaya devam ediyor. Bu noktada İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) önemli bir hamle. Rusya’nın İK֒ye gözlemci statüsünde dahil olması Rusya’yı hedefine bir adım daha yaklaştırmış durumda. Rusya’nın bu doğrultuda attığı son bir hamle de 9 Ağustos 2006’da geldi. Putin, Çeçenistan’daki Rus askerlerinin kademeli olarak çekilmesi konusunda talimat verdi. Başta Ortadoğu olmak üzere tüm İslam dünyasında ABD ve İsrail karşıtlığının arttığı bir dönemde Rusya’nın attığı bu adım oldukça manidar! Bunun Türkçe’si şu: ABD’ye karşı İslam dünyasındaki güç boşluğunu bir şekilde doldurmaya çalışmak, Müslümanların hamisi olmak! Tüm gelişmeleri bir de bu açıdan görmeye çalışalım...

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious