İstanbul finans merkezi olursa IMF'ye gerek kalmaz

İstanbul finans merkezi olursa IMF'ye gerek kalmaz.7997
  • Giriş : 28.01.2008 / 10:53:00
  • Güncelleme : 01.09.2016 / 04:50:21

Zaman gazetesinin Sektör Buluşma-ları'nın 6'ncısı Ali Akbulut ve Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı'nın ev sahipliğinde gerçekleşti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Açılışta konuşan Dumanlı, "Küresel dalgalanmanın ortasına denk gelen bu toplantı, Türkiye için önemli açılım fırsatları sunacaktır." dedi. Moderatörlüğünü Ekonomi Editörümüz Turhan Bozkurt'un yaptığı ve yaklaşık 5 saat süren toplantıdan hem kamuya hem de özel sektöre önemli mesajlar çıktı.

Nazım Ekren (Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı):

ABD kaynaklı küresel türbülansın nasıl tanımlandığı önemli. Önce mortgage sorunu olarak algılandı, daha sonra likidite sorunu. Ancak temelinde ciddi bir iletişim krizi var. Son gelişmelerin bizler için çıkardığı dersler var.

Gelişmekte olan ülkelerden çıkan krizin tam tersi, Avrupa açısından bakıldığında ciddi zafiyet olduğu ortada. Yükselen piyasalarda bu krizin bulaşma etkisi yön ve derinliği konusunda bilgi verecektir. Bu süreçte yükselen piyasalar ve bizim açımızdan ortaya çıkan bir sorun var. Ancak bu dönemde kredi notunu yükseltecek bir fırsat da bulabiliriz.

Ekonomik yapımızın sağlamlılığının verdiği mesaj şu: Yerli ve yabancı yatırımcılardan göstergelere göre bir davranış bekliyorsak bizim dediğimiz doğru. Sürü psikolojisi ile zararlardan çabuk kurtulma dürtüsü olursa işimiz daha da zorlaşır. Türkiye'nin reytingini, yıldız olma iddiasını artıracak önerilerde yatırımcının rasyonel davranmasına ilişkin enstrümanlar olmalı.

Son dalgalanmaya bakıldığında Türkiye ekonomisi bu tür şokları kaldırabilecek düzeyde. Son 6 yıldır faiz, döviz kuru, büyüme ve işsizlikte ciddi başarılar ortaya konuldu. Bütçe açığının millî gelire oranı yüzde 2,1'e çekildi. Seçimlere rağmen malî disiplinden taviz verilmedi. Hem özel sektör hem de kamunun yatırımları daha fazla arttı. Ekonomik istikrar kısa vadede bozulmaz. Göstergelere bakılıp rasyonel davranıldığında Türkiye ekonomisinin 'güvenli liman' özelliği sürüyor. Bu tür ortamlarda yatırımcılarımız da iyimser olmalı. Yıldız olma iddiamız değişmeyecek.

Ekonomide kilit sektörlerin başında gelen finansta tüm göstergeler son 6 yılda her açıdan iyileşti. Likidite, sermaye yeterlilik rasyosu ve tahsili gecikmiş alacakların tahsili gayet iyi durumda. Menkul kıymet portföyünün yerini özel sektöre verilen krediler aldı. Sektör devlete borç verme yerine klasik faaliyetine yöneldi. Sektörün durumu türbülansın Türkiye'ye olan etkilerini azaltacaktır. Türkiye, türbülanstan belki de kredi notunu artırarak çıkabilir.

AB çıpasının devam etmesi de önemli. Küresel sarsıntı olumsuzlukların yanı sıra bazı fırsatlar da doğurabilir. Bunun için de şartların iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Milli gelirdeki istikrarlı artış, IMF ilişkileri, AB çıpası ve mali performans önem kazanıyor. IMF ile ilişkimiz bir şekilde devam edecek. Türkiye'nin işleyen bir piyasa mekanizmasına sahip olması, rekabet gücünün artması, yapının sağlamlığı bakımından ciddi bir gösterge. Kamu borcu ve bütçe açığının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'ya oranının düşmesi de malî performansın güçlü olduğunu gösteriyor.

2008 özelleştirme ajandamız dolu. Finans, otoyol ve köprüler, elektrik dağıtım özelleştirmelerine ilişkin süreç devam ediyor. Özelleştirilecek kuruluşlarımız portföy açısından kritik. Halkbank'ı alacak kuruluş Türkiye'nin ilk 5 bankasından biri haline gelecek. Ar-Ge harcamalarının vergiden muaf tutulması, önümüzdeki günlerde TBMM Genel Kurulu'na gelecek. Sosyal Güvenlik Reformu kısa zamanda geçecek. İstihdam paketindeki çalışmalar devam ediyor. Vergiyi tabana yayarak kayıt dışı ile mücadele edeceğiz. Tüm bunlarla birlikte makro dengelerin olumlu olması, Türkiye'nin reytingini artırma açısından fırsat oluşturuyor. Mortgage'tan kaynaklanan krizden fazla etkilenmedik. Zararı olan ülke bunu telafi etmek isteyecek. Körfez ülkeleri, Türk cumhuriyetleri ve Uzakdoğu, alternatif fon kaynağımız olabilir.

 

Ersin Özince (Türkiye Bankalar Birliği Başkanı ve İş Bankası Genel Müdürü): Deli Dumrul vergisi kaldırılsın
Zaman Gazetesi'nin düzenlediği toplantı bizim için de iyi bir vesile oldu. Ev sahiplerimize teşekkür ediyoruz. Değişik ortamlarda bir araya geldik; ama işi böyle bir ortamda ifade etmemiştik. Piyasalar, malî sektör gelişti; ancak hacimsel olarak sığ. Sektör son yıllarda birtakım reformlara konu oldu. Ancak övünmeyi de fazla uzattık. Bankaların sermaye yeterliliği standartlarını yeniden tanımlayan ve risk yönetimini öne çıkaran Basel 2'nin yol haritasını yayınladık. Şu anda Basel 1,5 durumundayız. Bankacılık otoritesi hiçbir sektörde olmayan uluslararası uyumun son raddesini operasyonel ve piyasa riski açısından nerdeyse tamamladı. Bir de kredi riski var. Bu başta kredi alanları, Hazine'yi ilgilendiriyor. Bugün veya Basel 2'ye geçildiğinde sektörü muhakkak etkileyecektir. Bankacılık, perakende kredilere ağırlık vermiştir. Hazine açısından yatırım yapılabilir bir ülke olmamalıyız, bir de OECD kalkanının altından çıkınca reel sektör kredi sorununun ne olacağı önemli. O sektörleri de hazırlamamız gerekiyor.

Sermayeye şu kadar koyacaksın, gel demekle gelmez. Sermayeyi güçlendir demek mümkün değil. Türkiye, Basel 2 kriterlerinden geri dönemez. Peki bunun için sermayemiz var mı? Kanaatimce var. Yunanistan ile Türkiye'deki bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü birbirine yakın, 350 milyar dolar. Bu aktifi Yunanistan 33 milyar dolar özkaynak ile çevirirken Türkiye 42 milyar dolar ile çeviriyor. Yüzde 20 sermaye yeterlilik oranı var, bunun iyi olduğu tartışılır. Bankacılık otoritesinin Basel 2 ile ilgili uygulamalardaki iddiası yetmiyor. Off-shore'da şube var diye bir de 4 puan fazla zam yapıyor rasyoya. Bu son derece zararlı. Yani 33 milyar dolar sermaye ile aynı ciro üzerinden Yunan bankalarına nazaran yüzde 25 daha fazla sermaye koyuyoruz. Sermayedar açısından kabul edilemez. Bu mutlaka yol, su, elektrik olarak dönecektir. Maliyetini ya yansıtır ya daha güzel ticaret var mı ona bakar. Sermayedar sizin ülkenize gelmek istiyor. Neden? Türkiye'de bankacılık aktifi nüfusa oranlarsak Yunanistan'ın 10'da biri. Sermayedar gelince diyoruz ki 'hoş geldin, çok iyi ettin.' Güzel pazar payı satıyoruz. Biz senden daha yüksek daha çok sermaye istiyoruz. Niye daha fazla sermaye koysun ki. Bankacılık yapmak isteyene Deli Dumrul vergisi gibi gider vergisi koyuyoruz.

Bizim ne sermaye ile uygulamalarda eşit bir durum var ne onun dışındaki vergisel uygulamalarda. Gider vergisi, kambiyo gider vergisinden bahsediyorum. 3 milyar YTL hasılatı olan bir gider vergisinin de kaldırılması zor. Onun yerine başka bir gelir koymamız gerekiyor. Maalesef bunları yapmadığınız durumda ülkenin tasarrufları yurt dışına çıkıyor, kredileri yurtdışına gidiyor. Bugün sektörden kullanılan reel sektör kredisinin neredeyse iki katı kadar yurtdışından finansman var. Türk firmalarına o kadar rağbet var ki. Yurtdışından uzun vadeli borçlanıyorlar, varsın borçlansınlar. Bizden almasınlar. Kurumlar Vergisi'nin yüzde 27'sini bankalar ödüyor. Oranın azaltılmasına rağmen ödediğimiz vergi 1 milyar YTL'den 3 milyara çıktı. IMF, 'yurtdışı borçlanması fazla bunu dikkate alın' diye uyardı. Devlet de Merkez Bankası da alsın bankalar da alsın müşterilerin kur riski olabilir. Türk kuruluşlarının aynı miktarda aynı şartlarda temin etmesi mümkün olabilecek mi? Önemli oranda olmayacak. Türkiye sermaye ve finans kullanımı açısından ciddi dış kaynak ihtiyacı duyuyor. Bunu endirekt değil direkt bankacılık ve piyasalar üzerinden alırsa daha sağlıklı bir süzgeçten geçirilmesi mümkündür. Dış borç kütüğüne kayıtlı borçların esaslarına daha fazla hakim olabilirsiniz. Peki bu düzenleme yeter mi? Hayır. İç piyasanızı kullanacağız denildiğinde ana kısıtı kaldırmak lazım. Finansal piyasalarda devletin aldığı payı azaltmak. Kamu sektörü borçlanma gereği düştükçe bankacılıkta kredi artıyor. Kamunun mevcut çekilme düzeyi yeterli mi? Hayır. Fiyat belirlenmesindeki dominantın mutlaka azaltılması gerekiyor. Hazine para almıyorum dediğinde Hazine kağıdı ile ilgili yatırım yapanlar faizleri ciddi şekilde düşürür.

Piyasaların serbestleştirilmesi gerek. Derinlik hâlâ fena değil. Para piyasaları veya sermaye piyasalarında işlem hacimleri dikkate alındığında halen ciddi cazibeleri olan derinleşebilecek bir piyasamız var. İstanbul'un finans merkezi olması yarışında Moskova ve Dubai rakip. İMKB'nin piyasa değeri Moskova'nın yarısı kadar, ancak günlük işlem hacmi iki katı. Keza Dubai'nin de. Ne Moskova ne Dubai'de bankacılık sermayedarlarını göremezsiniz. Dünyanın en büyük kurumsal sermayedarlarının ilgi alanındayız. Mutlaka bu piyasalarımızı derinleştirici programlar uygulamalıyız. Acilen uluslararası piyasayı yeniden açalım. Belki gelenleri kapıdan çevirmemiş oluruz. Reformlarda yavaşladık. Hız vermemiz lazım. Sığ piyasalarımızda büyük bankalar yüzemiyor. Bu piyasaların gelişmesi, ekonominin malî sektörün kalbinin Türkiye'yi geliştirecek düzeyde gelişmesi için adını İstanbul finans merkezi koyarsak bir yerine iki sonuca ulaşılır. Borsada kayıtlı kuruluş sayısının artmasının önü açılmalıdır. Borsa liberalize edilmeli, tahvil-bono piyasası çalıştırılmalıdır. Bankacılık tek ayak üzerinde durmamalı, katılım bankaları ve her alanın önü açılmalı. İstanbul finans merkezi projesi için düşünce gruplarını devlet yetkililerinin koordinasyonu altında toplayalım. Ve yeni bir iddiayla dünyanın önüne çıkalım. Türkiye'ye IMF'den çok daha ciddi bir çıpa sağlayabilir.

 


Osman Akyüz (Katılım Bankaları Birliği Genel Sekreteri): Banka ile tanışmayan çok insan var
Bankacılık sektörünün genç oyuncusu katılım bankacılığının aktif büyüklüğü 18 milyar dolara ulaşacak. Tüm sektörün kredi hacminde yüzde 6, kaynak oluşturmada yüzde 4,2 paya sahip. İşin daha başındayız, esas amacımız sektörü mevduat bankaları ile büyütmek. Milli gelirimizin yüzde 116'sı kadar portföy büyüklüğümüz var. Bunun da yüzde 88'ini bankalar oluşturuyor. Gelişmiş ekonomilerde finansın büyüklüğü millî gelirin birkaç katına ulaşıyor. Hâlâ finans kesimiyle tanışmamış insanlarımız var. Ülke geneline yayma mecburiyetimiz var. 2001 krizine tepki olarak getirilen düzenlemelerde biraz ipin ucu kaçtı. Sermaye yeterlilik rasyosu sektörü aşırı sıkıyor. Bankalarımız aşırı likidite tutuyor. Özel sektörün borcu 140 milyar dolar olmuş. Biz veremeyince firmalar AB'den alıyor. Sonuçta bizden kaynak çıkıyor. Katılım bankalarının en önemli enstrümanı finansal kiralamaydı. Yatırım indiriminden sonra leasingdeki avantajın da kaldırılması bizi olumsuz etkiledi. KDV'de bir orta yol bulunabilir. Kayıt dışıyla mücadelede bankacılık vasıta olarak kullanılacak. Elektronik ödeme sistemi, kredi kartı çok iyi bir örnek olabilir. Yaptığımız işlem piyasaları, reel sektörü kayıt içine almaya yönelik. Bu yönde işbirliği yapabiliriz. İflas ertelemesi müessesesi maalesef son birkaç yıldır yanlış kullanılıyor. Eskiden firmaları takibe gittiğinizde karşınıza başka tabelalar çıkardı. Şimdi iflas ertelemesi ile alacağımızı takip ettiğimiz firmaların bir anlık bir kararla 3-5 yıl rahata erdiğini görüyoruz. Kamu otoritesinden destek bekliyoruz.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious