İstanbul'a kar yağmıyor ama onlar...

İstanbul'a kar yağmıyor ama onlar....55884
  • Giriş : 27.02.2009 / 02:19:00

İstanbul’a kar yağmazsa sanki ülkemizin diğer bölgeleri de günlük güneşlik!

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Oysa aylarca kar altında kalan, dünyayla irtibatı kesilen köylerimiz, mezralarımız var. Gitmesek de, görmesek de… Ama biz, 'hele bir gidelim, görelim' deyip şubat soğuğunda Kars'ın Karatuzak mezrasına misafir oluyoruz.



Kış, Türkiye'ye ancak İstanbul'a kar yağdığı zaman geliyor! İstanbul'a kar yağmazsa sanki ülkemizin diğer bölgeleri de günlük güneşlik! Oysa özellikle yurdumuzun doğusunda aylarca kar altında kalan, neredeyse dünyayla irtibatı kesilen köylerimiz, mezralarımız var. Gitmesek de, görmesek de…

Ama biz, 'hele bir gidelim, görelim' diyoruz. Kış boyunca birçok kez yolları kapanan, kar ve aşırı soğuğa rağmen yaşam mücadelesi veren köylerden, hatta mezralardan birine birkaç günlüğüne misafir, onların günlük hayatlarına ortak olalım istiyoruz.

Yolculuğumuz, İstanbul Atatürk Havalimanı'nda başlıyor. Heyecan, merak ve biraz da biriktirdiğimiz düşlerle uçağa biniyoruz. İki saat kadar süren yolculuk sonrası Kars'a varıyoruz. Uçaktan iner inmez, insanın yüzünü bıçak gibi kesen sert Sarıkamış soğuğu karşılıyor bizi. Belli ki yöre halkını çok fazla etkilemiyor; ama bize 'soğuk' bir şekilde 'Hoş geldin!' diyor.

Soğuktan sonra eski bir dost karşılıyorbizi Kars Havaalanı çıkışında. Hâl hatır sorduktan sonra Susuz ilçesinin Taşlıca köyüne bağlı Karatuzak mezrasına gitmek için yola koyuluyoruz. Kısa süre sonra Susuz ilçesindeyiz. Asıl yolculuğumuz bundan sonra başlıyor. Ne var ki ilçeden Karatuzak mezrasına giden minibüsü kaçırmışız. En erken sefer ki saat sora. Bekleyeceğiz, başka çare yok.

Beyaz bir minibüsle beyaz örtünün kapladığı dar ve kavisli yollarda ilerlerken herhangi bir canlı belirtisine rastlamak neredeyse imkânsız (nasiplenmeyi bekleyen kurtlar ve tilkiler dışında). Minibüs, biz dâhil 6 yolcusuyla yolları aşındırırken, dikkatli bakışların üstümüzde toplandığını hissetmek hiç de zor olmuyor. 60 yaşlarındaki bir amca, sıcak bir ses tonuyla “Hayırdır yegenim! Ne işin var Karatuzak'ta?” diyor. Tebessümle gazeteci olduğumuzu ve yaşantılarını incelemek istediğimizi söylüyoruz. Sıcak sohbet, Karatuzak'a varıncaya dek devam ediyor. Sohbet sırasında öğreniyoruz ki minibüsteki herkes akraba. Hane sayısı topu topu 13 olan bir mezra için aksi düşünülemez zaten.

Ve nihayet, milyonlarca kişinin yaşadığı İstanbul'da başlayan soğuğa yolculuğumuz, neredeyse inin cinin top oynadığı Karatuzak'ta son buluyor. Etraf, yüksek dağlarla çevrili. Binlerce aracın aynı anda çalıştığı, kalabalıkların sel gibi aktığı kocaman bir şehirden gelen biri için inanılmaz sessiz bir ortam. Sadece sert esen rüzgârın sesi çınlıyor kulaklarımızda.

Mezra imamı İbrahim Yazar ağırlıyor 'tanrı misafiri'ni. Soğuk bir ortamdan sıcak bir haneye girdiğimizde saatler 20.30'u gösteriyor. Bu sıcaklık, hem misafirperverlikten hem de evin başköşesine kurulan ve tezekle yanan sobadan kaynaklanıyor. Mezrada en yakın iki evin arası en az 50 metre. Evler genellikle kerpiçten. Yazar'ın tek katlı, üç odalı evi de aynı şekilde. Birbirinden sevimli 4 çocuğu olan imam İbrahim Yazar, Anadolu misafirperverliğini yolculuğumuzun sonuna kadar hissettiriyor. Çocuklarından Ebubekir (8) ve Enes (6), mezradaki diğer dokuz çocukla birlikte Susuz'da yatılı olarak eğitim görüyor.

Mezrada yaşayan insanlar, her türlü imkânsızlığa rağmen derin bir tevekkül içinde. Her ne kadar ülkenin en doğusunda zor şartlarda yaşam mücadelesi verseler de 'buna da şükür' diyorlar. İmam Yazar, “Mezramızda toplam 13 hane var. Bizler de çocuklarımızı iyi şartlarda okutmayı çok isteriz; ama hâlimizi görüyorsunuz. İmkânsızlıklar yakamızı bırakmıyor. Yine de Allah'a şükür.” diyor. Mezranın yakın zamana kadar suyu bile yokmuş. Kaymakamlık bu sorunu halletmiş: “O gün bizim en büyük bayramımız oldu. Mezrada herkesin yüzü güldü.”

Kısa sohbetin ardından özenle hazırlanan yatağı gösteriyor imam İbrahim Bey. Açıkçası bu kadar ilgi bizi utandırıyor. Derin bir uyku sonrasında imamın sevimli çocuklarının sesleriyle uyanıyoruz: “Gazeteci amca, uyan sabah oldu!” Saat, 07.30'u gösteriyor. Kahvaltı sofrası ise her şeyi ile organik. Kahvaltı sonrasında imam, evin damına çıkarak biriken karları atmaya başlıyor. Kalınca su damlatıyormuş. Mezra halkıyla sohbetimize geçmeden önce dikkatimi çeken bir başka ayrıntı da cep telefonunun çekmemesi. Çözümü, caminin minaresine çıkarak buluyoruz. Çünkü cep telefonları ancak orada çekiyor. Tabii o da bazen…

Vakit kaybetmeden 70 civarında kişinin yaşadığı mezrayı dolaşmaya başlıyoruz. Birbirinden uzak evlerde seyrek kıpırdanmalar görünüyor. Bazıları evlerinin önündeki karları temizliyor, bazıları ilçeye gidecek tanıdıklarına sipariş veriyor, bazıları da kara kara düşünüyor. Derken havayı tandır ekmeğinin tarifi imkânsız kokusu sarıyor. Köylü kadınlar, akşama hazırlık yapıyor. Tam köylülerle yaşantılarını konuşacakken 5 yaşlarında küçük bir kız dikiliyor karşımıza. Gamzeleriyle tatlı tatlı gülümsüyor. Adını soruyoruz. 'Rabia' diye cevaplıyor. Oradan uzaklaşırken Rabia'nın arkadan bizi uzun uzun süzmesi yüreğimizi burkuyor.

Karatuzaklılar, tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor. Genellikle arpa, buğday ve mercimek ekiyorlar. Kışlar çok uzun sürdüğü için yaz aylarında yoğun bir stok yapılıyor. Hayvanlara aylarca yetecek saman, ot, yem depolanıyor. Ekim sonlarına doğru başlayan kış, nisan sonlarında bitiyor. Her hanenin ortalama 15 ile 20 arası büyükbaş hayvanı var. Küçükbaş hayvancılık ise mera azlığından dolayı artık yapılmıyor.

Karatuzak mezrasında yaşayanlardan ikisi de Cevahir ve Hasan Yazar. Doğuştan sağır ve dilsiz olan Yazar çifti, köydeki herkes gibi görücü usulüyle evlenmiş. 9 çocukları var. Herkes gibi onlar da tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar. Karatuzak'ın çobanı Ahmet Karakulak ise Ardahan'ın Göle ilçesinden göç etmiş. Büyükbaş hayvanların yemi, suyu ve temizliğiyle uğraşıyor. Mezra sakinleri Karakulak'a aylık 500 TL maaş veriyor. Mezra'nın bir diğer sakini de Ali Yazar. 1936 doğumlu, 73 yaşında. 200'e yakın küçükbaş hayvanını satıp 3 büyükbaş hayvan almış. Ona göre, mezraya sadece suyun gelmesi bile büyük nimet. Şu sözler ona ait: “Yaş bitti, su geldi.”

Kahvehanenin olmadığı mezrada kış, hayvanlara bakmak ve geceleri bir evde toplanıp uzun uzun sohbet etmekle geçiyor. Arada bir de Susuz'a gidilip ihtiyaçlar karşılanıyor. Köylülere göre, son yılların en rahat kışını geçiriyorlar. Sebep, Ali Yazar'ın vurguladığı gibi, suyun gelmesi.

Ve ayrılık vakti… 3 gün süren Karatuzak seyahatimizin sonuna geliyoruz. Yabancı birinin kuş uçmaz, kervan geçmez bir mezraya gelip birkaç gün kalması, köylülerle muhabbet etmesi, onlar için çok büyük olay. “Gitme, birkaç gün daha kal!” ısrarlarını üzülerek geri çeviriyoruz ve 35 kilometrelik Karatuzak-Kars yolculuğu için yine köy minibüsüne biniyoruz. Karla kaplı yollarda yolculuğumuz yaklaşık iki saat sürüyor. Arkada, soğuk Karatuzak mezrasının sıcak insanları kalıyor.

Gitmeseniz de görmeseniz de emin olabilirsiniz; ülkemizin İstanbul dışındaki yerlerine de kar yağıyor(!) ve bir avuç insan memleketin ücra bir köşesinde aylar süren çetin kış şartlarına karşı hayvanlarıyla birlikte yaşam mücadelesi veriyor. Hem de hiç şikâyet etmeden… Ne de olsa suları akıyor!

AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*