İstanbul'da 'Kumdan Heykeller Festivali'

İstanbul'da 'Kumdan Heykeller Festivali'.12082
  • Giriş : 18.07.2007 / 11:51:00
  • Güncelleme : 31.08.2016 / 17:01:42

İstanbul Uluslararası Kumdan Heykeller Festivali, Kozyatağı Carrefour'da sanatseverleri bekliyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Dünyaca ünlü 20 kum heykeltıraşının 4 haftalık çalışmasıyla İstanbul kumdan yeniden inşa edildi.

30 Eylül'e kadar açık kalacak serginin ilgi çeken çalışmalarından biri de Osman Hamdi Bey’in ünlü eseri 'Kaplumbağa Terbiyecisi'nin kumdan heykeli.

Şehrin tarihi ve mimari başyapıtlarının kumdan heykellerinin de yer aldığı festival, alışveriş merkezinde 10.00 - 00.00 saatleri arasında ziyarete açık.

Çocuklar ve yetişkinlere yönelik atölye çalışmalarında heykeller hakkında uygulamalı bilgi edinme şansı da bulunuyor.

Festivalde Hollanda’dan Marjon Katerberg, Sikke-Bart Frieling, Remy Geerts, İspanya’dan Aaron Jimenez Ojeda, Oscar Rodriguez, Ramon Eugenio Ojeda Alonso, Ukrayna’dan Andrey Vazhynsky, Iryna Kalyuzhna, Brezilya’dan Carlos Mauricio, Jair Damasceno, Kanada’dan Denis Gerald Kleine, John Walter Dixon McKinnon, Belçika’dan Enguerrand David, İrlanda’dan Fergus Oliver Mulvany, İngiltere’den Paul Hoggard, Timothy Handford, Portekiz’den Pedro Mira, Çek Cumhuriyeti’nden Radovan Zivny, Hindistan’dan Sudarsan Pattnaik ve Rusya’dan Vladimir Kuraev eserleriyle yer alıyor.


Her gün daha çok ilgi çeken kum heykel sanatı, Eski Mısırlılara kadar dayanan bir geçmişe sahip.

O dönemde piramitlerin inşaasından önce kumdan modellerinin yapıldığı biliniyor. Kum heykelciliği, yalnızca nehir kumu ve suyla, özel teknik kullanılarak yapılan ve sanatçıların bu konudaki sıra dışı becerileri ile birleşen özgün bir sanat olarak bugün de devam ediyor.

Festivalde yer alan temalardan bazıları:

İstanbul’un Fethi: İstanbul’un fethine ilişkin efsaneler, hem Türkler hem de Bizanslı Rumlar tarafından ince ince işlenmiş, gelecek kuşaklara tüm güzellik ve incelikleriyle miras bırakılmıştır. Efsanelere göre, İstanbul gibi bir şehrin fethi, mucizelerle olabilirdi ancak... Gerek Osmanlı gerekse Bizans toplumlarından aktörlere yer verilen bir fetih efsanesi çok ünlüdür. II. Sultan Mehmet’in saldırı üzerine saldırı tazelediği, Türk toplarının cehennemi bir ateşle surlarını dövdüğü kuşatma günlerinden bir gün, Tanrı bir meleğini Agapios adındaki bir keşişe gönderir.

Melek, getirdiği tahta kılıcı Agapios’a verir ve bunu Bizans imparatoru Konstantinos Paleologos’a vermesini söyler. Bu kılıç sayesinde Türkler şehri alamayacaklardır. Keşiş Agapios, kendine verilen görevi yerine getirmek üzere hemen Bizans sarayına gider ve imparatorun huzuruna çıkarak: "Yüce Tanrımız bu kılıcı size gönderdi. Bu kılıcı alın ve onunla düşmanınız Türkleri yok edin!"

Konstantinos Paleologos kılıcı alır, ama tahtadan yapılmış olduğunu görünce müthiş öfkelenerek keşişe bağırır: "Benim elimde şanlı Davud’un her savuruşta dört mızrak boyu uzayan olağanüstü kılıcı var. Bu tahta kılıç ne işime yarar ki!"

Saraydan kovulan ve kalbi kınlan keşiş, o üzüntü ve kızgınlıkla doğruca genç Türk padişahının huzuruna çıkar, hikâyesini anlatarak tahta kılıcı ona sunar. Genç padişah kutsal armağanı büyük bir sevinçle kabul eder. Kısa bir süre sonra Bizans düşer, genç Türk padişahı böylece "Fatih" olur.

Galata Kulesi ve Hezarfen: İstanbul’da, dünyanın en eski kulelerinden biridir. 1348 yılında Bizans İmparatoru Justinianus hükümdarlığı sırasında yapılmıştır. 13. yüzyılda Cenevizliler tarafından kullanılmıştır. 1453’te Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetimine geçmiştir.

Rivayete göre Hezarfen Ahmet Çelebi, 1632 yılında lodos bir havada Galata Kulesi’nden kuş kanatlarına benzer bir araç takıp kendini boşluğa bırakarak, uçma denemesinde bulunmuştur. İstanbul Boğazı’nı geçip 6000 m. ötede Üsküdar’da Doğancılar’a inmiştir. Bu uçuş hakkındaki belgeler şimdiye kadar sadece Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sindeki ifadesinden ibarettir.

Bu olay Osmanlı Devleti’nde ve Avrupa’da büyük yankı bulmuş ve dönemin padişahı IV. Murat tarafından da beğenilmiştir. Sarayburnu’ndaki Sinan Paşa köşkünden bu durumu seyreden Sultan, Ahmet Çelebi ile önce çok yakından ilgilenmiş, hatta Evliya Çelebi’ye göre "bir kese de altınla" sevindirmiş, ancak bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olabileceğini düşünüp, "Bu adem pek havf edilecek bir ademdir, her ne murad ederse elinden gelür, böyle kimselerin bakaası caiz değil" diyerek onu Cezayir’e sürgün etmiştir. Ahmet Çelebi orada 31 yaşında vefat etmiştir.

Kız Kulesi: Birbirindenh farklı onlarca öyküye sahip olan bu efsanevi kule, aslında görünmez ve küçük bir adacık olan kayalığın üzerinde yükselir. Kuleye Kız Kulesi adını Türkler verdiler.

Bir efsaneye göre, bir falcının baktığı falda, kızının yılan tarafından sokulacağını öğrenen imparator, sevgili evladını ölümden kurtarmak için bu adaya saklar. Ancak gönderilen bir incer sepetinden çıkan yılan yine de zavallı kızı sokar ve öldürür.

Kız Kulesi ile ilgili başka bir efsane Hero ve Leandros adlı iki aşığın hazin öyküsünü dile getirir. Efsaneye göre Hero, Afrodit Tapınağına bağlı bir rahibeydi ve aşk ona yasaktı. Kız Kulesi’nde yaşayan Hero’ya aşık olan Leandros yüzerek her gece adaya gelir, ona aşkını fısıldarmış. Gece karanlığında güzel rahibenin yaktığı ateş Leandros’a yol gösterirmiş. Ancak fırtınalı bir gecede rüzgar meşaleyi söndürmüş ve Leandros yolunu yitirerek karanlık sularda boğulmuş. Bunu gören Hero da kendisini Boğaziçi’nin soğuk sularına atıvermiş…

Megaralı Göçmenlerin Yolculuğu: Milattan önce 8 ve 7'nci yüzyıllar gerek Kıta Yunanistan’ında gerek Anadolu kıyılarına göçüp yerleşen Yunanlıların yoğun koloniler kurma girişimlerine sahne olmuştu. Bu efsaneye göre, Yunanistan’da yaşayan Megaralı göçmenler yeni bir şehir kurmak istemektedir. O zamanki geleneklere uyarak Delphoi’deki Apollon Tapınağı kâhinine akıl danışırlar. Kâhin onlara şöyle der: “Gidin, yeni şehrinizi Körler Ülkesi’nin karşısında kurun.”

Bu Körler Ülkesi neresidir, bu konuda bir bilgi vermez. Epeyce uzun süren bir yolculuktan sonra, İstanbul’un günümüzdeki Sarayburnu kıyılarına varırlar. Hepsi de buranın güzelliği karşısında büyülenir. Derken Anadolu yakasındaki Khalkedon’u (günümüzde Kadıköy) görürler. Burası 20 yıl kadar önce yine Megaralılar tarafından kurulmuştur.

Yeni gelen göçmenlerin önderi Byzas şöyle der: “Körler Ülkesi adı verilen yer şu karşı kıyıdaki şehir olmalı mutlaka. Böylesine güzel bir yer dururken, bu güzelliği görmeyip de karşıda şehir kurana ne denir?” Temelleri Sayrayburnu sırtlarında atılan kente, kurucusu Byzas’tan dolayı “Byzas’ın kenti” anlamına gelen “Byzantion” adı verilir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious