İşte internetteki ilk sansürün hikayesi

İşte internetteki ilk sansürün hikayesi.15152
  • Giriş : 07.07.2009 / 22:46:00

'Tek bir tıkla' uygulamayı başlatan yönetici anlatıyor...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


İşte o açıklama;

Geçtiğimiz günlerde, Netbul'un efsane “ilk” ekibinden Murat Canbaz, Internet'te sansürle ilgili protestoları içeren videoları paylaştığı ve kendi projesi olan www.allchannel.net için yorumlarımı sorduğunda, sansürle ilgili geçmişe döndüm…

Internet servis sağlayıcılığı ve içerik sağlayıcılığı işindekilerin pek azının bildiği ve 2000 yıllındaki Habertürk ile ilgili gecikmiş bir itirafın artık boynumun borcu olduğuna karar verdim.

O sıra birçok gazetede (Yeni Şafak, Zaman) Türkiye'de ilk Internet sansürünün Habertürk'e karşı, Vestelnet tarafından uygulandığı yazılıp, çizildi. Olayın aslını ve sansüre ilişkin bilinmeyeni yazmaya karar verdim.

Şimdi ulusal bir gazete de olan ve basında “start up” tek örnek teşkil eden, bir haber Internet sitesi olarak yayın hayatına başlayan ve sırasıyla TV kanalı ve ardından ulusal gazete olarak da “basın devi” haline gelen Habertürk'ün doğuşuyla ilgili pek bilinmeyen hikayesini yazmak istedim. Hem de tarihi bir itirafla!

Hatırlayabileceğiniz üzere Vestel, Internet servis sağlayıcılığına giriş yapmak için Vestelnet isimli bir şirket kurdu. O dönemi şimdiki “gençler” pek hatırlamazlar, Internet erişimi sattığınızda “müşteri”yi bekleyen doğru düzgün Türkçe içerik çok sınırlıydı. Bu yüzden Vestelnet'te göreve başlamamla birlikte iş tanımım olan “içerik yöneticiliği”nin beni en çok heyecanlandıran tarafı kuşkusuz; Internet yayıncılığı için iyi bir bütçe ile “yayıncılık” yapmak oldu.

Bu çerçevede başından itibaren şimdi yayında olmayan Ajan.net sitesinin kurucusu ve yöneticisi sevgili arkadaşım Atılgan Bayar, hızlı bir başlangıç yaptı. Aynı dergi ve gazete gruplarında çalıştığımızdan “klan” hemen bir araya geldi. Emre Aköz, Nora Romi, Elif Dağdeviren ve daha sonra Atılgan vasıtasıyla Cengiz Çandar. Keyifli bir yayıncılık serüveni başladı.

Ardından Veezy markasının lansmanı ile vortal ve daha sonra sinema, müzik, gezi gibi tematik içeriklerle ilgili müthiş editoryal ekipler oluşturarak, içerik üretildi.

Sanırım 2000 yılının Nisan sonu veya Mayıs aylarında Atılgan Bayar, Kuruçeşme'deki Aşkk Cafe'de rahmetli Ufuk Güldemir ile buluşacağımızı söyledi. Ufuk Güldemir, TV yayıncılığına özellikle Show TV'de getirdiği habercilik üslubu ve gazetecilik kariyeri itibariyle saygı duyduğum üstatlardan biriydi. Atılgan'ın zaten idolüydü. Aşkk Cafe'nin kapalı olan bölümünde, karşımızdaki Ufuk Güldemir ile Internet yayıncılığı üzerine sohbete başladık. Internet'i “çok iyi bilmiyorum” diyen Güldemir, Internet yayıncılığına dair (kaydetmediğime sonrasında çok üzüldüğüm) o kadar muhteşem bir vizyon ortaya koydu ki, görüşmeden Atılgan ile ayrılırken; “Keşke Internet üzerinde habercilik yapsa” dediğimi çok net hatırlıyorum. Gerçi Atılgan onu çoktan Vestelnet'e davet etmişti bile…

Kısa bir süre sonra Atılgan'ın önayak olması ve koordinatörlüğünde www.haberturk.com , Vestelnet'in sunucu parkında host edilen bir site oldu. Vestelnet cüzzi sayılabilecek donanım desteği ile Habertürk'ü sunmaya başladı. Açıkçası haftada neredeyse 600'e yakın, (1) A4 boyutunda içerik üretmekle meşgul olduğumuzdan, dönüp bu siteye fazlaca bakamadık. Sadece ara sıra siteyle ilgili yüklemeler, güncellemeler ve teknik sorunlarla ilgili kısa görüşmeler oluyordu. Aşkk Cafe'deki sohbetimizin ardından da rahmetli Güldemir'i bir kez daha görmedim.

Sitenin ilk başlangıcındaki yayınında, geleneksel haber sitelerinden Habertürk'ü ayıran en belirgin fark, Hürriyet'in bile yakalayamadığı haber detayları (neredeyse sürmanşetlik haberler) işleniyordu.

Yayına geçtikten çok kısa bir süre sonra sıradan bir günde Vestelnet'in hukuk müşaviri beni aradı. Konu Habertürk sitesinde yayına alınan “100 Büyük Türk Yalanı” isimli bölümdü. Bu bölümde dönemin en önemli işadamları ve basına en çok yansıyan şekliyle Uğur Dündar hakkında bir yazı vardı. Birçok mesnetsiz yazı… Hayal mahsulü demeye dilim varmadı… O yazıların sitede bulunmasının yayıncılık mesleğini icra eden herhangi biri tarafından dünyanın hiçbir yerinde hem yayıncılık ilkeleri hem de yasalar dikkate alındığında kabul edilebilir bir tarafı yoktu. Kaldı ki, bu yazılar içerisinde Uğur Dündar ile ilgili bölüm yanlış hatırlamıyorsam ağırlıklı olarak gazeteciliğine yönelikti. Vicdani açıdan “ifade özgürlüğü” tasniflemesi yapmadığım bölümle ilgili site hakkında standart idari prosedüre geçtik. Habertürk'ün barındırma sözleşmesini ihlalinden dolayı, Uğur Dündar'ın savcılık şikâyetiyle mahkeme kararıyla gerçekleşecek “Yayın Durdurma kararının ulaşmasını beklememeye karar verdik. Çünkü barındırma (hosting) sözleşmesi ihlali çok sarih bir şekilde vuku bulmuştu. Vestelnet'te IIS üzerinde Internet Service Manager listesinde “running” durumundaki www.haberturk.com böylelikle tek bir tıklama ile “stop” etmişti. Tek tık…

Dolayısıyla Habertürk'ün daha sonra aldığı milyonlarca hit'in bir efsaneye dönüşmesini o “son” belki de “ilk” tıklama sağladı. Zaten rahmetli Ufuk Güldemir, Uğur Dündar ile daha sonra girdiği, özellikle muhalif basında geniş yer bulan polemikleriyle Habertürk'ü “yaratmış” oldu. Daha sonra rahmetli Ufuk Güldemir, Habertürk'ün başarıya doğru kazandığı ivme ile ilgili olarak bu hadiseye muhtelif atıflarda bulunmuştur.

Sansürcülüğüme gelince… Bildiniz üzere eskiden yayın durdurmalarda, barındırma hizmeti veren firmaların sunucularının alınıp götürülmesine ve kablosu çekilerek mühürlenmesine çok tanıdık olduk. Bu yüzden yüzlerce sitenin yayınının durması söz konusu olabilecekti. Bu itibarla barındırma sözleşmesinde sarih bir şekilde tarif olunan ve fesih nedeni sayılan fiillerden dolayı kapatılan, kimilerine göre Habertürk konusunda atfedilen “sansür”, ticari bir sözleşme feshi idi.

Bahsettiğim “Yüz Büyük Türk Yalanı”nda yer alan ve şimdi çoğunu hatırlayamadığım içerik, her şeyden önce bir “insan” sonrasında gazetecilik mesleğini Hürriyet, Sabah ve Milliyet'te (dergi/ek yayınlar) icra etmiş biri olarak “Yayın Durdurma” mahkeme kararını beklemeyi gerektirmeyecek kadar “savunulamayacak” haldeydi. Sonuncu olarak ise borsaya kote bir firma iştiraki olan Vestelnet'in içeriğinden sorumlu biri olarak; o dönem büyük bütçeler, geniş ekiplerle yaptığım bu işte, “ifade özgürlüğü”ne her zaman inanan biri olmama karşın; bu inancımı Habertürk'teki bu bölüm için savunmaya “değer bulmadım”. Zaten “o” gün kapatılmasaydı, mahkeme kararı ile ertesi gün belki de sunucularımız belirsiz bir tarihte iade edilmek üzere götürülecekti. Kendini ikna ettiğin savunman sanırım diyenlerinizi duyar gibiyim…

Savunduğunuz “ifade özgürlüğü”, yukarıda verdiğim çok özel “olay”daki gibi vicdanınızda karşılık bulmuyorsa (bırakın gazeteciliği), Internet'in ilk “sansürcüsü” yaftasını taşımak; yaralı bir vicdan ile yaşamaktan iyidir, bana göre…

Siz ne yapardınız?

Ceyhun C. Canbazoğlu

Ceyhun C. Canbazoğlu internet haberciliğinin ilk yıllarında yaşadığı bir olayı Habernotu.com adlı internet sitesinde anlattı. Youtube'un kapanmasının ardından kamuoyunun gündemine gelen internette sansür uygulaması hakkında bilinmeyenleri açıklayan Canbazoğlu ilk uygulamayı bizzat kendisinin gerçekleştirdiğini itiraf etti.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*