İşte Öyle Bir Şey
01.01.2011 / 00:00
Hani birisi size hiç beklemediğiniz büyük bir iyilik yapar ve siz nasıl teşekkür edeceğinizi bilemezsiniz ya…
Ya da köşeyi döner dönmez karşınıza çıkan manzara karşısında ağzınız açık kalır ya...
Hani bazen güzel sözlerin en güzeliyle iltifat etmek istersiniz ve hiç bir cümle yeterli gelmez ya…
İşte ABD California'da 6-9 Mayıs tarihleri arasında Pasifica Institute tarafından düzenlenen Anadolu Kültürleri ve Yemekleri Festivali'nde geçirdiğimiz dört gün boyunca bu ruh halini taşıdım.
Şimdi de "bu festivali anlatacak kelimeleri bulamıyorum" desem yalan olmaz.
En iyisi bir hikâyecikle anlatmaya çalışayım;
Dünyanın en güzel iklimine sahip kabul edilen California'da yaşayan 3 çocuklu Bay ve Bayan Smith, o Pazar gününe alışık oldukları gibi sabah 6:00'da yedikleri pan cake ve mısır gevreğinden oluşan kahvaltılarıyla başlarlar.
Yine alışık oldukları üzere bu Pazar günü de ailecek bir etkinliğe katılacaklardır. Önce birkaç blok ötedeki kiliseye gider, heyecanla konuşan vaizi dinler, çocukları ile birlikte mum yakar ve dua ederler.
Kiliseden çıkan ailemizin bugünkü programında bir festival vardır. Gökyüzündeki devasa turuncu balon sayesinde festival alanını kolaylıkla bulurlar. Sık sık katıldıkları festivaller nedeniyle bu tip etkinliklere alışık olan Smith ailesi, bilet kuyruğunda sıkılmadan beklerler.
Biletlerini alıp giriş kapısına gelen ailemizi beklemedikleri, biraz da anlamakta güçlük çektikleri bir giriş beklemektedir.
O güne kadar sadece bir kaçının adını duydukları 10 farklı medeniyeti temsil eden kapılardan geçerken her bir medeniyet kapısının önünde, o medeniyeti temsil eden kıyafetleri giymiş kişilerle fotoğraflar çektirirler.
Yaklaşık 40 dönüm üzerine kurulmuş festival alanında dolmayla, baklavayla, dönerle, demleme çayla, ayranla, içli köfteyle tanışan Smith ailesini en çok heyecanlandıran yiyecek "simit" olur.
Uzun süre isim benzerliği ile ilgili espriler yaparlar. Ellerindeki simitleri gülerek yiyen Smith ailesi İstanbul'u, Konya'yı, Antalya'yı, Mardin'i, Van'ı, Topkapı Sarayı'nı, Kız Kulesi'ni gezerler.
Mehteran bölüğünün geçişini hayranlıkla izleyen ailemizin küçük oğulları, elinde Maraş dondurması ile bölüğün içinde uzunca bir yürüyüş yapar.
Anne Smith, büyük kızıyla halay çekmeyi denerken, baba Smith kendini sahnede horon tepenlerin arasında bulur. Horonu pek beceremeyen babamız, Kafkas oyunlarında şansını dener.
Hayatlarında ilk kez Ezan sesiyle tanışan Smith ailesi, Semazen ve Ney'in büyülü atmosferinden uzun süre çıkamazlar.
Ailemiz, kendilerini saran Anadolu'nun birleştiriciliğinin büyüsüyle onlarca Türk ailesi ile tanışırlar, Ermeni bir vatandaşımızla kucaklaşıp, Süryani kızlarımızla uzun uzun sohbet ederler…
Bir Amerikan ailesi için oldukça geç sayılacak bir saatte ayrıldıkları festival alanından eve dönerken tüm ailenin kafasında bir birinden renkli anılar kalmıştır.
Ailemiz bu renkli anıların peşinden gidip, Türkiye'yi ziyarete gelirler mi bilmem ama bildiğim bir şey var ki artık "Türkiye" dendiğinde onların yüzünde mutlaka ama mutlaka bir gülümseme göreceğimizdir.
Bütün farklı inanışlarıyla binlerce yıl bir arada yaşamış, üç kıtaya sevgiyle inşa edilmiş binlerce hatıra bırakmış ve bir Dünya savaşından "Yurtta Barış, Dünyada Barış" sloganıyla çıkmış bir millet için bu gülümsemenin anlamını eminim bütün okurlarımız biliyorlar.
Ben de şahsım adına bu gülümsemeyi gaye edinen ve binlerce kilometre ötede bin bir fedakârlıkla bu organizasyonu gerçekleştirenler huzurunda saygıyla eğiliyorum…
NOT: Festivalle ilgili tüm fotoğraf ve bilgileri www.anatolianfestival.org adresinden bulabilir, ayrıca festivale ait videoyu aşağıdaki linklerden izleyebilirsiniz.
YOUTUBE VİDEO İÇİN BURAUA TIKLAYIN


































