İşte Şahin'in saat gibi işleyen af planı

İşte Şahin'in saat gibi işleyen af planı.9852
  • Giriş : 14.01.2009 / 10:06:00

Aldığı özel eğitimlerle hızla yükselen özel harekatçı İbrahim Şahin hep skandallarla anıldı. Ona kimse dokunamadı dokunmak isteyen yandı. Şaibeli bir raporla Sezer tarafından affedildi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Susurluk'ta yargılanırken, davanın hakimi değiştirildi. Şahin'i hapisten kurtaran Adli Tıp raporunu veren doktoru da Ağar atamıştı.

ERGENEKON terör örgütü soruşturmasında tutuklanan Emniyet Özel Harekat Dairesi eski Başkanvekili İbrahim Şahin'in Susurluk'un ardından aldığı hapis cezasını yatmaktan kurtaran isim yeni bir tartışma başlattı. Ergenekon terör örgütü operasyonunda tutuklanıncaya kadar 'Dokunulamayan adam' olan Şahin'i adının karıştığı tüm olaylara rağmen Susurluk kazasının ardından tekrar aktif hale kimlerin getirdiği merak konusu oldu.

BASKIYA DİRENEN HAKİM KARAGÜL YANDI

SUSURLUK skandalının patlak vermesinin ardından hep susan İbrahim Şahin, yargılandığı mahkemede hakime 'Bana biraz süre verin size herşeyi anlatacağım' dedi. Mahkemede konuşacağı gün olan 27 Mart 2000'de Trafik Kazası geçirdi ve hafızasını kaybettiğini iddia etti. Şahin'in yargılandığı Susurluk davasına bakan Hakim Sedat Karagül karar vermek için Şahin'in iyileşmesini beklemeye karar verdi. Karar için Şahin'in iyileşmesini beklemekte ısrar eden Hakim Karagül, ani bir kararla İstanbul Cumhuriyet Savcılığına atınınca emekliliğini istedi.

HAKİMİ DEĞİŞTİ KURTULDU

SUSURLUK hakimi Sedat Karagül'ün yerine atanan Hakim Metin Çetinbaş yaklaşık 3.5 yıldır devam eden dava dosyasını 3 ayda karara bağladı. Şahin'e çete kurmak suçlamasıyla 6 yıl hapis cezası verdi. Metin Çetinbaş şimdi ise Ergenekon sanıkları Kemal Alemdaroğlu, Güler Kömürcü ve Zekeriya Öztürk'ün avukatı oldu. 2000 yılında kaza geçiren İbrahim Şahin, önce Bursa Uludağ Üniversitesi'nden ön rapor aldı ve cezaevine girmekten geçici olarak kurtuldu.

SEZER TARAFINDAN AFFEDİLDİ

CEZAEVİNE girmekten tamamen kurtulmak isteyen Şahin, geçirdiği trafik kazasının üzerinden tam 2 yıl geçtikten sonra 2002 yılında Adli Tıp Kurumu'ndan 'Duyma ve hafıza sorunu yaşadığı' şeklinde rapor aldı. İşkence görenlere sağlam raporu vermekten sabıkalı doktorun imzasını taşıyan bu raporu kullanan avukatları Şahin'in iyileşemediğini belirterek 10.Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e cezanın affedilmesi için başvurdu. Sezer de raporları dikkate alarak Şahin'in 486 günlük cezasını affetti.

İMZALAYAN DOKTORU DA AĞAR ATADI

İBRAHİM Şahin'i cezaevine girmekten kurtaran Adli Tıp Raporu'nun altında ise ilginç bir ismin imzası vardı. Raporun altında imzası bulunan Nur Birgen'i Adli Tıp Kurumu'na atayan kişi ise dönemin Adalet Bakanı olan ve geçtiğimiz aylarda Yargıtay tarafından Susurluk davasıyla ilgili yargılanmasına karar verilen Mehmet Ağar'dı. İşkence gören sanıklara 'sağlam' raporu vererek işkenceyi gizlediği iddiasıyla 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanan, Tabipler Birliği tarafından 6 ay meslekten men cezası verilen Birgen, buna rağmen hiçbir ceza almadığı gibi terfi ettirilmişti.

Susurluk Hakimi: Sami Türk baskı yaptı

İBRAHİM Şahin'in geçirdiği kazanın ardından karar vermek için beklemeye karar verdikten sonra görevden alınan Susurluk Hakimi Sedat Karagül, eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün davayı karara bağlaması için kendisine baskı yaptığını iddia etti. Karagül 'Davayı karara bağlayacaktım ancak İbrahim Şahin bana 'bana süre verin, yer yerinden oynayacak' dedi. Duruşma günü Trafik Kazası geçirdi. 'Konuşabilir mi, konuşamaz mı' diye rapor istedim. O günün başsavcısı aracılığı ile Bakan Türk baskı yaptı. 'Bakanın emri var. Davayı karara bağla' dedi. Ben direnince defterimi dürdüler' dedi.

Çarkın: Cezamız idamdı

SUSURLUK davasında İbrahim Şahin'le birlikte yargılanan eski Özel Harekat polisi Ayhan Çarkın da, Sedat Karagül'ün ardından atanan Metin Çetinbaş'ın verdiği karara çok şaşırdığını yıllar sonra itiraf etti. Çarkın 'Bizi 3.5 sene yargılayan Hakim Sedat Karagül'de ben adaleti gördüm. Sonra bu heyet görevden alındı. Keşke o adamdan idam cezası alsaydık. Son 15 gün Mesut Yılmaz hükümetinin atadığı başka bir heyet geldi. 4 yıl ceza aldık. Oysa neyle yargılanıyorduk' dedi.

Sıradışı bir yükselişi oldu

DERİN çete yapılanmasının ortaya çıktığı Susurluk skandalının kilit isimlerinden biriyken şimdi terör örgütü Ergenekon'un 'yöneticisi' olduğu iddiasıyla tutuklanan eski Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin'in yaşamı boyunca 'Dokunulamayan adam' olması, akıllara 'Şahin kim tarafından korunuyor' sorusunu getirdi. 1976'da Sinop'ta polisliğe başlayan İbrahim Şahin, 1978'de Isparta Eğirdir Dağ Komando Okulu'nda ve Erzurum'da 'Dağ komando' olarak subaylık yaptı. 12 Eylül öncesinde, askerlik sonrası Abdullah Çatlı'nın memleketi, Ağca'nın yurtdışına çıkmasını sağlayan pasaportun hazırlandığı Nevşehir Emniyet Müdürlüğü'ne atandı. 1982 darbesinin ardından Ankara'da 'Özel tim' eğitimi aldı. 1982'de Bitlis'e tayin oldu. 1983'de Genelkurmay Özel Harp Dairesi'nde özel harekát kursu, 1984'te Almanya'da GSG-9 komando kursu aldı. Şahin'in Almanya'dan dönüşünün hemen ardından PKK'nın Eruh baskını oldu ve 84'ten 88'e kadar Doğu'daki operasyonları yönetti. 1988'de ABD'de 'antiterör kursu' aldı. Önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürü oldu ardından da Mehmet Ağar'ın Emniyet Genel Müdürlüğü döneminde vekaleten 1993'de Özel Harekat Daire Başkanlığı'na getirildi.

Hafıza kaybı olanlar böyle ifade veremez

'HAFIZA kaybı raporuyla hapis cezası affedilen İbrahim Şahin'in bugün Ergenekon Soruşturması kapsamında verdiği 'ayrıntılı' bilgiler, Şahin'in sağlık durumu ve aldığı raporu daha da tartışmalı hale getirdi. Kaza sonrasındaki bir kaç aydaki tedavi süreciyle kişinin hafıza gücünde farklılıklar yaşanabileceğini ancak birinci yılın ardından artık hafızada bir daha değişiklik yaşanamayacağını belirten İÜ öğretim üyesi Doç. Dr. Hakan Gürvit 'Affa uğrayacak kadar hafıza kaybı raporu alan kişi, böyle ifadele veremez' dedi.

MiT: Şahin'le ilişkimiz sosyal

MİLLİ İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarlığı, 'İbrahim Şahin'in Aktütün saldırısını 20 gün önce MİT'e bir tanıdığıma bildirdim' iddiasıyla ilgili açıklama yaptı. Şahin'in 'sosyal bir ilişki üzerinden' zaman zaman kendilerine bilgi verdiğini doğruladı. Aktütün Karakolu'na ilişkin iddia edildiği tarzda bir bildirimin MİT'e yansımadığı belirtilen MİT açıklamasında, 'İbrahim Şahin ile kurumsal bir temasımız bulunmamaktadır. Aktütün Karakolu'na ilişkin iddia edildiği tarzda bir bildirim tarafımıza yansımamıştır. Şahin bir süre önce Güneydoğu'daki bazı olaylara ilişkin duyumlarını, sosyal bir ilişki üzerinden tarafımıza aktarmıştır. Bilindiği gibi, çeşitli vesilelerle kurumumuza her türlü bilgi değişik kanallar üzerinden intikal etmektedir'' denildi.

Hem yardımcı hem eğitmen

ERGENEKON'un 9. dalgasında tutuklanan İbrahim Şahin'in iki muvazzaf üsteğmen ile sık sık görüştüğü, bazı görüşmeleri sessiz açık alanlarda yaptıkları ve bu görüşmelerin polis tarafından kamera ile kaydedildiği ortaya çıktı. Şahin'in Erenköy'deki evinden çıkan belgeler deşifre edildikçe Ergenekon'un suikast kanadı da bir bir çözülüyor. İddialara göre Ergenekon tepe yöneticilerince suikast timlerinin başına getirilen Şahin'in yardımcılığını tutuklu muvazzaf üsteğmenler Taylan Özgür Kırmızı ve Muhammet Sarıkaya yapıyordu. Kırmızı ve Sarıkaya'nın Şahin'in yardımcılığınının yanı sıra örgütteki diğer görevlerinin de Şahin'in yeğeni özel harekat polisi Oğuz Şahin'inle silahlı eylemlerde kullanılacak olan Ergenekon üyelerine gerilla eğitimi vermek olduğu belirlendi. Polis, İbrahim Şahin'in evinden çıkan belgelerden Gerilla Timleri'ni de deşifre etti. Polisin elde ettiği bilgilere göre örgüt 5 kişiden oluşan her tim için ayrı ayrı plan ve şifreler göndermişti. Polis kriptolu planların içindeki şifreleri çözmeye çalışıyor.

(Star gazetesi)

Milliyet gazetesi yazarı Fikret Bila da bir önceki Cumhurbaşkanının Ahmet Necdet Sezer, İbrahim Şahin'in nasıl affettiğini yazdı.

"Sezer, Şahin'i böyle affetti

Susurluk hükümlüsü Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekât Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin, Ergenekon soruşturmasında da tutuklandı.
Ergenekon soruşturması çerçevesinde evinde bulunan kroki üzerine Gölbaşı'nda yapılan aramada silahlar bulundu. Yine Şahin'in evinde ele geçen belgeler arasında suikast ve bombalı eylem planlarının ortaya çıktığı öne sürüldü.

Bu gelişmeler Şahin'i yeniden gündeme taşıdı.
Şahin, Susurluk davasından 6 yıla mahkûm olmasına karşın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından sağlık sorunları nedeniyle affedilmişti.
Hukuk konusunda titizliğiyle bilinen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, İbrahim Şahin gibi ağır suçlardan mahkûm olmuş birini nasıl affetti sorusu da yeniden gündeme geldi.

Anayasa'daki hüküm
Cumhurbaşkanı Sezer, İbrahim Şahin ve daha birçok mahkûmu Anayasa'nın 104. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi hükmü uyarınca affetti.
Bu madde hükmü Cumhurbaşkanı'na şu yetkiyi veriyor:
“Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak.”
Sezer, bu hükmü uyguladı ve Şahin'i affetti.

Suç ayrımı yapmadı
Acaba Sezer, Şahin'le ilgili mahkûmiyet kararında sayılan suçları hiç dikkate almadı mı?
Bu konuda, dün yaptığım küçük bir araştırma, Sezer'in mahkûmların affıyla ilgili bir prensip kararına vardığını ve bu prensibini suç ve suçlu ayrımı yapmadan uyguladığını gösterdi.
Sezer'in, Anayasa'nın ilgili hükmüne uygun biçimde Adli Tıp Kurumu'ndan alınmış rapor varsa, suçun ne olduğuna ve suçlunun kim olduğuna bakmadan, sadece insani yönü dikkate alarak, yetkisini, affetme prensibiyle kullandığını öğrendim.
Sezer, bu kararını sadece Şahin için değil, diğer mahkûmlar için de uygulamış.
Örneğin, daha sonra yine eleştirilere neden olan ölüm orucu nedeniyle “Wernicke Korsakoff” hastalığına yakalandığı Adli Tıp Kurumu raporuyla kanıtlanan mahkûmları da ayrım gözetmeksizin affetmiş.

Şahin'in raporu
Cumhurbaşkanı Sezer'in, Şahin'i, önüne gelen, İbrahim Şahin'le ilgili 27.6.2003 tarih ve A.T. 130/20062003/035566/ 4514-4083 sayılı Adli Tıp Kurumu'nun raporundaki şu teşhise dayanarak 14.7.2003 tarihinde affetmiş görünüyor:
“Anayasa'nın 104/b maddesinde sözü geçen sürekli hastalık kapsamında olduğu oybirliğiyle...”
İbrahim Şahin'e bu raporu Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Komisyonu veriyor.
Sezer, raporda yer alan bu teşhis nedeniyle Anayasa'nın söz konusu hükmü uyarınca İbrahim Şahin'i affediyor.

Adli Tıp vakası mı?
Sezer, suçun türüne ve suçlunun kimliğine bakmadan önüne, usulüne uygun olarak verilmiş bir rapor geldiğinde bütün mahkûmları affettiğine göre, Şahin'le ilgili durum bir Adli Tıp vakasına mı işaret ediyor?
Şahin, Ergenekon Soruşturması sırasındaki ifadeleri ve tutumuna bakılırsa, hafıza kaybına uğramış birine benzemiyor.
Bu durumda şu ihtimaller ortaya çıkıyor:
1- İbrahim Şahin, affedildiği dönemde gerçekten cezaevinde yaşamını sürdüremeyecek kadar hastaydı, hafızasını kaybetmişti, Adli Tıp bunu tespit etti.
2- İbrahim Şahin, hafızasını kaybetti, affedildi, ancak daha sonra hafızasına ve sağlığına kavuştu.
3- Ya da İbrahim Şahin hafızasını hiç kaybetmedi, ancak Adli Tıp Kurumu'ndan bu yönde rapor almayı veya Adli Tıp Kurumu'nu yanıltmayı başardı.

Rapor nasıl alınıyor?
Bir mahkûm, Anayasa'nın 104/b hükmündeki “sürekli hastalık” hükmünden nasıl yararlanıyor?
Bu prosedürü de özetleyelim:
Mahkûm veya avukatı ilgili savcılığa başvurarak, sağlık sorunları nedeniyle cezaevinde yaşamını sürdüremeyecek duruma geldiğini bildiriyor.
Savcılık, mahkûmu tam teşekküllü bir hastaneye gönderiyor.
Hastane mahkûmun cezaevinde tek başına yaşamını sürdüremeyecek sağlık sorunlarının olduğu yönünde rapor verirse, bu kez mahkûm Adli Tıp Kurumu'na gönderiliyor.
Adli Tıp Kurumu, mahkûmu bir süre sağlık gözetimine alıyor.
Gözetim sonucunda, cezaevinde yaşamını sürdüremeyecek sürekli hastalığı olduğu teşhisine varırsa, mahkûm veya vekili, Cumhurbaşkanlığı'na affedilmesi talebiyle başvuruyor.
Şahin'in, 2003 yılında bu süreçlerden geçtiği ve rapora ulaştığı anlaşılıyor."

Star gazetesi yazarı Eser Karakaş da İbrahim Şahin'in 'hafıza kaybı' gerekçesiyle cezaevinden çıkarılması sürecini irdeledi.

Ergenekon üzerinden Ahmet Necdet Sezer

Türkiye'den, Çankaya'dan bir Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer geçti.

Sayın Sezer'in isminin Cumhurbaşkanlığı için ansızın ortaya atıldığı günlerde bu adaylık için ne düşündüğümü soran arkadaşlara kendisini tanımadığımı ama Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak Anayasa Mahkemesi'nin 37. kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmanın çok olumlu bir konuşma olduğunu, böyle bir metnin altına imza atan kişinin üstelik Süleyman Demirel sonrası Çankaya'ya çıkma ihtimalini çok önemli gördüğümü söylediğimi hatırlıyorum.
Bendeniz hukukçu değilim ama bir öğretim üyesi olarak metin analizlerine yabancı olmadığım için bu metnin ruhunda özgürlükler açılımı olduğunu çok rahat söyleyebilirim.

Sonra Sayın Sezer Çankaya'ya çıkıyor, çok fazla amerikanvari bir şovla Migros'a gidiyor, poşet taşıyor, kırmızı ışıkta duruyor ama kısa süre sonra bu şovların arkası kesiliyor.

Sayın Sezer'in Cumhurbaşakanı olarak TBMM'de 1 Ekim 2006 tarihinde yaptığı başka bir konuşma daha var.

Hem Anayasa Mahkemesi'nin 37. kuruluş yıldönümünde hem de 1 Ekim 2006'da TBMM'nin açılış günü yapılan konuşmalara internet üzerinden ulaşılabilir.

Sayın Sezer'in TBMM önünde yaptığı son konuşma ise Anayasa Mahkemesi Başkanlığı döneminde yaptığı konuşmayla taban tabana zıt; bu konuşmada vurgu çok belirgin bir biçimde özgürlüklerin anayasal sistem içinde nasıl sınırlandırılabileceğine yönelik.

Sayın Sezer'in Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak yaptığı konuşmadan 1 Ekim 2006 TBMM konuşmasına giden hukuk adamlığı yolculuğu doğrusu en hafif deyimiyle acıklı.

Anlaşılan Sayın Sezer Çankaya'da iyi bir devlet terbiyesinden geçirilmiş, yukarıda gönderme yaptığım iki metin bu terbiyevi sürecin çok net kanıtları.

Ya da bir 'intisap' söz konusu; açmaya çalışacağım.

İki gündür İbrahim Şahin üzerinden yeniden Sayın Sezer'in ismi gündemde.

Sayın Sezer anayasal yetkisini kullanarak, bir Adli Tıp raporuna da istinaden, İbrahim Şahin'in cezasını affediyor ve böylece Şahin'in herkesin iyi bildiği işlerine geri dönmesine katkı yapıyor.

Sayın Sezer kullandığı bu yetkiyi Anayasa'nın 104. maddesinden alıyor ve bu maddenin ilgili paragrafı Cumhurbaşkanı'nın görev ve yetkileri üstbaşlığıyla şöyle diyor: 'Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak'.

Ekranlarda izlediğimiz, marifetlerini ve demeçlerini işittiğimiz İbrahim Şahin yukarıdaki anayasa maddesi tanımına ne kadar uyuyor okurların takdirine bırakıyorum.

Bir Cumhurbaşakanı'nın böyle bir yetkiyi kullanırken çok daha titiz davranması gerektiğini söylemeye bile gerek yok ama muhtemelen Sayın Sezer bu af yetkisini kullanırken başka bir titizlik göstermiş.

Susurluk-Ergenekon sürecinin baş aktörlerinden İbrahim Şahin'i affeden Sayın Sezer'in ziyaret ettiği tek televizyon kanalı da o dönemin Kanaltürk'ü ve bu kanalın sahibi de şimdi yine Ergenekon sanığı olarak tutuklu bulunan Tuncay Özkan.

Hayat dediğiniz nedir ki, bir tesadüfler bileşkesi.

Ergenekon davasının bir numaralı sanığı Veli Küçük ise bir gün yine tesadüfen Şişli'den geçerken bir kalabalık görüyor, yanındakilere soruyor, Hrant Dink'in davası olduğunu öğreniyor, içeri giriyor ve Hrant'a bozuk para atıyor; Hrant'ın o gün öldürüleceğini anladığını yakınları ifade ediyorlar.

İbrahim Şahin de anlaşılan geçirdiği kafa travması (Anayasa'ya göre sürekli hastalık) iyileştikten ve Sayın Sezer tarafından affedildikten sonra Anadolu'daki Ermeniler'e takılıyor ve nasıl öğrendi ise (bu konuda uzman Canan Arıtman'dan olabilir) DTP içindeki 520 Ermeni'nin peşinde olduğunu ifade ediyor.

Sayın Sezer'in Çankaya görevi sırasında Türkiye ilk Nobel'ini kazanıyor ama ülkeye bu büyük şerefi taşıyan Sayın Orhan Pamuk Çankaya'ya davet bile edilmiyor; gerekçesi de muhtemelen Pamuk'un Ermeniler'le ilgili bir sözü.

Yukarıda Sayın Sezer'le ilgili 'intisap' tabirini kullandım; intisap her zaman örgütsel olmak zorunda değil, daha sıklıkla zihinsel oluyor zaten.

Ergenekon örgütü de, kriminel yanı bir tarafa, zaten özünde bir zihniyet meselesi.

Star gazetesi-Milliyet

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*