İşte soykırım iddialarına cevap!

  • Giriş : 14.01.2007 / 00:00:00

Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu: Soykırımın olmadığını gösteren çok önemli belgelerden bahsetti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Çukurova Adanalılar Derneğince düzenlenen “İşgal Yıllarında Çukurova ve Kurtuluşu” konferansı, AA Konferans Salonunda yapıldı.

Prof. Dr. Halaçoğlu, konferansta yaptığı konuşmada, Çukurova’nın Türkmen yatağı olduğunu, bölgede çoğunluğu Avşar olmak üzere birçok aşiret yaşadığını belirtti.

TTK olarak Çukurova ve Anadolu’da yaşayan aşiretleri belirlediklerini anlatan Halaçoğlu, amaçlarının vatandaşlara kimliklerini tekrar hatırlatmak olduğunu söyledi.

Osmanlı Devleti’nin, 1914 yılında 1 milyon 850 bin kilometrekare toprağa ve temel enerji kaynaklarına sahip olduğunu, stratejik önemi olan noktada bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Halaçoğlu, “Ama sömürgeci devletler, gözünü bu topraklara dikmişti” dedi.

Çukurova’da Sarıçam’dan Gavurdağları’na kadar olan toprağın, Amerikan finansmanıyla Ermenilerce satın alındığını anlatan Halaçoğlu, şunları söyledi:

“Sultan Abdülhamit, bu durumun farkına vardı ve toprakların bedelini ödeyerek devletleştirdi. Osmanlı Devleti, daha 1914’te sömürgeci devletler tarafından paylaşılmıştı. Dünyayı kendi tekeline almış ülkeler, şimdi de farklı davranmıyor, o dönemin sömürgecileri günümüzde hepimizin değer verdiği cümlelerin arkasına sığınarak, sömürge düzenlerini devam ettirmeye çalışıyorlar.”

ÇUKUROVA’DA ERMENİ FAALİYETLERİ

Prof. Dr. Halaçoğlu, Fransız üniformasıyla Çukurova’ya gelen Ermenilerin, 1918’den sonra Mersin’den başlayarak yaptıkları mezalimlerin, belgelere yansıdığını belirtti.

“850 yıl birlikte yaşadığımız Ermeniler, neden nakledildi” diye soran Halaçoğlu, sömürgeci devletlerin Türkleri Anadolu’dan atabilmek için Ermenileri kullandığını, 1820’lerden başlayan misyoner faaliyetlerle onları Protestan ve Katolik mezheplerine mensup hale getirdiklerini söyledi.

Misyoner okullarda yetişen gençlerin, isyanın elebaşı olduğunu ifade eden Halaçoğlu, İngiliz, ABD ve Fransız belgelerinden örnekler vererek, Ermenilere tüfek ve mermi gönderildiğini, Ermenilerin 20 bin Türk askerleriyle savaştığını, Fransız ordusunun yarısının Ermeni gönüllülerinden oluştuğu anlattı. Prof. Dr. Halaçoğlu, Fransız arşiv belgelerinde, toplam 4 bin 83 Ermeni’nin isyan ettiği yönünde bilgiler bulunduğunu bildirdi.

ERMENİLERİN NAKLİ

Osmanlı Devleti’nin Ermenileri sistemli şekilde naklettiğini anlatan Halaçoğlu, şunları kaydetti:

“Ölmemeleri için elden gelen her şey yapılmış. Sevk edilen insanlara, büyüklere 3 kuruş, küçüklere 60 para tahsisat ayrılmış, devlet bütçesine 68 milyon kuruş ek ödenek koymuş. Yollarda hastaneler yapılmış, bunların başına Ermeni doktorları getirilmiş. ABD konsoloslukları raporlarında ne kadar Ermeni’nin tedavi edildiğinin kayıtları var. Nakledilenler yaklaşık 500 bin civarında. Korumayla gönderilmeleri ve mallarıyla ilgili çeşitli talimatlar yayınlanmış.”

Ermenilerin çektiği telgraflardan da örnekler veren Halaçoğlu, bunlarda ”katledilme emri” bulunmadığını ifade etti.

“SOYKIRIMIN OLMADIĞINI GÖSTEREN CİDDİ BELGELER VAR”

Halaçoğlu, soykırımdan söz edilmesi için devletin bir topluluğu yok etme kastı bulunması gerektiğini belirterek, “Soykırımın olmadığını gösteren çok önemli belgeler var” dedi.

Prof. Dr. Halaçoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Amerikan misyonerlerinin yardımlarının Ermenilere ulaştırılmasına bizzat Talat Paşa’nın imzasıyla izin verilmesinden tutun da hastane, fırın açılmasına kadar, hatta Cemal Paşa’nın ordunun bir kısımını terhis edip, ’bunlar aç kalmasın’ diye Ordu depolarından bunlara yiyecek vermesine kadar... Ayrıca 1915’te kurulan Divan-ı Harp mahkemelerinde 1673 kişi yargılanmış, 67 kişi idama mahkum edilmiş. 68 kişi kürek, 524 kişi de çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştır. Uluslararası hukuka göre eğer bir hükümet suçluları cezalandırmışsa artık onun soykırım olma iddiası tamamen ortadan kalkar.”

Eşkıya saldırılarında ölen Ermeni sayısının, en fazla 8 bin 500 olduğunu, 37 bin Ermeni’nin de hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini dile getiren Halaçoğlu, buna karşılık Erzurum’dan Kars’a, Bitlis’ten Ardahan’a kadar katledilen Müslüman sayısının 530 bin olduğunu, savaş sırasında Kafkasya’dan sürgün edilen 145 milyon Müslüman’dan 701 bininin Anadolu’ya ulaştığını söyledi.

İşgal döneminde Fransızların Anadolu’ya toplam 218 bin Ermeni getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Halaçoğlu, İngiliz belgelerine göre 1921’de dünya üzerinde 3 milyon 4 bin Ermeni yaşadığını, bunların 1 milyon 200 binini Anadolu Ermenilerinin oluşturduğunu kaydetti.

ATATÜRK’ÜN BASINA VERDİĞİ ÖNEM

Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Dr. Hilmi Bengi de Kurtuluş Savaşı’nın milletin onur savaşı olduğunu belirterek, “Bu onur savaşı, top ve tüfekten ziyade inançla azimle kazanılmıştır. Kurtuluş Savaşı’nın manevi mimarlarından biri de basındır” dedi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün basına olan ilgisine dikkati çeken Bengi, Atatürk’ün fikirlerini daha geniş kitlelere aktarmak için gazetelere mülakat verdiğini, yazılar yazdığını, gazete ve ajans kurulmasına öncülük ettiğini, hatta bir ara gazete çıkarma girişiminde bile bulunduğunu anlattı.

Bengi, Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra Ali Fethi Bey ile ”Minber” gazetesini çıkarmaya karar veren Atatürk’ün gazete için sermaye koyanlardan biri olduğunu söyledi. Mustafa Kemal’in 1937’de Hatay sorunuyla ilgili “Kurun” gazetesine bir başmakale de yazdığını ifade eden Bengi, Ulu Önder’in ülke meselelerinin çözümünde basının gücünden yaralandığını kaydetti.

Atatürk’ün basına ilgisinin en somut örneğinin AA’yı kurması olduğunu vurgulayan Bengi, “AA, ulusal bağımsızlık mücadelesi ortamında kamuoyunu yanlış yollara sürükleyecek, milli birliği tehlikeye atacak iç ve dış yayınlara karşı milleti uyarmış, milli kurtuluşu sağlayacak karar ve hareketleri, Büyük Millet Meclisi’nin kararlarını günü gününe halka ulaştırarak, Hükümetle halk arasında bağlantıyı sağlamıştır” diye konuştu.

Bengi, ilk zamanlar AA’nın bültenleriyle bizzat ilgilenen Atatürk’ün, bültenlerin en hızlı biçimde dağıtılması için posta ve telgraf idaresini uyardığını, engelleyenlerin “vatan suçu” işlemiş sayılacaklarını bildirdiğini, destek olanlara teşekkür ettiğini anlattı.

ÇUKUROVA BASINI

Atatürk’e milli mücadelede en önemli desteği Anadolu basının verdiğini vurgulayan Bengi, Kurtuluş Savaşı sırasında “Adana”, “Yeni Adana”, “Adana’ya Doğru”, “Tan Yeri” gibi gazetelerin her türlü imkansızlığa ve baskıya rağmen Kuvayı Milliye’nin sözcülüğünü yaptığını söyledi.

Yeni Adana gazetesinin bu yıllardaki önemine değinen Bengi, işgal kuvvetlerince kapatılan, ancak kurucusu Ahmet Remzi Bey’in azim ve kararlılığıyla yeniden yayın hayatına başlayan gazetenin, sadece güney cephesine değil, tüm cephelere ait haberleri duyurduğunu, Mustafa Kemal Paşa’nın beyanatlarını, meclis konuşmalarını, telgrafları Çukurova halkına ulaştırdığını kaydetti.

Yeni Adana gazetesinde kuşların bile muhabirlik yaptığını, gazetenin posta güvercini “Kızılca Tilki”nin işgal güçlerince vurulduğunu anlatan Bengi, ”AA’nın Konya bürosunu kuran duayen gazeteci Osman Yereşen, Yeni Adana gazetesi için ’milli mücahit’ deyimini kullanmaktadır” dedi.

İŞGAL YILLARINDA ÇUKUROVA

Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Kemal Çelik de işgal yıllarında Çukurova bölgesinde Ermenilerin faaliyetleri ve işgal güçlerinin uygulamaları hakkında bilgi verdi.

İşgal güçlerinin 200 binin üzerinde Ermeni’yi Çukurova bölgesine getirdiğini anlatan Çelik, Türkleri göçe zorlama ya da tamamen yok etme politikası izlendiğini söyledi.

Çelik, “Ermeni Taşnak ve Hınçak örgütlerince Türk düşmanlığıyla doldurulan komitacılar, Türklerin can, mal ve ırzına tecavüz etmişlerdir. Malları yağmalanan Türkler haraca bağlanmıştır” diye konuştu.

İşgal kuvvetlerine karşı Atatürk’ün emriyle Kuvayı Milliye komutanlığı kurulduğunu ifade eden Çelik, 3 yönden hareket eden Kuvayı Milliye güçlerinin Çukurova’yı düşman işgalinden kurtardığını kaydetti.

Soru-cevap bölümünde bir dinleyici, salonda gençlerin bulunmamasını eleştirdi ve bu konuda TTK Başkanı Halaçoğlu’nun görüşlerini sordu. Gençlerin, televizyon ve internetin de etkisiyle bu tür toplantılara eskisi kadar katılmadığını ifade eden Halaçoğlu, “Ama yine de çok karamsar olmamak lazım. Ben üniversitelere de davet ediliyorum. 1500 kişi dinliyor” dedi.

Genç dinleyicilerden Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü öğrencisi Melek Yıldızhan söz alarak, “tarihini bilmeyen toplumların coğrafyasının başkaları tarafından çizileceğinin” farkında olduklarını belirtti. Yıldızhan, “Bunun için tarihimizle ilgili etkinliklere seve seve, canla başla katılırız” diye konuştu.

Daha sonra Çukurova Adanalılar Derneğince, Prof. Dr. Halaçoğlu, Hilmi Bengi ve Dr. Çelik’e plaket verildi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious