İşte tarihi yeniden yazdıracak belgeler

İşte tarihi yeniden yazdıracak belgeler.9023
  • Giriş : 18.01.2009 / 10:30:00

10 Yıldır İngiliz arşivlerinde araştırma yapan Bilgin, resmi tarih tezlerini yıkacak belgelerden bahsetti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Fen bilimcisi için laboratuvar ne kadar önemliyse tarihçi için de arşiv aynı şeyi ifade ediyor. Doktora çalışması için girdiği İngiliz Ulusal Arşivi'nde yıllardır araştırma yapan tarihçi Doç. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin, yakın dönem Türk tarihine ilişkin pek çok belgeye ulaştı

Enver Paşa, İngilizlerden nasıl kaçtı? İttihatçiler Berlin'de nasıl geçiniyordu? Atatürk'ün hastalığı için Fransız doktorlar ne dedi? İngilizlerin Vahdettin ile ilgili planları nasıl suya düştü? İngiliz arşivlerindeki belgelere göre işte tarihi gerçekler.

Bir okullarda öğretilen tarih var bir de bulunan belgelere dayandırılarak yapılan spekülasyonlar. Ama tarihin asıl gerçekleri arşivlerdeki belgelerde gizli. Şimdiye kadar Osmanlı ve Amerikan arşivlerinin yanı sıra doktora çalışması için girdiği İngiliz Ulusal Arşivi'nde 10 yıl araştırma yapan Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin, yakın dönem Türk tarihini ilgilendiren konularda pek çok yeni bilgiye ulaştı. Bu bilgileri bir kitapta toplayacağını belirten Bilgin, bunları önce star Pazar'a anlattı.

BAZI BELGELER HİÇ AÇILMIYOR

İngiliz Ulusal Arşivi'nde araştırmacıya açık yaklaşık 8 buçuk milyon civarında belge var. Bilgin, bu belgeler arasında yakın dönem Türk tarihini ilgilendiren belgelerin büyük çoğunluğunu gözden geçirdiğini söylüyor. Bu arşivde genelde 30 yıl kapalılık esası olduğunu anlatan Bilgin 'Bu bazen konunun gizlilik derecesine göre 50, hatta 100 yıla kadar çıkabilir. Bazı arşiv belgeleri hiç açılmaz. Araştırma kartı çıkarıp üye olduktan sonra bu arşivde isteyen çalışabilir' diyor. İsteyen arşivde çalışabilir ama neyi aradığınızı bulmak çok önemli. Ayrıca onları değerlendirmek de. Bilgin 'Tarihçi, hiçbir zaman, belgelerin esiri ya da belge fetişisti değildir; belgeleri objektif olmaya çalışarak yorumlayandır' diyor.

Türk tarih yazıcılığının eksiklikleri ve tarih anlayışının yozlaşması ve de yakın tarih incelemelerine ideolojik fikirler çerçevesinde yaklaşılması nedeniyle 'Bize en uzak tarih dönemi, maalesef yakın tarihimizdir' diyen Bilgin şunları söylüyor: 'Beni en çok şaşırtan şey, arşiv belgelerini inceledikçe ne kadar az şey bildiğimi keşfetmek oldu. Arşivi bir okyanusa benzetirsek bilgimiz bir damla kadar' diyor. İşte Bilgin'in arşivden çıkardığı tarihle ilgili belgeli gerçekler...

Birinci Dünya Savaşı öncesi Osmanlı'ya toprak bütünlüğünü koruma sözü verildi

Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na girmesi meselesi de çok tartışılan konulardan biri olmaya devam ediyor. Genelde, Osmanlı Devleti'nin savaşa girmekten başka çaresi olmadığı ve İngiltere ve müttefiklerinin Osmanlı Devleti'nin ittifak tekliflerini reddetmeleri sebebiyle de Bab-ı Ali'nin Almanya tarafında savaşa girmek zorunda kaldığı görüşleri dile getiriliyor. Ancak, İngiliz arşiv belgelerinde, İngiltere ve müttefiklerinin, 1914 yılında, Osmanlı Devleti'nin tarafsız kalması durumunda toprak bütünlüğünü sağlayacaklarına dair garanti vermeyi teklif ettikleri belirtiliyor. Dolayısıyla bu durum bize Osmanlı Devleti'nin tarafsız kalabilme pozisyonu da olduğunu düşündürüyor.

Enver Paşa, Mustafa Kemal'e 164 kilo altın göndermişti

Son haftalarda bazı gazeteciler televizyon programlarında İttihatçıların Berlin'de nasıl geçindiğini ve Milli Mücadele'nin hangi parayla yürütüldüğü konusunu tartışıyor. İngiliz arşivlerindeki belgelere baktığımızda İttihat ve Terakki Partisi'nin en etkili lideri ve Harbiye Nazırı olan Enver Paşa ile Mustafa Kemal Paşa birbirlerine rakip olsa da Milli Mücadele'de birbirlerine destek olduklarını görüyoruz. Belgelerde bir konu daha var ki, ilk kez açıklıyorum. Enver Paşa'nın, amcası Halil Paşa vasıtasıyla Moskova'dan Bakü'ye getirilen 164 kilo altını, 19 Eylül 1920 tarihi civarında Mustafa Kemal Paşa'ya verilmek üzere Anadolu'ya gönderdiğini belirtiyor.

İkinci konu ise İttihatçıların Berlin'de nasıl geçindiği konusu... Bunun için Enver Paşa'nın İngiliz Binbaşı Ivor Hedley ile yaptığı görüşmeye bakmakta fayda var. Enver Paşa, 1920 başlarında Berlin'de İngiliz istihbarat subayı Binbaşı Ivor Hedley ile 5-16 Ocak 1920'de üç önemli görüşme yapmış. Hedley'in Enver Paşa ile yaptığı görüşmelerin raporları Berlin'deki İngiliz Askeri Misyonu Başkanı Tuğgenerel Neill J. Malcolm vasıtasıyla İngiliz Savaş Bakanlığı Harp Konseyi ve Dışişleri Bakanlığı'na gönderilmiş.

Bu raporlara göre, İngiliz Binbaşı Hedley ile görüşmelerinde Enver Paşa, Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesiyle artık askerlik görevinin sona erdiğini ancak memleketini seven sivil bir Türk olarak ülkesinin menfaatlerini korumak için çalışacağını belirtmişti. Bunun için önünde iki seçenek bulunduğunu ifade etmişti. Bunlar ya Rusya ile hareket ederek İngiltere aleyhinde faaliyetlerde bulunmak ya da İngiltere ile beraber hareket ederek Bolşevizm'e karşı bir set oluşturmayı düşünmekti. Enver Paşa; bağımsız Türkiye, Mondros Ateşkes Antlaşması'nda belirtilen sınırlar üzerinde bazı küçük değişiklikler yapılması ve İttihat ve Terakki Partisi'nin yeniden kurulması şartlarını sunmuştu. Ancak, Enver Paşa'nın bu şartları İngiliz Başbakanı tarafından 'Türkiye ile gizli görüşmelerde bulunamayacağı' gerekçesiyle reddedilmişti.

PARA MOSKOVA'DAN GELİYOR

Böylece, Enver Paşa'nın İngiltere aleyhinde faaliyetlerde bulunmak üzere Moskova'ya gideceğinin anlaşılması üzerine İngiliz Binbaşı Ivor Hedley onu tanıyan Alman vatandaşı bir Rus ajan vasıtasıyla Enver Paşa'yı tutuklamak istemişti. Ancak 23 Şubat 1920'de yakalamak için harekete geçtiğinde Enver Paşa'nın bir saat önce polis uçuşu ve Alman Hükümeti'nin gayri resmi izniyle uçakla Berlin'den ayrıldığını öğrenmişti. Berlin'deki İttihatçılar Orta Asya ve Kafkasya ile ilgili

basın yayın faaliyetlerinde bulunuyordu. Bu faaliyetleri sürdürmek için para Enver Paşa'nın girişimleriyle Moskova'dan geliyordu. Moskova'dan Berlin'e uçakla 50 milyon mark tutarında altın getirildiği belirtiliyor. Raporlara göre Enver Paşa kendisini uçuran Weinshonk adlı pilot ve yardımcısına 200 bin mark ödemişti.

Atatürk dört hafta dinlenseydi 25 yıl kadar daha yaşayabilirdi

Atatürk'ün hastalığıyla ilgili raporlar 1938 yılının başlarından itibaren arşivlerde yerini almaya başlamış. Bu raporlarda, Atatürk'ün hastalığının devlet işlerini aksatacak derecede kendisini rahatsız ettiği belirtiliyor. Ayrıca, Fransız doktorların Türkiye'ye geldiğinden ve Türk doktorlarının yaptığı teşhiste onların da hemfikir olduklarından bahsediliyor. Yine, Ankara'daki İngiliz elçisi Sir Percy Loraine'den Londra'ya giden ve bazısı gizli ve şahsa özel olan raporlarda, Fransız doktorların 'Atatürk'ün 4-5 hafta uygun bir şekilde istirahatı ve bakımının yapılması neticesinde iyileşeceği ve 25 yıl kadar daha yaşayabileceğini' ifade ettikleri belirtiliyor. Ancak, bu raporların Türk ve Fransız kaynaklarının da incelenerek bir kritiğinin yapılması gerekir. Eğer sonuçta İngiliz raporlarındaki bilgiler doğrulanırsa o zaman Atatürk'ün bakım ve tedavisinde bir ihmalin olup olmadığı ve varsa bunda kimlerin rolü olduğu araştırılmalıdır.

Vahdettin için hazırlanan Vatikan usulü planın bozulmasının sırrı

İngilizlerin Sultan Vahdettin ile ilgili planları Boğazların kontrolünün sağlanması çerçevesinde gündeme gelmişti. Üç temel görüş ortaya çıkmıştı. İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon tarafından savunulan birinci görüşe göre Sultan Vahdettin'in İstanbul'dan Konya veya Bursa'ya sürülmesi ve Boğazların ise uluslararası yönetime bırakılması istendi. İkinci görüş ise bunun İngiliz menfaatleri için tehlikeli olacağını savunuyordu. Sultanın sürülmesi durumunda Hindistan ve Mısır'da 'Sinn Fein' hareketi gibi bir isyan hareketi çıkabilirdi. Çünkü istihbarat raporları öyle söylüyordu. Dolayısıyla, Sultanı İstanbul'da kontrol altında tutmak daha makuldü. Üçüncü görüşe göre ise Vahdettin'e dini sebeplerle Yıldız civarında Vatikan usulü bir yer, yönetim amacıyla ise Anadolu'da bir yeri tahsis ederek böylece İstanbul ve Anadolu'yu birbirinden ayırmak planlanıyordu. Böylece İstanbul'un geri kalan bölgelerini de uluslararası yönetimin altına bırakmayı hedeflemişti. Bir yıl devam eden bu görüşmelerden, ikinci görüş İngiliz Kabinesi'nden destek bulmuştu. Ancak dikkatlerini tekrar Anadolu'ya çevirdiklerinde karşılarında güçlü bir milli hareketi ve Mustafa Kemal Paşa'yı görecekler ve planlarını uygulama fırsatı bulamayacaklardı.

Belgelere ulaşan Doç. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin kimdir?

İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü'nü bitirdikten sonra sırasıyla Gazi Üniversitesi'nde ilk yüksek lisansını, daha sonra ABD'deki University of Connecticut'ta ABD Dış politikası alanında ikinci yüksek lisansını tamamladı. 1997-2002 yılları arasında İngiltere'de Birmingham Üniversitesi'nde Ortadoğu konusu üzerine doktora yaptı. Halen Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışan Bilgin, son 10 yıldır İngiliz arşivlerinde araştırmalar yapıyor. Britain and Turkey in the Middle East: Politics and Influence in the Middle East in the Early Cold War Era adlı bir de kitabı bulunuyor. Bilgin, Londra, Cambridge, Oxford ve Birmingham üniversitelerinde özellikle Ortadoğu ve Ermeni meselesi konularında seminerler ve konferanslar veriyor.

Araplar, 1940'lı yıllarda bölgede Türkiye'nin lider olmasını istemişti

Türkiye'nin 1945-50 yılları arasında, genelde Ortadoğu ve özelde Filistin'de takip ettiği politikalarıyla ilgili literatürde genel açıklamaların dışında hiçbir detay bilgi yoktur. arşivlerdeki belgelere göre Türkiye, Filistin meselesinin uluslararası bir soruna dönüştüğü 1945'ten 1948'e kadar Arapların tezlerini destekleyen bir çözüm yolunu savunmuştu. Türkiye, Filistin konusunda verdiği destek nedeniyle tüm Arap dünyası tarafından 'Filistin'in müdafii' olarak ilan edilmişti. Arap-İsrail savaşında Mısır, Ürdün ve Irak ordularının yenilmesi üzerine Suriye ve Lübnan Devlet Başkanları Türk Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak'a başvurarak Türkiye'nin tıpkı Osmanlı döneminde olduğu gibi Arapların liderliğini ele almasını istemişlerdi. O dönemde Ortadoğu'nun patronluğu rolünü sürdüren İngiltere, Mısır'ın liderliğinin devamının İngiliz çıkarlarına uygun olacağını düşündüğünden Suriye ve Lübnan'dan yükselen seslere kulağını tıkamıştı.

Türkiye İkinci Dünya Savaşı'na katılmak istedi ama İngilizler bunu reddetti

Literatürde geçen 'Türkiye İkinci Dünya Savaşı'na fiilen katılmamak için ona göre bir siyaset takip etmiştir' bilgisi doğru değil. Aslında Türkiye İkinci Dünya Savaşı'na fiilen katılmak istemiş ancak geç müracaat ettiği için olmamış. Dönemin Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay, 1945 yılının sonunda İngiliz Genelkurmayı'na Türkiye'nin savaşa katılma isteğini ifade etmiş ancak İngiliz Genelkurmayı; İtalya'daki Alman kuvvetlerinin temizlenmesi için önceden planlanmış olan harekata Türkiye'nin son anda dahil edilmesinin mevcut planlamayı değiştireceğinden ve ABD'nin de onayını gerektirip bunun da epey zaman alacağından Türkiye'nin müracaatının reddedilmesini istemiş. İngiliz Genelkurmayı ayrıca, Türk askerinin modern bir savaş için harp tecrübesi bulunmadığından müttefik güçlere fazla faydasının olmayacağını rapor etmişti. Ancak, İngiliz Başbakanı Winston Churchill buna itiraz ederek Türk askerinin, ABD'nin seçme birçok askeri birliğinden bile daha iyi savaşçı olduğunu rapor edip Türkiye'nin savaşa girmesinde ısrar ettiyse de İngiliz Genelkurmayı'nın dediği oldu.

STAR

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*