'İtirafçılar hala JİTEM'de çalışıyor!'

'İtirafçılar hala JİTEM'de çalışıyor!'.9628
  • Giriş : 18.10.2008 / 00:50:00
  • Güncelleme : 18.10.2008 / 00:04:00

Avukat Tahir Elçi, Jandarma Genel Komutanlığı'nın yargılanan itirafçılarla resmi ilişkilerini kestiğini, ancak birçok itirafçının hâlâ kadrolu olarak çalıştırıldığını öne sürdü .

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Şırnak'ta yaşayan Tahsin Sevim, Hasan Caner ve Hasan Utanç'ın, binbaşı Cem Ersever'in emriyle JİTEM'de görevli bazı rütbeli askerler, itirafçılar ve geçici köy korucuları tarafından işkenceyle öldürüldükleri ortaya çıkınca yaptığı suç duyurusuyla JİTEM'de görevli itirafçılar hakkında dava açılmasını sağlayan avukat Tahir Elçi, Jandarma Genel Komutanlığı'nın yargılanan itirafçılarla resmi ilişkilerini kestiğini, ancak birçok itirafçının hâlâ JİTEM tarafından kadrolu olarak çalıştırıldığını öne sürüyor. Bu konuda resmi kayıtlar olduğunu söyleyen Elçi, JİTEM'in yasadışı faaliyetlerini anlattı.

Dava konusu olan suç duyurunuz hakkında bilgi verir misiniz?

Şırnak'ta yaşayan müvekkillerimin yakınları olan Tahsin Sevim, Hasan Caner ve Hasan Utanç, 1989 yılında kendilerine ait özel bir araçla Şırnak'tan Cizre'ye gelirken Kasrik Boğazı civarında bir grup JİTEM üyesi tarafından alınarak Silopi Jandarma Merkezi'ne götürüp burada sorgulanıyorlar. Daha sonra Cizre-Nusaybin karayoluna yakın bir yerde kafalarına kurşun sıkılarak öldürülüyorlar. Gözaltına alınma ve öldürülme emrini o dönemde JİTEM Komutanı olan Binbaşı Ersever veriyor. Maktuller, önce Arif Doğan'ın JİTEM Grup Komutanı olduğu Silopi ilçesine götürülüyor. Daha sonra iki jandarma astsubayı ve "Gijo" kod adını kullanan, Kasrik köyünden geçici köy korucusu ve JİTEM mensubu Faysal Şanlı tarafından kurşuna diziliyorlar.

Bu kişilerin JİTEM mensubu askerlerle itirafçılar tarafından öldürüldüklerini nasıl öğrendiniz?

Olay tarihinde Caner, Utanç ve Sevim'in öldürülmeleriyle ilgili idil Cumhuriyet Savcılığı'nca bir soruşturma dosyası oluşturuluyor. Ancak Jandarma'dan gelen birkaç satırlık tutanakta, olayın muhtemelen PKK tarafından işlendiği ifade edilerek faillerin aranmaya başlandığı belirtiliyor. 7-8 yıl boyunca birkaç ayda bir jandarmadan savcılığa iki satırlık rutin bir yazı gönderilerek faillerin arandığı ancak henüz bulunamadıkları belirtiliyor. Dosya bu şekilde yıllarca raflarda bekletiliyor. Susurluk olayı patlak verdikten sonra Kırklareli Cezaevi'nde tutuklu bulunan ve aslen Suriyeli olan, JİTEM içinde "İbrahim Babat" sahte kimliğini kullanan eski bir PKK itirafçısı, TBMM Susurluk Komisyonu'na kendi el yazısıyla 11 sayfalık bir mektup yolluyor. Babat, mektubunda, JİTEM'e nasıl girdiğini anlatıyor ve 1980'lerin sonları ila 199O'lı yılların ortalarına kadar bu üç kişinin de aralarında yer aldığı birçok faili meçhul cinayeti kendilerinin işlediğini itiraf ediyor.

"JİTEM, Ergenekon'un Güneydoğu şubesidir"

Güneydoğu'da görev yapan bir hukukçu olarak, JİTEM'in nasıl bir yapılanma olduğunu biliyor musunuz?

JİTEM'in örgütsel yapısını tartı olarak bilmek mümkün değil. Çıkan haberlerden, Jandarma içinde merkezi Ankara'da, çoğunluğu Güneydoğu'da olmak üzere belli bölgeler de grup komutanlıkları şeklinde örgütlendiği, illerde Jandarma alay komutanlıklarının bünyesinde, emirleri doğrudan Ankara'daki merkezden alan; istihbarat, sorgu ve operasyon şeklinde üçlü faaliyet gösteren bir yapı olduğu anlaşılıyor. 1980'li yılların ortalarında Siirt, Mardin ve daha çok da Silopi merkezli ve Cem Ersever öncülüğünde, PKK'ya karşı illegal ve hukuk dışı kontrgerilla faaliyetleri şeklinde başlayan örgütsel çalışmalar daha sonra resmi ve merkezi bir oluşuma gitti, tik defa Cem Ersever ve maiyetindeki bazı subaylar ile eski PKK itirafçıları tarafından Mardin ve Siirt bölgesinde eylemler başlatıldı. Örgüt bölgede muhbirlerden yararlanarak PKK yanlısı kişilerin öldürülmesi, gerilla kılığıyla köylere baskın düzenlenmesi, kişilerin gözaltına alınarak işkenceden geçirilmesi veya kaybedilmesi gibi eylemler gerçekleştirdi. Örgüt içinde bazı gruplar örgüt yanlısı kişileri öldürerek "PKK'lı-yı ölü ele geçirdik" diyerek prim alıyorlarmış. "Kelle avcıları" tabiri, bu dönemdeki uygulamalardan kalma bir deyimdir. Ahmet Zeyrek ve kendisi gibi muhbir olduğu ileri sürülen amcası Hacı Zeyrek cinayetlerinin JİTEM'deki örgüt içi infazlar olduğu ortaya çıktı. Cem Ersever ekibi tasfiye edildikten sonra, örgütün üst düzey yöneticiliğine bugün Ergenekon Davası'ndan tutuklu olan Veli Küçük ve Arif Doğan gibi isimler getirildi. JİTEM sözüm ona PKK'ya karşı "gayri nizami harp" faaliyetleri yürütmek üzere kuruldu, ama hiçbir zaman doğrudan PKK'nın kırsaldaki silahlı gruplarıyla karşı karşıya gelmedi. Tersine, hep masum insanlara yöneldi. Bence Ergenekon veya adı her ne ise, Türkiye'deki bu derin yapılanma çok daha eskiye dayanıyor. JİTEM ise, aynı oluşumun bünyesinde Kürt sorunu bağlamında ortaya çıkan ve Güneydoğu'da PKK'ya karşı faaliyetler için örgütlendirilen bir yan örgüttür. Tabii Cem Ersever'in örgütü ifşa eden bazı çalışma ve açıklamaları üzerine, değişik bir forma sokulmuş veya dönüştürülmüş olabilir. Zaten Ergenekon iddianamesi de, "Gladio" diyor, "Susurluk" diyor, "derin devlet" diyor, "şu ana kadar ortaya çıkanlar buzdağının görünen yüzü" diyor. Aslında iddianame çok önemli şeyler söylüyor, ama savcıların eline verilen malzemeden şimdilik asıl yapının ortaya çıkacağını sanmıyorum. Zaten bu nedenle ben JİTEM-Ergenekon davalarının birleştirilmesini çok önemsiyorum.

Genelkurmay'dan savcılığa JİTEM azarı

JİTEM mensupları hakkında açılan davalarla ilgili bilgi verir misiniz?

Meclis Susurluk Komisyonu, suçun meydana geldiği bölgenin ilgili savcılıklarına gerekli işlemleri yapmak üzere PKK itirafçısı ve JİTEM elemanı İbrahim Babat'ın beyanlarını gönderir, ilgili savcılıklar da Babat'ın ifadesine başvurur. Babat'ın ifadelerinde yer alan olaylarla ilgili olarak General Hikmet Köksal'dan Cem Ersever'e, Arif Doğan'dan Veli Küçük'e kadar çok sayıda değişik rütbelerden jandarma görevlilerinin ve eski örgüt üyesi itirafçıların isimleri geçiyor. Olayların örgütsel bir oluşum tarafından işlendiği gözetilerek soruşturma dosyalan 1998-99 yıllarında Diyarbakır DGM Başsavcılığında toplanır. Savcılık, Genelkurmay Başkanlığı'na bir yazı göndererek, ismi geçen asker kişilerin daha önce görev yaptıkları yerler ve benzeri konular hakkında bilgi ister. Genelkurmay, adı geçen kişilerin asker olduklarını, sözü edilen olaylarla ilgili olarak kendilerince bir işlem başlatıldığını bildirir ve istenen bilgileri vermez. Savcılık bunun üzerine Ankara DGM Başsavcılığı aracılığıyla Genelkurmay Başkanlığından bilgi ister. Genelkurmay "Daha önce yazıya cevap verildiğini ikinci kez aynı konuda yazı yazılmasına anlam verilemediğini belirtir. Savcılık "Askerleri bu işe karıştırma" denilerek adeta azarlanır. Genelkurmay, hem adli savcılıkça çok ağır suçlarla suçlanan askeri görevlilerle ilgili "Ben gerekeni yaparım" diyerek bilgi vermez, hem de suçlamalarla ilgili ne tür işlem yapıldığını ve nasıl bir sonuca varıldığını savcılığa bildirmez.

Genelkurmay'ın bu tavrı üzerine savcılık ne yaptı?

Savcılık bunun üzerine sadece bazı itirafçılar ve korucular hakkında dava açtı, ama dosyada isimleri geçen asker kişiler hakkında hiçbir işlem yapamadı. Daha sonra Diyarbakır DGM, görevsizlik kararı vererek dosyayı normal suçlara bakan Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi. Ağır Ceza Mahkemesi, gelen belgelere bakarak itirafçıların çoğunun JİTEM üyesi oldukları, Diyarbakır Asayiş Komutanlığı'nda sivil memur kadrosunda çalıştıkları, işledikleri suçları JİTEM komutanları Cem Ersever, Arif Doğan ve diğer rütbelilerle birlikte işledikleri sonucuna vardı. JİTEM'in jandarmanın içinde bir birim olduğuna, bu nedenle yargılamayı askeri mahkemenin yapması gerektiğine karar vererek dosyayı 7. Kolordu Askeri Mahkemesi'ne gönderdi. Askeri mahkeme de görevsizlik kararı verince dosya uyuşmazlık mahkemesine gitti. Uyuşmazlık Mahkemesi de geçtiğimiz günlerde davaya Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'nin bakmasına karar verdi.

Yerel mahkemelerin yanı sıra Ergenekon örgütü hakkında dava açan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına da suç duyurusunda bulunmuşsunuz. Buna neden gerek duydunuz?

Müdahil avukat olduğum davada isimleri geçen, ama Genelkurmay'ın o tarihteki engelleyici tutumu nedeniyle haklarında dava açılamayan JİTEM komutanları Arif Doğan, Veli Küçük ve Levent Ersöz halen Ergenekon'un üye ve yöneticileri olarak yargılanıyorlar. Ayrıca ortaya çıkan tüm bilgi ve belgeler karşısında JİTEM ve Ergenekon örgütlerinin aynı hukuk dışı oluşumun farklı versiyonları veya yekdiğerini kapsayan tek bir oluşum olduğunu düşünüyorum. Dikkat edin, her iki örgütün amaç ve stratejileri örtüştüğü gibi, önemli kadrolarının büyük bir kısmı aynı kişilerden oluşuyor. Meclis Susurluk Komisyonu Başkanı Elkatmış'ın ifade ettiği gibi, JİTEM ve bu örgütün başta Güneydoğu'da olmak üzere işlediği suçlar ortaya çıkarılmadan Ergenekon soruşturmasının başarıya ulaşması olanaksızdır. Bu nedenle JİTEM üyesi kişiler hakkında Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'nde süren davanın Ergenekon davasıyla birleştirilmesini talep ettim.

Jandarma Genel Komutanlığından davanın görüldüğü mahkemeye gelen "gizli" ibareli yazıda, itirafçıların JİTEM'le ilişkilerinin kesildiği belirtiliyor. Bu doğru mu?

işlenen eylemler nedeniyle başlayan soruşturmalar üzerine itirafçıların sivil memur olarak Ordu bünyesinde bulunmalarının hukuki sorunlara yol açacağı tahmin edilerek, bir önlem olarak sadece davada yargılananların ilişiklerinin kesildiği anlaşılıyor. Ama hâlâ çok sayıda itirafçının kadrolu olarak JİTEM'de çalışmaya devam ettiğini biliyoruz. Başka soruşturma dosyalarında itirafçıların askeri görevli olduklarına ilişkin resmi kayıtlar var. Ayrıca ilişiği kesilenlerin başka şekilde istihdam edilmesine de devam ediliyor. Bunların bazıları Şemdinli davasındaki Veysel Ateş gibi "haber elemanı" adı altında maaşa bağlanmış. Kimisi de örtülü ödenek parasıyla finanse ediliyor. Bu da mümkün olmazsa özel güvenlik şirketlerinde çalıştırılıyorlar, özel güvenlik sektörünün çoğunlukla JİTEM'ci-veya Ergenekoncuların denetiminde olduğuna dikkatinizi çekmek isterim.

Yüzbaşıyı da JİTEM mi öldürdü?

JİTEM'e mal edilen suçlar arasında rütbeli asker cinayetleri de var. Bu konuda elinizde bilgi var mı?

İbrahim Babat'ın Susurluk komisyonuna yazdığı mektupta, yüzbaşı ismail Öztoprak'ın ölümünün "kaza süsü verilerek tasarlanmış cinayet" olduğu belirtiliyor. Babat'ın iddiasına göre, Zaho'da peşmerge komutanıyken Türkiye'ye iltica eden ve Mehmet Kılıç kimliğiyle Antalya Jandarma II Komutanlığı'nda askerliğini yapan Maho Gefdan, Cem Ersever tarafından Saddam yönetimine 100 bin dolar karşılığında teslim ediliyor. Bunu duyan ve olaydan rahatsızlık duyan Yüzbaşı Öztoprak, Ersever ekibi tarafından konuşmasın diye kaza süsü verilerek öldürülüyor.

JİTEM'in faaliyet alanı daha çok Güneydoğu'ydu, ancak zaman zaman batı illerinde de bazı suçlar işlediği yolunda haberler çıktı. Batıda işlendiğini bildiğiniz suç veya suçlar var mı?

JITEM'de görevli ibrahim Babat, Abdülkadir Aygan ve Fethi Çetin'in adı, Tekirdağ'da Nejat Söyler adlı bir işadamı ile oğlu Murat Söyler'in sipariş ettiği bir suikast girişimine karıştı. Ayrıca JİTEM Komutanı Yüzbaşı Sinan Yaşar ile Babat'ın adının karıştığı Bodrum Sun Clup olayı var.

JİTEM mensuplarının zaman zaman hayali örgütlerin adını kullanarak bazı yasadışı eylemler gerçekleştirdiği konusunda haberler çıktı. Bu konuda ne biliyorsunuz?

İbrahim Babat, Susurluk Komisyonu'na yazdığı mektupta, dönemin Mersin'deki jandarma komutanı Albay ismet Yediyıldız ve Binbaşı Cem Ersever'le Türk intikam Tugayı (TIT) adlı illegal bir oluşum kurmayı kararlaştırdıkları anlatılıyor.

Diyarbakır eski Emniyet Müdürü Gaffar Okkan cinayetini de JİTEM'in gerçekleştirdiği yolunda iddialar var.

Gaffar Okkan'ın Hizbullah tarafından öldürüldüğüne hiçbir zaman inanmadım. Türkiye Hizbullahı'nın bu çapta ve nitelikte başka bir eylemi görülmedi.Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin gerekçeli kararını da inceledim. Hizbullah tarafından yapıldığı iddiası bana inandırıcı gelmedi.

CAFESİYASET

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*