Japonya normalleşiyor, asıl risk Amerika

  • Giriş : 15.03.2007 / 00:00:00

15 Şubat'ta 'piyasalarda fırtına öncesi sessizlik' diye yazmıştık. İki hafta geçmeden o fırtına geldi. Böyle olunca insanlar 'hadi bundan sonrasını da bilsene' der gibiler.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Piyasa falcılarını bir kenara bırakırsak üç şey bilinemez: Tam zamanı, nerede patlak vereceği ve kullanılacak bahane. Ancak entelektüel birikimimiz ile havayı koklar, tedbir çağrısı yaparız. Doyuma ulaşan bulutlar er geç yağmur bırakır. Hangi piyasada iseniz bunun tabiatına itiraz etmeyeceksiniz. Eğer siz, menkul kıymetler piyasalarındaki dalgalanmayı risk olarak görüyorsanız, orada ne işinizin olduğunu sorgulayın. Bu piyasalardaki dalgalanmalar kâr realizasyonu için fırsat olarak görülürken sizin yüreğiniz ağzınıza geliyorsa, yanlış yerdesiniz demektir. Çin Borsası nefes almadan 1000 seviyesinden 3000'i gördü. Ancak emtiaya akın eden oynak fonların oluşturduğu şişkinlik Batı ekonomilerini de vurma noktasına geldi. Petrol 75 doları aşınca maliyet enflasyonu ve arz şokları kapıyı çaldı. Böyle durumlarda faiz artışı aslında deniz suyuyla susuzluk gidermeye benzer. Nitekim faiz artışı ile enflasyonu kontrol etmeye çalışan ABD piyasalarında şimdi de emlak piyasalarından başlayan son derece tedirgin edici bir durgunluk korkusu yaşanıyor. Kapitalizmin gerçek korkusu enflasyon değil, durgunluktur.

Başta petrol olmak üzere emtia fiyatlarının 2007 yılının başında nasıl dip yaptığı üzerinde düşündünüz mü? Kaplar boşaltılmadan doldurulmuyor da ondan. İdare edilebilir cinsten olması şartıyla devamını beklediğim dalgalanmaların bir nedeni de bu. Dalgayı oluşturmak sizin elinizde olabilir; ancak hangi sahile ne büyüklüğünde varacağını kestirmek ve süreci durdurmak Amerikalı kapitalistlerin bile elinde değil. Tetikleyeceğiniz hareketin nasıl bir domino etkisi oluşturacağı belli değil. Acımasız kapitalizme karşı geldiğimiz aşamada tek tutunma noktamız da galiba bu. Kapitalizmin içinde bir entropi saklı. Kendi kendini yok edecek bir damar bu. Ve bu damar stres toplamaya devam ediyor, tansiyon had safhada. Küçük fay yırtıkları ile oluşan dalgalar sayesinde stresin atılması ve düzenin devamı murat ediliyor.

'Amerikan imparatorluğu yıkılmaz' algısı değişirse her şey berbat olur

İki temel sorun var. Nasıl etkin olmayan devletler piyasa ortamını bozup sistemin çalışmasına zarar veriyor ve IMF programlarının da baskısıyla reforma tabi tutulup küçültülmesi gerekiyorsa, şimdi dünyadaki sistem açısından ABD aynı yıkıcı ve piyasa bozucu etkiye sahip. ABD'de bütçe, cari ve tasarruf olmak üzere üç temel açık var. Bütçe açığı hükümete göre sadece 400 milyar, bazı alternatif kaynaklara göre ise 13 trilyon dolar. Nereden baksanız açığın milli gelire oranı yüzde 6-7'ler civarında. 9 trilyon dolara yaklaşan ulusal borç Amerikan tarihinin en yüksek düzeyi. Sadece 2006'da borç faizine ödenen meblağ 406 milyar dolar. Amerikan tüketicisinin toplam borcu 11 trilyon dolar iken, kişisel tasarruf oranı yüzde 1'le bütün zamanların en düşük düzeyinde. Balon ekonomisine giden konut sektöründe 8 trilyondan fazla tasarruf bloke oldu. Bunun patlamasını düşünün. 900 milyar dolarlık cari açık da yine milli gelirin yüzde 9'una yakın. Birçok ülkede sadece biri olunca kıyamet kopuyor. ABD bugün dünyanın en kırılgan ekonomisi olduğu halde hâlâ 'yükselen piyasalarda riskler artınca küresel sermaye riski olmayan ABD'ye kaçıyor' deniliyor. Kendi kendini besleyen bir kehanet bu.

Amerikan bono ve tahvillerine yatırılan Japon ve Çin varlıkları bu ülkenin açıklarını şimdilik kısmen finanse ediyor. Amerikan parası aslında pula döndü. Faize sarılarak bunu durdurma şansı ise neredeyse hiç yok. Ancak bir kâğıda herkes 'para' dediği ve böyle kabul ettiği için para muamelesi görüyor. Sadece Çin ve Japonya 2 trilyon doları rezerv olarak tutuyor. Amerikan varlıklarına yatırılan denizaşırı fonların değeri 14 trilyon dolar civarında. Kamu borçlarının yarısı yabancılara ait. Neticede net sermaye kaybı yaşanıyor. Miktarı şimdilik sadece 2,5 milyar dolar. Ancak bu 90 yıllık zaman diliminde ilk defa gerçekleşiyor. Destek olarak Amerikan imparatorluğunun yıkılmaz zannedilen gücü pazarlanıyor. Bu psikolojik algılamanın yıkılması ise her şeyi bir anda berbat eder. 1974'te altın para sistemi çöktüğü ve dolar tepe takla gittiği gibi, sistemi bozan ABD düzeni nedeniyle kâğıtlar yine karılacak.

Japonya faizleri artırmaz

Japonya kapitalizmin altın çocuğu olarak Çin'e benzer bir şekilde yükseldi. Yen'de büyük bir devalüasyon başladı. Kısa zamanda sistemde birikmiş ve halının altına süpürülmüş olan kirler açığa çıktı. Ülke 1990'da patlayan balon ekonomisinin altında kaldı. Batık kredileri temizlemek için tam ne kadar kaynak kullanıldığını şeffaflık eksikliği nedeniyle kimse bilmiyor. En az bir trilyon dolarlık bir rakamdan bahsediliyor. İşe yaramayan şeyler bir yerde pahalı hale geliyorsa, oradan ayrılma vakti gelmiş demektir. İpotek olarak gösterilen varlıkların değeri dibe vurdu. Sistem son yıllarda normalleşmeye başladı. Ancak normalleşmenin yalancı bir şafak olup olmadığı hâlâ tam olarak anlaşılmış değil. 2000 yılında ekonomide yaşanan büyüme performansına bakarak Japonya'da faiz artışı denendi. Oysa deflasyon sürecinin devam ettiği daha sonra anlaşıldı. Tekrar sıfır faiz politikasına geri dönüldü.

Japonya'da uzun süre sıfır faizli kredi verildi. Bunun adı bedava paradır. Şimdilerde 'carry trade' (al götür, kullan iade et) olarak meşhur olan paradan para kazanma devri bundan dolayı açıldı. Değeri düşen ve bedava olan parayı kapan, Türkiye gibi parası değer kazanan, bir de yüksek faiz veren yükselen piyasa ekonomilerine aktı. Aslında bu süreç Japonya'nın da işine geldi. Zira ülke ekonomik durgunluğu iç talep ile değil dış taleple aşmaya çalışıyor. İşleyen mekanizma nedeniyle Yen değer kaybederken, Japonya'nın toparlanması da devam etti. Ancak bu süreç ABD başta olmak üzere birçok yerde yanlış fiyatlandırmalara ve enflasyonist baskılara neden olurken, son üç yıldır Japonya büyüyor, fiyatlarda ise kısmen artış hareketi gözlemleniyor. Buna bakarak Japonya 'acaba bedava para dağıtmak' dönemini kapatabilir miyiz diye denemelere başladı. 'Carry Trade'in yanlışlarının artık düzeltilmesi aşaması geldi. Ancak dünya sistemindeki yanlışlar ve kapitalizmin çarpıklıkları iç içe geçmiş durumda. Tokyo'da ucu sallanan ipin, diğer ucunu kestirmek imkânsız. Japonya'nın faiz kararını Çin'i 'terbiye etmek için' kullanalım derken bakıldı ki, işin ucu başka yerlere değiyor. Hemen süreci soğuttular ve göstergeler şimdilik tekrar normalleşiyor. Yakın gelecekte kimse Japonya'dan daha fazla faiz artışı beklemesin. Eğer ABD'de durgunluk göstergeleri ikna edici oranda belirginleşirse esas bundan korkmak lazım. Çünkü yüzde 1,5'lerden soluksuz bir şekilde yüzde 5,5'lere kadar çıkan faizin olumsuz etkisinin durgunluk etkisinin ne zamana kadar devam edeceğini kestirmek kolay olmayacak. ABD, faizleri hızla düşürmek zorunda kalabilir. İşte o zaman Türkiye gibi ülkelere oluk gibi para akmaya devam eder. Buna sevinmek değil, üzülmek lazım.

Çin finans sisteminde devlet kontrolü kalkarsa felaket yaşanır

Dikkatinizi çekerim, şu konjonktürde artık analizlerimizin her yerinde bir Çin, Japonya ve genel olarak Asya vurgusu var. İpin bir ucu ABD'de, diğeri ise Dragonlarda. Göreceğiz bakalım ucu yavaş yavaş görülmeye başlanan bu iki kapitalizm türü arasında dünya nereye doğru gidecek. Şimdilik ipin ucu kimde olursa olsun üzerinde oynayanlar bir avuç para cambazı. Kapitalizm bir delik bulup içeri sızınca, oradan başlattığı dalgalanmalar ile sistemin geri kalanlarını da fethetmek istiyor. Bu tarihte hep böyle olmuştu. 1854'te Amerikan amirali Perry, savaş gemilerini açığa demirlettikten sonra silah zoruyla Japonya'yı dışa açmıştı. Çağına göre, yerine göre yöntemlerden yöntem seçiyorlar. Fark bu. Etkisiz direnmelerden sonra sonunda Türkiye de "madem kaçamıyorsun, bari zevkini çıkart" modeline geçti.

Çin'de finans sektörü başta olmak üzere hizmet sektörü yabancı sermayeye son derece kısıtlı ve kontrollü bir şekilde açık. Sistem, devlet bankalarının kontrolünde. Batık kredi ise had safhada. Bu şartlar altında sistemin üzerinden kontrol kalksa tam bir felaket yaşanır. ABD bunu temenni ediyor. Sistemi bu yüzden artık yoklamaya başladı.

Dünyada mal karşılığı olmayan devasa sermaye akacak reel mal arıyor. Çin ve Hindistan bunun için büyütülüp iğdiş edilecek bir kral gibi muamele görüyor: Dünya sistemine entegre olacaklar, başlangıçta dünyaya mal satacaklar; ancak bunun karşılığında dev fonlara kapıları açacak, yani para satın alacaklar. Sonra, katma değeri yüksek lüks malları da ithal etmeleri bekleniyor. Benim merak ettiğim, Çin'in vereceği tepkinin sistem içi mi, yoksa paradigma dışı mı olacağı. Yine Çin rekor cari fazla veriyor; ancak yuan, dolara endeksli olduğundan buna paralel bir değer kazanmıyor. Bu da Çin kaynaklı birçok haksız rekabet unsuruna bir yenisinin ilave edilmesine neden oluyor.

Kalkınma için spekülatif sermayeye sınır şart

Dünya finansal sisteminin yaşadığı ikinci temel sorun parasal ekonomi ile reel ekonomi arasındaki makasın açılması. ABD, sistemin sorunlarını para aracılığı ile, bilhassa kontrolsüz, kimliksiz ve hukuksuz spekülatif sermaye hareketleri aracılığı ile dünyaya ihraç ediyor. Deli mayın gibi sınırlar ötesi dolaşan bir para akışı var. Yaşanan bunca krize rağmen sermaye hareketlerine ortak bir çekidüzen verme ve kural getirmeye karşı çıkılıyor. Sermaye hareketlerinin serbest olması kaynak dağılımında etkinlik sağlıyormuş. Tabii yerseniz! Doğrusu şöyle olacak; kısa vadeli sermaye hareketlerini sınırlamadan kalkınan bir tane ülke yoktur.

Küresel dalga devam edecek, çare ihracatta

Türkiye için bakmak gerekirse bizde ve dünyada riskler oldukça dalgaların sonu gelmez. Türkiye sıfır riskli bir ülke bile olsa yine bu dalgalar bizim sahilleri dövmeye devam eder. Okyanusun ortasındayız. Dalgalar büyük ve takamız küçük. İstediğiniz kadar sağlam olsun, belki batmaz ancak zaman içinde ne varsa yerle bir olur ve siz bu maliyeti ödersiniz. O halde komşuda pişer, bize de düşer diyeceğiz ve başkalarının krizine bile hazır olacağız. Madem dışa açıldık, muhakkak ihracat yapmalı, vade ve kur riski alınmamalı, elden geldiğince dış piyasalarda uzun vadeli kontratlar ve ticarî bağlantılar yapılmalı.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious