Kafalarımızın içi mi önemli üstündeki mi?

Kafalarımızın içi mi önemli üstündeki mi?.11374
  • Giriş : 08.02.2008 / 08:30:00

Yeni yasa, çene altından bağlanacak başörtüsünü uygulamada siyasî bir simge haline getirecek.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Birtakım çevreler tesettürü, onu giyenin niyeti her ne olursa olsun, bir siyasî simge olarak görmeye, tanımlamaya ve belki de bu şekilde ebedîleştirmeye devam edecek. Herhangi bir şey bir siyasî simge olabilir ve geçmişte siyasi simge olarak kendine yer etmiş şeyler, şu anda popülaritesini yitirmiş olabilir. Yeni yasa, çene altından bağlanacak başörtüsünü uygulamada siyasî bir simge haline getirecek. Ancak amaç, başörtüsünü diğer giyim ve yaşam tarzları arasından özgür bir seçim haline getirmek olmalı...

Türk hükümeti, üniversite öğrencisi hâlihazırda tesettürün popüler stili olan başın etrafına sarılı olan bağlama tarzından ziyade sadece çene altından bağlanmış bir başörtüsü ile derslere girebilmelerine izin vermek için gerekli kanunları değiştirmek üzere. Üzerinde uzlaşılan çirkin ördek yavrusu stili, muhtemelen tesettür stilinin politik sembolizminin tabiatını değiştirmek anlamına gelmektedir; fakat sembollerin özünü yanlış kavramaktadır, politik anlam içeren şey bez parçası ya da onun kafaya bağlanma şekli değildir. Neye benzediğine bakmaksızın, onu gören kişiler, gözlemciler tarafından başörtüsüne mal edilen anlam önemlidir. Aslında kafalarımızın üstü değil içi önemli. Herhangi bir şey bir siyasî simge olabilir ve de geçmişte siyasi bir simge olarak kendine yer etmiş şeyler, şu anda popülaritesini yitirmiş olabilirler. Yeni yasa çene altından bağlanacak başörtüsünü -ya da bunun yaratıcı bir şeklini- uygulamada siyasî bir simge haline getirecek. Ancak amaç, başörtüsünü diğer giyim ve de yaşam tarzları arasından tarafsız bir seçim haline getirmek olmalı.

Farz edelim ki, başörtüsü bir moda haline gelsin ve de piyasa neredeyse kaçınılmaz bir şekilde onu siyasetten uzaklaştıracak olan kendi anlamlar sistemini dayatsın. Bu, tesettürün çok daha popüler olacağı ve de kadınların onu kendilerini ifade etme ve statülerini gösterme şekli olarak kullanmaya başlayacakları yönünde ilk olarak İslamcı entelektüeller tarafından 1980'lerde dile getirilen bir korkuydu. Ve aslında, günümüzdeki bağlama şekilleri eskiden olduğu gibi sade ve süssüz siyasî düşlemeler ile uzaktan yakından benzerlik taşımamaktadır. Bugün tesettür, dizlere kadar uzanan kırmızı ayakkabılar ile rengarenk desenli kırmızı renkte bir başörtüsü şeklindedir; kot pantolonlar ve de tunikler ile yarı saydam donanma mavisi/lacivert renkte bir baş sargısı; çok renkli bir örme işi ile örtülü siyah şapkalı günlük giyilen sandallar anlamına da gelebilmektedir. Siyasî semboller, moda bilincine sahip orta sınıf tarafından bir kere benimsendiğinde, artık devrimci özelliğini yitirmeye başlar. İslamcı burjuvazi, hükümeti yıkmak ya da şeriatı dayatmak gibi amaçlardan ziyade, kendileri için de iyi olduklarını düşündükleri statüyü korumak peşindedir.

Başörtüsünü belirli bir kalıbın içine sokma konusunda sergilenen zorlamanın nihai sonucu, onu yeniden siyasallaştırma olacaktır. Çene altından bağlanmış yeşil renkli başörtülerini ya da arı peteği şeklindeki başörtülerini veya da başörtülerinin altındaki boneleri kanun dışı ilan etmek için ileride tekrar ve tekrar değişiklikler mi yapılacak? İran'da yaşayan kadınlar kendi devletlerinin başlarını örtmeleri konusunda koyduğu kuralları yıkmak için muazzam çaba sarf etmişlerdir, Türkiye'deki kadınlar ise kısıtlanmış şekillerde örtünmeleri yönünde konulmak istenen kuralları yıkmak için benzer derecede bir çaba sarf edecekler. Gözlemci açısından, kuralların yıkılması her zaman siyasî olacaktır. Bırakın dizlere kadar uzanan ayakkabılar ve de buna uygun başörtüsü kuralı hükmünü sürsün ve de izleyiciler sürtünmeyi değil, modayı görsünler.

Yıllar içindeki dönüşümü görmek şart

Türkiye'de örtünmenin büyük çaptaki çeşitliliğini ve de onun şekil ve anlam bakımından ardı arkası kesilmeyen dönüşümünü örneklemek için, biraz geriye gitmek ve de baş örtmenin tarihine göz atmak faydalı olacaktır. 19. yüzyılın sonlarında, elit Osmanlı kadını dışarıdayken başlarını ve de yüzlerini yarı saydam olacak kadar ince bir şekilde modaya uygun başörtüsü uydurmasyonları ile örtmüşlerdir. Köylü kadınlar başlarını kenarları dantel ya da oyalar ile bezenmiş yazmalar veya da diğer bölgesel baş bağlama şekilleriyle örtmüşlerdir, ancak genellikle yüzlerini örtmemişlerdir. Köylerde çok az sayıda yabancı vardı ve iş yapılması gerekliydi. Cumhuriyetten sonra kentli kadınlar Batılı kıyafetler giymeye ve başlarını örtmeyerek Avrupai şapkalar takmaya başlamışlardır. 1950'lerde çene altından gevşek bir şekilde bağlanan başörtüleri Hollywood'da moda haline geldi. Yolların yapılmaya başlandığı 1950'li yıllara kadar köylerin kentler ile bağlantısı neredeyse yok denecek kadar azdı, ancak modaya uyumlu olmak, farklı olmak ve statüsünü göstermek arzusu aynı zamanda her yerde bulunan bir şeydi. Şüphe yok ki, köylerde bile başörtüsü şekillerinde, bu örtülerin kenarlarına işlenen dantel ve oya türlerinde ve renklerinde çeşitlilikler söz konusu idi, ancak hiç kimse taşradaki başörtüsü şekilleri üzerinde çalışmadı. 1970'lerin ortalarında, Ankara'da yaşıyordum. Haftalık pazar alışverişim esnasında etrafta alışveriş yapan kadınları izlerdim, böylece pamuklu başörtülerinin kenarlarına işlenmiş çok çeşitli dantel ve oya işlerini hayranlıkla gözlemleme şansım oldu. Köylü kadınlar şalvar giyerler; fakat kentli çalışan kadınlar bu giyim tarzını benimsemeyerek, eteklerini ve de kazaklarının altına pamuklu pantolonlar giyiyorlardı. Başörtülerini başlarının etrafına gevşek bir şekilde bağlamakta ve de saçlarının tamamını gizlemek ya da örtmek için ayrıca bir çaba sarf etmiyorlardı.

1970'li yılların sonlarına doğru, seri üretimin ilk işaretleri karşısında oldukça şaşırdım. Piyasada satılan birtakım başörtülerinin çevresi küçücük plastik çiçekler ile bezenmekteydi. Eteklerin altına giyilen pantolonlar yerlerini tamamen eteklere bırakıyordu. Üniversitede (Hacettepe Üniversitesi'nde öğrenciydim o zamanlar) nadiren de olsa uzun paltolar giyen ve de mavi renkli geniş saydam olmayan başörtüleri ile saçlarının tamamını kapatan öğrencilere rastlamaya başladım. O zamanlar sağcı-solcu ideolojik çekişmesinin gölgesinde bu konuda çok az sayıda tartışma vardı. 1980'lerde geri döndüğümde, İstanbul'da yaşıamaya başladım ve çok sayıda gecekondunun yer aldığı bölgelerde araştırma yapıyordum. O zamanda çalışan kadınlar çeşitli hacimlerde uzun paltolar (o zamanlar henüz özel tesettür paltoları imal eden herhangi bir kimse yoktu) giyiyor ve -yeni bir şey olarak da- başın hemen arkasında yer alan bir çiçek şekli taşıyan çok daha büyük ebatlı başörtüleri takıyorlardı. Hemen herkes genel olarak aynı çiçek desenli başörtülerini takmaktaydı. Özellikle Bursa fantezi ipek kumaşlar çok büyük talep görmekteydi. Bir sonraki yıl, başörtüsündeki çiçek deseni değişti ve herkes bu yeni modayı takip etmeye başladı. Bir yıl herkes leopar desenli başörtüsü takıyordu. Örtünmek moda haline gelmeye başlamıştı. Artık çalışan kadınlar, dışarıda kenarları işlemeli geleneksel pamuklu tülbent başörtülerini kullanmak için nadiren cesaret göstermekteydiler. Bu geleneksel tülbentler halen elle süslenmekte, ancak bir ev kıyafeti olmaya zorlanmış ya da dışarıda giyilen geniş başörtülerinin altında kalmıştır.

Sözünü ettiğimiz on yıl süresince, günümüzde tesettür olarak isimlendirilen tarz bir moda akımı olarak gelişmeye başladı. Kadının gerçek ekonomik statüsüne bakılmaksızın, artık yukarı yönlü mobil bir "şehir kızını" işaret etmekteydi. Tesettür, hem bu örtünme biçiminin kullanıcıları hem de laik kimseler tarafından yükselen İslamcı siyasî partilere olan desteğin sembolleştirilmesi olarak görülmekteydi. Bununla birlikte, aynı kıyafet CHP de dâhil olmak üzere diğer partileri destekleyen kadınlar ve de siyasetle çok yakından ilgilenmeyen kadınlar tarafından da giyilmekte olan bir örtünme biçimiydi. Tesettür, modasının etrafından, kendi imalatçıları, tasarımcıları ve de ihracat endüstrisi ile birlikte bir sanayi gelişti zamanla. Tesettür modaya uygun ve şık bir kentli giyim ürünü haline geldi. Daha yaşlı olan kadınlar, eskisinden olduğu gibi büyük bedenli ceketlerin ve örtülerin parçalarını bir araya getirmek yerine, artık günümüzde etkileyici gösterişten uzak sade hazır giyim ürünlerini satın alabilecekleri mağazaların hemen her yerde bulunmasından son derecede büyük memnuniyet duymaktadırlar.

İslamcı entelektüellerin korktukları oldu

Bazı genç bayanları öğrenim hayatlarının tam ortasında ortada bırakacak şekilde, üniversitelerde türban yasağı zorla uygulanmaya başlandı. Diğerleri ise kendi mezuniyet törenlerine katılamadılar. Bir kısmı ise yeşil peruklar takarak başörtülerini kamufle etmeye çalıştılar. Köy ve kasabalardaki kadınlar pratik pamuklu başörtülerini yani yazmaları kullanmaktalar, şehirlerde yaşayan çalışmayan kadınlar için -statü her şeyden önemli bir yere sahiptir- tesettürün daha az renkli bir şekli norm haline gelmeye başladı. Bununla birlikte, bu zamana kadar Türkiye nüfusunun dörtte üçü şehirlerde yaşamaktaydı.

1990'larda İslamcı partiler çok daha popüler olmaya ve de seçimlerde başarı göstermeye başladı. Kendi kuralları olan Müslüman işletmeleri 1983 sonrası neo-liberal ekonomide iyi iş yapmaya başladı. İslamcı kadınlar tesettürü sadece siyasî anlamda değil, kişisel olarak da bir salahiyet aracı olarak görmeye başladılar. Onlar siyasî hareket alanlarından ve de medyada her zamankinden daha fazla boy göstermeye, ayrıca özel profesyonel eğitim programlarında ve de mağazalarda ve de işletmelerde tezgâhların masaların arkasından görünmeye başladılar. Nasıl laik giyim tarzı yeni Cumhuriyetçi kadının sembolü haline gelmişse, tesettür de "yeni İslamcı kadının" sembolü haline gelmiştir. Müslüman partilerin ve de işletmelerin servetleri arttıkça, kadının tesettür içinde görünme oranı da artış kaydetmiştir. Herhangi bir kimse bu kadınlara büyük bulvarlarda gezinirken ya da üst sınıf pahalı alışveriş merkezlerinde ürün beğenirken rastlayabilir. Hatta yardımcıları tesettürün pahalı olmayan modellerini giymekteler.

Tüm sınıflardan gençler pantolonlu takımların ve de başörtülerinin bir arada yer aldığı renk ve stili ayrıntılı bir şekilde irdelemeye başladılar. Tam da burası, İslamcı entelektüellerin korktukları dönüşümün başlangıç yeriydi. Artık örtünme bir çeşit kendini ifade etme yöntemi, sosyal statünün bir işareti, eğlenceli bir moda sembolü haline gelmeye başlamıştı. Tesettürü sadece siyasî bir sembol olarak görerek ve de onu kamusal alanda yasaklayarak laik kesimler türbanın siyasî anlamının hayatta kalmasına büyük ölçüde katkıda bulunmuşlardır. 2000'li yıllarda, tesettür bir moda akımı olarak zirveye ulaştı. Çoğu durumda, artık vücudun şeklini gizlemek gibi bir derdi yoktu. Bazı başörtüleri yarısaydamdır üstelik. Geçen gün Kadıköy'de caddeden aşağı doğru üstlerinde dar bir şekilde oturtulmuş siyah ve beyaz elbiseleri üzerinde karışık desenli başörtüleri ve hatta ince siyah topuklu ayakkabıları ile çalımlı, edalı bir şekilde kol kola yürüyen üç genç bayan gördüm. Artık tesettürde sayısız çeşit söz konusudur. Başörtüsü, kişisel kendini ifade etme yöntemi haline geldi - belki de böyle algılanmaya hiçbir zaman son vermeyecektir-. Fakat birtakım çevreler tesettürü, onu giyenin niyeti her ne olursa olsun, bir siyasî simge olarak görmeye, tanımlamaya ve de onu beki de bu şekilde ebedîleştirmeye devam edeceklerdir.

Türkiye Uzmanı, Antropolog

JENNY WHITE  / BOSTON ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious