'Kafasına sıkmak' kültürü...

  • Giriş : 25.01.2009 / 08:47:00

Uğur Mumcu’nun, Gaffar Okkan’ın, Musa Anter’in, Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’in ve daha nice aydınımızın kafalarına sıkarak, hedef alarak öldürenler de aynı anlayışın bir parçası değil miydiler?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından polis memuru M.Z. ilişkide olduğu itirafçı Erhan Tuncel'le konuşurken, katil zanlısı Ogün Samast'ı kastederek “söylendiği gibi kafasına sıkmış” diyordu.

“Kafasına sıkmak” sözcüğünü her duyduğumda ürperiyorum. Sonra anlıyorum ki, cinayete alışmış bazı çevrelerde bu deyim çok sıradan bir deyim olarak gündelik hayatta kullanılıyor.

İnternete girdim bir tarama yaptım. “Kafasına sıkmak” sözcüğünün google arama motorunda 265 bin kez geçtiğini gördüm.

Gazeteleri taradım. Değişik zamanlarda bazı gençlere ateş ederek öldürmekle suçlanan polislerin, mahkemelerde “kafasına sıkmak yasal yetkim” diye kendilerini savunduklarını gördüm.

Emekli albay Abdülkerim Kırca'nın intihar etmesiyle birlikte Güneydoğu'da yaşananlara ilişkin yeni bir tartışma başladı. Abdülkerim Kırca'nın cenazesine Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst düzey bütün komutanları katıldılar.

Genelkurmay Başkanlığı haberi kınayan bir açıklama yaptı. Ardından bu haberleri veren gazeteleri Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'ne ve Basın Konseyi'ne şikâyet etti.

Kırca'nın silah arkadaşı emekli albay Aziz Ergen'den, PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan'a sert tepki gösterdi. Şu anda İsveç'te yaşadığı söylenen Aygan, Güneydoğu'da kendisinin de katıldığı bir dizi öldürme olayından söz etmiş, isim ve yer göstererek işlenen cinayetleri gündeme getirmişti. Abdülkerim Kırca'nın da bu iddialar nedeniyle yargılandığını gazeteler yazmışlardı.

Arkadaşının intiharı nedeniyle Mehmet Ali Birand'ın 32.Gün programına konuşan emekli albay Aziz Ergen öfke içinde şunları söyledi: “Eğer birazcık namusu ve şerefi varsa o da (Aygan'ı kastederek) kafasına sıkar. Doğu ve Güneydoğu'da dökülen kanlarda onun da parmağı var”.

***

“Kafasına sıkmak” sözcüğünün, rastgele ve sürekli kullanılması nasıl bir ruh halidir? Öfkelerini, tepkilerini “kafasına sıkmalı” diye gösteren bir zihniyet nasıl bir zihniyettir?

Bu ülkede 17 bin 500 faili meçhul cinayet dosyasından söz ediliyor. Bu cinayetlerin kurbanlarının bir çoğu “kafalarına sıkılarak” öldürüldü. Bunları yapanların birçoğu “vatansever” olarak ödüllendirildiler. Sanki “kafaya sıkmak”la vatanseverlik arasında kopmaz bir bağ oluşmuş gibiydi. Korkutucu bir bağdı bu.

Bunların hesabı sorulmak bir yana, “kafaya sıkan”lar terfi ettiler, yükseldiler. Çünkü düzen böyle kurulmuştu.
Son zamanlardaki gelişmeler, “kafaya sıkanlar”ın işini zorlaştırdı. Avrupa Birliği'ne üyelik süreciyle birlikte, Türkiye'nin hukuk devleti olması gerektiği yönünde de bir anlayış gelişmeye başladı.

Bazı cinayetlerin arkasındaki kirli ilişkiler aydınlanıyordu. Oraya buraya gömülmüş cephanelikler açığa çıkarılıyordu.

Birilerinin “kafasına sıkmak” amacıyla depolanan silahlar, bombalar panik içinde ortalığa atılıyordu.

“Kafaya sıkmak” belki de yıllar sonra bu ülkenin bir dönem tarihinin simgesi olarak anılacak. “Kafaya sıkmak” bir kabadayılık, bir lumpenlik deyimi olmaktan çıkıp, devlet görevlilerinin diline dolandığı zaman ne büyük bir felaket haline geldiği üzerine belki de filmler yapılacak.

Uğur Mumcu'nun, Gaffar Okkan'ın, Musa Anter'in, Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in ve daha nice aydınımızın kafalarına sıkarak, onların kafalarını hedef alarak öldürenler de aynı anlayışın bir parçası değil miydiler?
Oyuncu Atilla Olgaç'ın 1974'teki Kıbrıs müdahalesi sırasında bazı Rum esirlerin “kafasına sıktığı”nı bir TV programında çok doğalmış gibi anlatmasını nasıl yorumlamalı? Belki TV'lerde her gün ortalığa çıkıp “kafaya sıkma” nutukları atan kimselerden etkilenmiştir? Belki de bunun toplumda “normal” karşılanacağını düşünmüştür...

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*