Kalaycı'nın davasında sanıklardan red!

  • Giriş : 03.03.2006 / 00:00:00

Prof. Dr. Necip Göksel Kalaycı'yı öldürdükleri iddiasıyla müebbet hapis cezası istenen Yusuf Cevahir ve kendisine yardım ettiği ileri sürülen Hasan Kokoğlu, haklarındaki suçlamaları reddetti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:




Sanık Yusuf Cevahir, daha önceden emniyet müdürlüğünde ve Cumhuriyet Savcılığı'nda verdiği ifadelerini tekrar ettiğini söyledi. Mahkeme Başkanı Zihni Şahin, Cevahir'in daha önce verdiği yazılı ifadesini okudu. İfadede Cevahir'in hakkında yapılan suçlamaları kabul etmediği, öz kardeşinin öldürüldüğü için hasım sahibi olduğunu ve silah taşıdığını söylediğini ifade etti. Yusuf Cevahir'in İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi bölümünde tedavi gören amcazadesi Ahmet Cevahir'i ziyaret etmek ve onunla ilgilenmek için sık sık hastaneye gittiği anlatıldı.

Bölüm Başkanı Profesör Göksel Kalaycı'nın ekibi ile amcazadesini tedavi ettiklerini anlatan sanık Cevahir'in, "Acil müdahale edilmesi gerekiyordu. Almanya'ya gönderdiler. Ancak iki ay sonra tekrar gönderdiler." dediği kaydedildi. Amcazadesinin ölüm haberini aldıktan sonra moralinin bozuk olduğunu belirten Cevahir'in hastanenin parkında bir bankta oturduğunu söylediği belirtildi. Cevahir'in, gürültü duyduğunu ve bir karmaşa gördüğünü söylediği belirtildi. Ölümünün ertesi günü de toprağa verildiğini belirten Cevahir'in, Almanya'dan geldiğinde pala bıyıklı olduğunu ve yavaş yavaş kısalttığını, cenazeye giderken de tamamen traş olduğunu söylediği anlatıldı. Cevahir duruşmada, "Ben adam öldürecek olsam, kardeşimi vuranları öldürürdüm. Adam öldürsem İstanbul'u terkederdim." diye konuştu.

Şikayetçilerin avukatı Şeref Dede'nin, sanık Cevahir'in montunun kolundaki barut yanığı lekesinin neden kaynaklandığını sorması üzerine Cevahir, hasım sahibi olduğunu tekrar hatırlatarak, "Sabıkam nedeniyle silah ruhsatım iptal edilmişti. Bu nedenle bazen yakınlarımın silahlarını alıp talim yapardım. Hatta ava bile giderdim." dedi.

Diğer tutuklu sanık Hasan Kokoğlu ise, memleketi olan Trabzon Çaykara'dan kanser hastası olduğu ve tedavisinin yapılması için sık sık istanbul'a geldiğini söyledi. Evi olmadığı için yaklaşık 2 aydır Yenikapı lunaparkta bulunan bir karavanın içinde yatıp kalktığını ifade etti. Karavanda bulunan bir el bombası, 37 mermi ve şarjörün kendisine ait olmadığını, kime ait olduğunu ise bilmediğini belirten Kokoğlu, "Benim olayla bir ilgim yok." diye konuştu. Kokoğlu ile Cevahir, birbirlerini hemşehri olmaları nedeniyle tanıdıklarını söyledi.

Öldürülen Profesör Göksel Kalaycı'nın eşi Nurlan Kalaycı da, kendisi için çok değerli olduğunu belirttiği eşini kaybettiğini söyledi. Eşini bir hiç yüzünden kaybettiğini belirten Kalaycı, "Alınan bir karar neticesinde olduğunu biliyorum. Bu kişilerin tek kişi olduğuna inanmıyorum. Ölen kişinin intikamını aldılar. Onları tanımam. Onlar da beni tanımazlar. Acaba beni görünce üzüldüler mi merak ediyorum." diye konuştu. Kalaycı, sanık Cevahir'i göstererek "Biliyorum sen öldürdün." dedi.

Bu arada, duruşmaya çağırılan 21 tanıktan 18'inin ifadesine başvuruldu. Tedavi olurken ölen Ahmet Cevahir'in şoförü olduğunu belirten Mehmet Kazancı, bir telefon konuşması sırasında patronunun, kendisini tedavi eden doktorlara, "Ben ölürsem siz de ölürsünüz" dediğini duyduğunu söyledi. Kazancı, bu sözlerin şaka yoluyla söylendiğini belirtti.


-"BAŞARILI OLAMAZSAK BİZİ ÖLDÜRECEKLERİNİ SÖYLEDİLER"


Öldürülen Profesör Kalaycı'nın mesai arkadaşı doktor Seyfi Alper Toker ise, Kalaycı'nın, "Ameliyatında komplikasyon çıkarsa başımıza kötü şeyler gelir. Tatsız şeyler yaşayabiliriz." dediğini, kendisinin de önemsemediğini söyledi. Toker, "Başarılı olamazsak bizi öldüreceklerini söyledi. Çok da önemsemedim ama bu zaman zaman tekrar edince ben de koruma isteyelim dedim. Bana 'Onlar isterlerse yine de yaparlar' diye cevap verdi. Bir defasında da hasta Ahmet Cevahir, 'Ben ölürsem ölümüm üçülüsüh ölüm ilanı aynı gün çıkacak.' şeklinde söylemişti. Bunu da önemsemedim. Olay günü hastanın öldüğünde sabah saat 08.30'a doğru Göksel hocayla telefonda görüştük. Ancak ölüm haberini kendisine söylemedik. Çünkü bu konuşmaları yüzyüze yapardık." diye konuştu.

Olay günü otomobilini park ettiği sırada 7-8 el silah sesi duyduğunu belirten tanık Gonca Emel Karahan da, "Sesin geldiği yere doğru yürüyordum. Yokuş aşağı kaçan biriyle karşılaştım. Yukarda ne oluyor diye sordum. Adam vurdular dedi. Tahminen üç dört metre mesafedeydik. Onun heyecanlı tavırlarından arkadan silahlı biri geliyordur diye ben de korktum." dedi. Bu kişiyi, "Lacivert montu vardı. Montunun altı lastikliydi. Pantolonu koyuydu. Ayakkabısı köseleydi. Beyaz tenliydi. Göze batacak gibi sakalı yoktu. Bıyığı vardı." şeklinde tanımlayan Karahan, hakimin sorusu üzerine bu kişinin sanık sandalyesindeki Yusuf Cevahir olduğunu söyledi.

Tanık ifadelerinden sonra söz alan Yusuf Cevahir, "Amcam esprili bir insandı. İnsanların arasında kendini belli ederdi. Zaten 'Halter Ahmet' lakabıyla bilinirdi. Şaka ve latifeleriyle insanları korkutmayı severdi. Eğer böyle bir şey düşünseydi bize ihtiyaç bile duymazdı. Kendisi yapabilirdi bunu. Zaten hayatı bitmiş bir adamdı. Göksel hoca gibi değerli bir insana böyle bir düşüncemiz olamaz. Biz inançlı insanlarız. Maddi ve manevi olarak mağduruz. Bilinen geniş bir ailemiz var ve buna leke sürülmek isteniyor." diye konuştu.

Cumhuriyet Savcısı, olay sırasında karavanda arama yapan polis memurları ile lunapark görevlisinin tanık olarak dinlenmesini istedi. Lunaparkta ele geçirilen el bombasının savaş silahı olup olmadığının ve lunapark görevlisi ile yetkilisinden bu bombanın Hasan Kokoğlu'na ait olup olmadığının sorulmasını talep etti.

Gelmeyen tanıkların zorla getirilmelerine karar verilen duruşmada lunapark görevlisi ile yetkili Gündüz Meriç'in de ifadelerine başvurulması karara bağlandı. Ele geçen bombanın 6136 sayılı kanunun ek 5 maddesi kapsamında savaş silahı olup olmadığının belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu'na yazı yazılmasına karar verilen duruşma ertelendi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede, Prof. Dr. Necip Göksel Kalaycı'nın 11 Kasım 2005 tarihinde, işyeri olan İ.Ü İstanbul Tıp Fakültesi'nin otoparkında silahla vurularak öldürüldüğü belirtiliyor. Bu konuya ilişkin yapılan soruşturmada, Prof. Dr. Kalaycı'nın yaklaşık 1 yıl önce ameliyat ettiği Ahmet Cevher'in ''Ben ölürsem siz de öleceksiniz'', ''Ben ölürsem aynı gün ölüm ilanlarımız birlikte çıkar'', ''Tahlil sonuçları iyi çıkmazsa sizin için iyi olmaz'' gibi beyanlarda bulunduğununun tespit edildiği anlatılan iddianamede, bir süre Almanya'da da tedavi gördükten sonra Türkiye'ye dönen Ahmet Cevahir'in 11 Kasım 2005 tarihinde saat 03.00 sıralarında öldüğü kaydedildi.

Bu yönde genişletilen soruşturmada, olayı Yusuf Cevahir'in gerçekleştirdiğinin, Hasan Kokoğlu'nun da Cevahir'e eylemlerinin tüm aşamalarından yardım ettiğinin belirlendiği anlatılan iddianamede, Cevahir ve Kokoğlu'nun ''Kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmek'' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması isteniyor.

İddianamede ayrıca, Cevahir'in 6136 sayılı Ateşli Silahlar Kanunu' 13. maddesinin 1. fıkrası uyarınca 1 ile 3 yıl arasında, Kokoğlu'nun da aynı kanunun 13. maddesinin 2. fıkrası uyarınca 5 ile 8 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious