Kapıyı çalan Miraç

  • Giriş : 20.08.2006 / 00:00:00

Bu gece İslam Alemi Miraç gecesini kutlayacak

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Miraç Kandili

Yine diller deme geldi şükranla bu gece,
Esti bâd-ı saba revh u reyhânla bu gece!

Bu gece kullara Hak'tan ihsanlar ulaştı,
Köpürdü gönüller feyz-i Yezdân'la bu gece.

Çaktı yine cânân ilinden bir berk-i hatif,
Mü'minlere oldu pinhânlar ayân bu gece.

Hicrânla yanıp inleyen sînelere tekmil,
Yetişti ol ulu dîvandan dermân bu gece.

Dil kesildi eşyâ, varlık da okunan kitap,
Duyuldu her yanda bir başka beyân bu gece.

Sığındık öbek öbek dergâhına dildârın,
Geldi mücrimlerin affına ferman bu gece.

Cem oldu bütün rûy-i siyah ne kadar varsa,
İndi ruhlarına Rahmet-i Rahmân bu gece.

M. Fethullah Gülen
________________________________________

Bu kandili nasıl farklı kutlayalım?

Rahmetin üzerimize sağanak sağanak yağdığı zaman dilimlerindeyiz.

Gönlü ötelere açık ruhlar, tavır ve davranışlarıyla Allah (cc) ve Rasulü’nü (sas) hoşnut etme çabasında. Manevi büyüklerimiz, üç ayların gelişini düğün bayram edasıyla karşılar ve bu zamanlarda boş işlerle uğraşmamaya, hayatlarının her dakikasını, her anını Hakk’la beraber geçirmeye gayret gösterirler. Önlerine gelen her yeni fırsatı cennet müjdesi verilmişçesine değerlendirmeye çalışırlar. Gündüzlerini oruç tutarak, sadakalar dağıtarak, gecelerini ise ibadetle geçirirler, Azrail, her an hayatına son noktayı koyacakmışçasına. İşte o kutlu ruhlar için pazar günü idrak edeceğimiz Miraç Kandili de bulunmaz fırsatlardan. Yine Hakk’a yakın olabilmek niyeti, Efendimiz’in (sas) şefaatine mazhar olmak ümidiyle çırpınıp duracak kalpleri. Biz de mana büyüklerinin bu özel günlerde yaptığı gibi teklifler hazırladık? Buyrun size uygun olan tekliflerimizi seçin ve affedilme ümidiyle uygulamaya başlayın.

Miraç Kandili pazar günü ve hemen herkes bugün izinli. Geniş bir program yapma fırsatı var. Mesela sabah namazını çocuklarınızla camiye giderek programa başlayabilirsiniz.

Her namazdan sonra mümkün olduğunca çok sayıda tevbe istiğfar etmeyi ihmal etmeyin.

Eğer mümkünse bu gününüzü oruçlu geçirmeye çalışın.

Sabah erkenden, babalar, en yakın kitapçıya gidip imkan ölçüsünde Peygamberimiz veya Miraç hakkında küçük kitapçıklar alıp, başta aile üyelerine olmak üzere, akraba veya komşulara hediye edebilir. Anneler ise evlerinde, çocuklarının odalarını minik süslerle, bu günün önemli olduğunu hissettirecek şekilde düzenleyebilirler.

Erkekler hanımlarına, hanımlar da eşlerine güzel bir sürpriz hazırlayabilirler bu güne özel. Mesela bir güle ne dersiniz?

Vakit öğlene yaklaşıyor. Şimdi şehrinizin güzel bir camisinde öğle namazını kılın ve sonrasında manevi büyüklerin türbelerini ziyaret ederek hem oranın manevi atmosferinden faydalanın hem de bir kere daha Rabb’inize yönelerek tevbe istiğfar edin.

Daha sonra mümkünse ailenizle, ölmüşlerinizin mezarlıklarını ziyaret edin. Ölümü iliklerinize kadar hissedin ve bu dünyanın faniliğini, ahiretin ebediliğini tefekkür edin.

Bu arada çocukları oyun oynayıp eğlenecekleri bir oyun parkına götürmeyi de ihmal etmeyin.

Çocuklarımıza bugüne özel küçük bir dua öğretip o duayı minicik ve tertemiz kalbiyle okumasını sağlayabiliriz.

İkindi namazını da kıldıktan sonra yine imkanınız ölçüsünde çevrenizde bulunan birkaç yoksula sadaka verin. Onları ziyaret edin, yalnızlıklarını kısa bir süre de olsa giderin.

Akşam namazından önce vaktin müsaitliği ölçüsünde anne babanızı ve akrabalarınızı ziyaret edebilir, onlara küçük hediyeler sunabilirsiniz. Bu merasimi akşamleyin de yapabilirsiniz.

Tabii komşularınızı da unutmamanız gerekir. Yapacağınız küçük bir tatlı veya alacağınız bir paket çikolata ya da şeker ile komşularınızın kandillerini kutlayabilirsiniz.

Akşam ezanı da okunmaya başladı. Oruçlu iseniz güzel bir iftar yapın. Değilseniz akşam namazını yine camide cemaatle kıldıktan sonra, uzaktaki akraba ve dostlarınızı da arayarak kandillerini tebrik edebilir ve dualarını isteyebilirsiniz.

Bu günü kurtuluş günü olarak görün ve dargın olduğunuz veya üzerinizde kul hakkı olduğunu düşündüğünüz dostlarınızı arayın, onlarla helalleşin ve dargınlığınızı giderin. Emin olun gününüzün daha bereketli geçtiğini fark edeceksiniz.

Bu gecenin güzelliklerine tam vâkıf olabilmek niyetiyle, bugün televizyonlarınızı tamamen kapatın ve günboyu süren güzelliği gece de devam ettirin.

Yatsı namazından sonra ailece bir Kur’an ziyafeti yapabilirsiniz. Ailenin her ferdi sırasıyla Kur’an okuyabilir, bu arada küçük yarışmalar yapabilirsiniz.

Kendimize hedef koyup, bugün yüzlerce kelime-i tevhid, kelime-i şehadet ve Efendimiz’e salat ü selamlar okuyabiliriz.

En güzel ve koruyucu dualardan biri olan cevşeni bitirebiliriz bugün.

Miraç’tan bizlere hediye olarak gelen Bakara Sûresi’nin son iki ayetini (Amenerrasûlü) eğer bilmiyorsanız şu andan itibaren ezberlemeye başlayabilirsiniz.

Peygamberimiz’in, her gece yatmadan önce ısrarla okumamızı tavsiye ettiği Amenerrasûlü’nü eğer uygulamıyorsak, bu geceden itibaren uygulamaya başlayabiliriz.

Namaz ibadetinin hediye edildiği bu gece hürmetine, çokça gece, nafile ve kaza namazları kılabiliriz.

Bu gece eller duadan inmemeli. Dünyanın dört bir yanında sıkıntı çeken, zulüm gören Müslümanlara, ailemize, anne-babamıza ve ümmet-i Muhammed’e dualar edebiliriz.

Gönlü ötelere açık ruhlar, tavır ve davranışlarıyla Allah (cc) ve Rasulü’nü (sas) hoşnut etme çabasında. Manevi büyüklerimiz, üç ayların gelişini düğün bayram edasıyla karşılar ve bu zamanlarda boş işlerle uğraşmamaya, hayatlarının her anını Hakk’la beraber geçirmeye gayret gösterirler.

Salih YUSUFOĞLU
_______________________________________

Kâbe’yle münasebeti açısından Miraç

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bütün yaratılmışlar içinde husûsî tecellilere mazhar olmuş peygamberler arasında kaymak gibidir.

Hatta meleklerin Hz. Adem'e “safiyyullah” demelerinin sebebinin, Hz. Âdem'in ruhunda meknî ve zamanı geldiğinde zuhur edecek olan böyle bir saffet olduğu da söylenebilir. Yani, Hz. Âdem Safiyyullah'dır; ama onu Safiyyullah yapan öz, daha sonra meydana gelecek olan Hz. Muhammed Mustafa'dır (sallallâhu aleyhi ve sellem).

Allah Resûlü, mübarek bir beyanında, “Allah'ın ilk yarattığı şey benim nurumdur.” buyurmuştur. Yaratılış silsilesinde on akıl tevehhüm edenlere göre ise ilk yaratılan şey, akl-ı evveldir. Zira akıl, kâinattaki nizama esas teşkil edebilecek bir şeydir. Elbette kâinatı hallaç edip, onun mânâsını ve derinliklerindeki hakikatleri ortaya çıkarıp değerlendirecek olan, akıldır. Öyle ise, aklın önemi inkâr edilemez. Ancak kâinatın sahih yorumu adına, insanlar içinde yaratılıp seçilmiş olan insan, akıldan daha da önemlidir. Çünkü bu insan, Cenâb-ı Hakk'ın icraatına esas teşkil edebilecek arşa, yani hükümlerini icra ettiği yere mukabil olarak yaratılmış ve hususî tecellilerden meydana gelmiş önemli bir varlıktır. Dolayısıyla O'nun durumu, hiçbir zaman tartışılmaz bir konumdadır.

Bu, tecellinin bir yanıdır. Tecellinin bir diğer yanı da, Kâbe'yle ilgili olanıdır. Zira Kâbe, insanların kalblerinin vahdetini sağlayacak bir binadır ve insanların yanlış yere yönelmemeleri için yapılmıştır. Fakat haddizatında Kâbe, arzın merkezinden Sidretü'l-Müntehâ'ya kadar, arz yaratıldığından beri etrafında meleklerin tavaf ettiği muallâ bir yerdir. Orası bir tecelligâh-ı ilâhî ve bir metâf-ı kudsiyândır. Bu, Kâbe'nin mülk yönüdür.

Mekke ise, Kâbe'nin zarfı gibidir. Mekke, böyle yüce bir mânâya zarf olması itibarıyla büyük bir kıymet kazanmış ve mübarek bir yer olmuştur. Kâbe'yi sînesinde barındıran Mekke'ye gelişigüzel “ana” denmemiştir. Kur'ân, onu doğrudan doğruya “Ümmü'l-kurâ-Bütün beldelerin anası” olarak isimlendirmiştir.[1] Çünkü, bütün beldelerin Kâbe ile bir göbek bağı vardır. Ve bütün beldelere hükmedebilecek evrensel bir peygamber ancak Kâbe'de doğabilir. Dolayısıyla Kâbe gibi, Mekke de metâf-ı kudsiyân olmuş, Hz. Adem'den bu yana bütün kudsîler hep oraya koşmuş ve onun hariminde ölmek istemişlerdir. Ehl-i tahkikin keşif ve ifadelerine göre, insanların tavaf ettiği o yerde yüzlerce peygamberin medfeni (kabri) vardır.

Allah Resûlü (sav), Kâbe'yi görmüş, ondaki esrarı, âlem-i şehâdetteki bir insanın kabiliyet, istidat ve zâhir-bâtın bütün hisleri ve tecessüsleri ile alabildiği kadar almıştır. Oysaki Kâbe'nin hakikati, göklerin ötesinde, Sidretü'l-Müntehâ'dadır. Efendimiz'in (sav) miracı da Sidretü'l-Müntehâ ile noktalanmıştır. Bir taraftan Nebiler Serveri (sav) miracda semaların eteklerini cevherlerle doldurmuş, onlar da O'nunla şeref kazanmışlardır. Çünkü onlara, o güne kadar bekledikleri O Dürr-i Yektâ'nın solukları ulaşmış ve onlara bir visal yaşatmıştır. Diğer taraftan Efendimiz (sav), miraç esnasında değişik yerlere uğrayıp geçmiş, her yerde kendisine, “Top senin, çevkân senin.” denmiş ve O, bu muhteşem istikballe gidip tâ Sidretü'l-Müntehâ'ya kadar yükselmiştir. Sidretü'l-Müntehâ, O'nun için bile aşılmaz bir yerdir. Zira orası, insan ufkunu aşan bir hazîredir. Efendimiz (sav) de nihayetinde diğer varlıklar gibi yaratılmış biridir.

Evet, Sidretü'l-Müntehâ'ya kadar Efendimiz'in (sav) geçtiği yerler, O'nunla şereflendirilmişlerdir. Çünkü şimdiye kadar böylesine uzun bir yolculuk yapacak, Sidretü'l-Müntehâ'ya ulaşacak ve bizzat Mütekellim-i Ezelî'den kelâm ahzedecek dereceye hiç kimse yükselememiştir.

Ayrıca Efendimiz (sav), peygamberliğini sema ehline göstermek için bütün gökleri dolaşmış, başta diğer peygamberler olmak üzere bütün gök halkı, Medinelilerin hicret esnasında Allah Resûlü'nü “Üzerimize ay doğdu…” diyerek karşıladıkları gibi, O'nu büyük bir coşku ile istikbal etmişlerdir. Efendimiz, pek çok kapıdan geçmiş, kendisini karşılayanları, hattâ kendisine refakat eden Cibrîl'i bile belli bir noktadan sonra geride bırakmış ve her şeye perdesiz, engelsiz ulaştığı bir noktada Kâbe'nin Sidretü'l-Müntehâ'daki hakikati ile yüz yüze gelmiştir.

Allah Resûlü, mirâcı anlatırken, “Öyle bir noktaya ulaştım ki, kader kalemlerinin cızırtılarını duydum.” buyurmuştur. Efendimiz'in Sidretü'l-Müntehâ'da Cenâb-ı Hakk'ın cemalini kemmiyetsiz, keyfiyetsiz, hâilsiz ve perdesiz bir şekilde müşahede etmesi de söz konusudur. Ayrıca O (sav), enbiyâ-ı izâmı da ayniyet içinde müşahede etmiş, onlarla zaman üstü görüşüp konuşmuştur. İşte İnsanlığın İftihar Tablosu, böyle bir buudda seyahatini yaparken, Kâbe'nin hakikati ile de buluşmuş ve böylece kendisini besleyen anayı tanımış, onun elini öpmüş ve onunla denk hale gelmiş veya onu aşmıştır. Bu, O'nun (sav) için hem anasına karşı bir hasret giderme, hem de o terbiye ve edep insanına, terbiyesini ortaya koyma fırsatı, gök ehline de bu büyük vuslatı gösterme merasimi idi. Bu şehrayinde belki de, bizim bilemediğimiz âlemlerde binlerce, yüz binlerce şahaplar sağa sola saçılmıştır. Çünkü, yeryüzü yaratıldığı günden itibaren gökteki yıldızlar böyle bir şehrâyine asla şahit olmamışlardır. Öyle ki o gece âdeta yıldızlar, kaldırım taşları gibi o Dürr-i Yektâ'nın ayaklarının altına serilmiştir. Evet, O'nun ruhunun vüs'ati ile mesele ele alınınca, zaten bunu başka bir şekilde ifade etmek de mümkün değildir.

Miracın başlangıcı, Allah Resûlü'nün kulluğuna terettüp eden bir ihsan ve ikramdır. Binâenaleyh, başlangıç yönüyle miraca “kerâmet” demek daha uygun olur. Öte yandan, Efendimiz (sav), miracının nihâyetinde, yeniden ümmetinin arasına dönmesi yönüyle, peygamberlik mucizesinin yanı sıra peygamberliği içinde bir velâyet yaşamış ve mirac bir yönüyle o velâyetin bir buudu olmuştur. Ayrıca Nebiler Serveri, miracdan, iman hakikatlerini görme, tatma ve başkalarına da tattırma gibi peygamberliğini tasdik edici bir kısım semerelerle dönmüştür.

[1] Bkz. En'âm Sûresi, 6/92; Şuarâ Sûresi, 42/7

Ayrıca Efendimiz (sav), peygamberliğini sema ehline göstermek için bütün gökleri dolaşmış, başta diğer peygamberler olmak üzere bütün gök halkı, Medinelilerin hicret esnasında Allah Resûlü'nü “Üzerimize ay doğdu…” diyerek karşıladıkları gibi, O'nu büyük bir coşku ile istikbal etmişlerdir.

M. Fethullah GÜLEN
_______________________________________

Bana adını söyle, doğduğun günü söyleyeyim

Her ismin bir hikâyesi olduğu herkesin malumu. Bu yüzden çoğu zaman çocuklardan önce isimleri doğmuş oluyor.

İsimler adeta insanların bir ön kimlikleri gibidirler. Büyüklerimiz de isimlerin insan davranış ve karakteri üzerinde etkili oyduğunu söylerler. Allah Resulü'nün (sas) tavsiyeleri içerisinde, çocuğa manası düzgün güzel bir isim koymak anne-babanın ilk vazifelerinden birisidir.

“Sizler, kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız, öyleyse isimlerinizi güzel yapın.” (Ebu Dâvud, Edeb, 69) hadisi de çocuklara güzel isim koymanın ne kadar önemli olduğunu ifade etmesi açısından dikkat çekicidir.

Bütün bunların yanı sıra çocuğun toplum içerisinde isminden dolayı rencide olmaması, akranlarınca alaya alınarak psikolojik sorunlar yaşamaması için de isme özen gösterilmesi gerekiyor.

‘İsmiyle müsemma olmak’ önemli mi?

İsmiyle müsemma olmak, diye bir deyim vardır. Bu deyimle kişinin taşıdığı ismin hakkını vermesi ve ona göre bir hayat yaşaması kastediliyor. Buna göre mesela adı Rahim olan birisinin çok sert ve gaddar olması onun ismiyle müsemma olmadığını gösterirken, adı Adil olan bir insanın adaletli olması da isminin taşıdığı anlama uygun yaşadığını gösteriyor.

Üç aylar hiç şüphesiz hayatımızda çok önemli izler bırakıyor. Bu mübarek aylarda bir evlada sahip olan anne-babalar çoğu zaman bir isim telaşına düşmeden çocuklarına isim bulabiliyorlar.

Hele hele özellikle mübarek kandil gecelerinde dünyaya gözlerini açan şanslı çocuklar, isimleri daha önceden çok ciddi olarak tespit edilmemişse beraberinde isimlerini de getirmiş oluyorlar.

Söz gelimi yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle “Bin aydan daha değerli” bir gece olan “Kadir Gecesi”inde dünya gelen çocuğun ismi mutlaka “Kadir” veya “Abdulkadir”dir.

“Beraat Kandili”nde dünyaya gelen çocuğun ismi de bu gecenin bereketinden istifade düşüncesiyle “Berat”tır. Regaib gecesinde dünya gelen çocuğun ismi de çoğu zaman diğer mübarek günlerde olduğundan farklı değildir. “Rağıb veya Ragıp”.

Bunlar sadece mübarek gecelerde dünya gelen çocukların isimleriyle ilgilidir. Oysa mübareklik, Allah'ın sonsuz rahmet ve feyzinden dolayı sadece bu gecelere has bir şey değildir. Onun rahmeti bu mübarek ayların bütününe yayılan bir rahmettir ki, bunun farkına varan halkımız bu rahmetteki feyiz ve bereketten istifade için onu bütün bir hayatın ve hayatın içersinde yaşatılan kültürün ana öğeleri durumuna getirmiştir.

Örneğin bir bayram sabahı dünyaya teşrif eden çocuğun ismi çoğu kere “Bayram”dır. Mübarek üç aylar, mübarek bir kültüre dönüşerek sokaklarımızı adeta bir şehrayine dönüştürmekle kalmamış, çocuklarımıza isim olarak da bir milleti baştan aşağıya fert fert mübarekleştirmeye de gayret etmiştir.

Çocuklara üç aylar ve mübarek geceler arasında en fazla verilen isimlerin başında hiç şüphesiz “Ramazan” gelir. “Ramazan” adı üzerinde, içersinde “Kadir Gecesi” gibi bin aydan daha kıymetli bir hazine ile geliyor. Böyle olunca da bu ay adeta bütün mübarekliğini sanki o ayda doğan çocuğa bulaştırıyor. Bu mübarek aylarda Allah'ın rahmet ve merhameti gereği, işlenen her bir sevaba nasıl ki bir, on, yetmiş, yedi yüz, yedi bin, yetmiş bin, gibi sürekli yükselen değerlerle mukabele ediliyorsa, aynen öyle de bu aylarda insanlara gelen acı, ızdırap ve sıkıntılara da yaptıkları sabırla doğru orantılı olarak verilen sevaplar akıl almaz boyutlarda gelişiyor.

Şaban ismi artık maalesef aşağıda ifade edilmeye çalışılan sebeplerden dolayı pek ilgi görmüyor. Oysa bu ay “Allah'ın ayı” olarak değerlendiriliyor.

Şaban isimli dostuma konuyu açıyorum. “Evet, bir mübarek Şaban ayında rahmetin tam ortasında açmışız gözlerimizi. Bundan doğrusu hiç de pişman değiliz. Yine dünyaya gelsem yine bu Allah'ın ayında dünyaya gelmeyi yine bu mübarek ayın ismiyle isimlendirilmeyi tercih ederim. Daha önce hiç sorun yoktu ama son yıllarda özellikle çocuklar arasında hiç de hoş karşılanmıyor. Ama önemli ve zor olan da bu değil mi zaten. Yani hep işin neşe ve zevkinin peşinde olmak kolay. Önemli olan sıkıntılara katlanarak işin doğrusunun ortaya çıkmasına vesile olmak değil mi?” Diyerek muhteşem bir ders veriyor.

Recep ismi de bu mübarek ayların ilki olmasından dolayı daha bir güzel anılıyor.

Miraç gecesi de Recep ayında bulunan mübarek gecelerden. Nadir de olsa kız çocuklarına bu isim veriliyor.

Abdülkadir SÜPHANDAĞI

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious