Karaca isyan etti: 2030'da Ahmet Mehmet'i yiyecek

Karaca isyan etti: 2030'da Ahmet Mehmet'i yiyecek.12097
  • Giriş : 18.07.2007 / 12:52:00
  • Güncelleme : 27.03.2010 / 13:02:14

Dünya felaket senaryolarıyla uğraşa dursun, çözüm önerileri üretenler de yok değil.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Üç ayda bir Türkçe/Rusça yayınlanan Diyalog Avrasya dergisinin 25. sayısında yayınlanan röportajında “daha nereye kadar tüketeceksiniz?” diye tepkisini dile getiren TEMA Vakfı Başkanı Hayrettin Karaca, dünyanın paylaşım kültürüne muhtaç olduğunu fakat insanların umursamazca tükettiğini ve asla paylaşmaya yaklaşmadığı belirtti.

 

Sitemizin de köşe yazarı olan DA Dergisi Genel Yayın Koordinatörü Cengiz Şimşek'e çarpıcı açıklamalarda bulunan Karaca, Al Gore'un çaresiz kaldığını, bu gidişle 2030'da birbirini yiyen insanların türeyeceğini savundu…

 

Cengiz Şimşek: İnsanlığın temel kaynağı olan toprak sizin gündeminizden hiç düşmedi. Sizce erozyon ve diğer çevre felaketlerinde insan payı ne kadar?

 

Hayrettin Karaca: İster doğrudan insanın etkisi, isterse insan üretimi teknolojinin etkisi olsun, felaketler bizim yüzümüzden yaşanıyor. Gündemimizden açlık, ekonomik düşüş, borsa çıkışları vs hiç düşmüyor ki. Ekonomi büyümüyormuş, büyüsün. Artık daha fazla üretmek bir ihtiyaç oldu. Kimin ne üreteceği ve ne tüketeceği belirlenmek isteniyor. Benim kişi olarak tüketmem isteniyor. Ancak bu takdirde hayatta kalabileceğim aşılanıyor. Neye ihtiyacım olduğu ve şimdi neyi tüketmem gerektiği bilgisi üreticilerce bana veriliyor. Önüme bir hedef konuyor. Tükettiğim müddetçe mutlu olacağım bana öğretildi. Kısacası tüketmek benim için bir tür ibadet haline geldi. Tüketiyorsam var olduğumu anladım.

 

Bu değiştirilemez mi? Nihayetinde düşünen bir insansınız ve iradeniz var…

 

Elbette değişir. Zaten bizim neden bu işlerle uğraştığımızın sebebi sorunuzun cevabı. Bugün reklama 2005 yılında 465 milyar dolar para harcandığı basında yayınlandı. Burada tüketici olarak “ben”i kullandılar. Yani egoyu. Öyle bir yere gelmişiz ki, tüketmeden yapamıyoruz. Tüketerek var olacağımız kanaati oluştu. Bir bayan bir çantayı 40 bin YTL'ye alıyorsa, burada bir sıkıntı var demektir. O kendini sınıf atlamış olarak değerlendiriyor. Ama bir çantanın bedelinin ne olduğu herkese malum. Medya dediğimiz canavar, dış kaynakların da desteğiyle “ben”i daha fazla tüketmeye teşvik ediyor. Çok önemli bir konuyu tartışırken araya reklam alıp “az sonra” diyerek konuşmaya ara veriliyor. Bu üslup, “önce ne tüketebileceğinizi dinleyin, sonra bu konuyu tartışmaya devam ederiz” anlamına geliyor. Bu nedenle yeni bir paylaşma düzenine, yeni bir tüketim ahlakına ihtiyaç var. Bu sistemde yeni bir ahlak anlayışı olmalı. Zira nereye kadar tüketeceksiniz. Buna bir son vermek gerek. Peki ben kimlerle neyi paylaşmalıyım? Çevremle; bana bu hayatı verenlerle bu hayatın kendisini paylaşmam gerek. Toplum kendisine hayat veren ama gözle görülemeyecek kadar küçüklükteki mikroskobik canlıların farkına varmalı. Bu hayatı onlarla birlikte yaşadığını bilmeli. İşte tavsiye ettiğimiz yeni paylaşım düzeninde bu canlılara da yer var. Ben bugün toprağın canlı olduğunu biliyorum. O halde ego beni onları koruyama sevk ediyor. Ama bu bana bilgi olarak gelmeli. Bu bilgiyi okumakla elde etmeliyim. Bu gidişle 2030'da köşe yazarları şu cümlelerle gündemi takip edecek: “Ahmet Mehmet'i yedi.” Dünyanın çeşitli ülkelerinde açlık oranı çok yüksek. 2.2 milyar insan aç. Açlık sandığımız gibi sadece Afrika'da değil, ABD'nin de % 17'si aç. Dolayısıyla sistem acımasız. Sen ve ben bu gidişe dur demeliyiz. Aramıza başka kişiler de katılmalı.

 

TEMA vakfı olarak bu konuda ne kadar yol kat ettiniz?

 

Toplumdan büyük bir destek ve güven kazandık ve bu güven gittikçe artıyor. Buna rağmen hedefimize göre bir sonuç elde edemediğimizi düşünüyorum. Bilinçli bir toplum oluşturmak istedik. 38 yıldır devlette bu konuyla ilgili ortaya koymak istediğimiz “mera kanunu”nu çıkartamadık. Toprağın yasası yok. TEMA bunu ancak 1,5 yıl önce sağlayabildi. Bu konuları toplumsal bilinçlendirmeyle birlikte yürütmek gerek. Bugün gerek çevre ve gerekse küresel ısınmayla ilgili birçok kurum ve kuruluş etkinlik yürütüyor. Ama ortaya iyi hedefler konulamayınca, kısa bir süre sonra teslim oluyorlar. Küresel ısınma konusunвa mücadele eden ünlü Al Gore bütün gücüyle mücadele ettiğinden fakat başaramadığından bahseder ama sonunda elinin ve kollarının büyük şirketlerce bağlandığını ve onlara yenildiğini itiraf eder. Bugün dünyayı 17 adet şirket idare ediyor. Dolayısıyla iktidar onlarda. Kararı da onlar veriyorlar. Fakat ben bunlara karşı yeni bir ahlaki anlayışla karşı koymak istiyorum. Evet, ben tüketiyorum ama kendim istediğim zaman. Ben bir ahlak sahibiyim. Hakkım olmadan tüketemem. Ben yaşamak istiyorum ama başkalarını da yaşatmak zorundayım. Özellikle bana hayat veren çevremin yaşamının da devam etmesini sağlamam gerek. Onların paylarına göz dikemem. Bu bir ahlaksızlıktır. Aşırı tüketim ahlaksızlıktır, hırsızlıktır. Al Gore'nin de dediği gibi başka bir dünyaya ihtiyaç var. Dünya sosyal düzeni yeniden tesis edilmeli. Dünya Sosyal Forumu üyesi Susan George, yazdığı bir kitabının adını Başka bir dünya mümkün, eğer koymuş. Kitabı işte bu “eğer”e adadığından bahseder. Yeni dünya düzeni için bilgili insana ihtiyaç olduğunu belirtir. İnsanlığın silkinip kendine gelmesi gerek. Dışardan empoze edilen ve nasıl yaşanması, neyi nasıl tüketmen gerektiğine dair mesajları terk etmek gerek. Kitabında işte o “eğer”e “Eğer şiddet kullanmazsak.” diye cevap veriyor. Bu zamana kadar 7500 kitap dağıttım. Okumak ibadettir. Sırf insanlar okusun, bilgilensin, kimle nasıl yaşıyor, nasıl bir çevreyle kuşatılmış, bilsinler diye kitap dağıtıyorum. Biz yabancılarla işbirliğine girdiğimizde tek düşündüğümüz maddi çıkar. Halbuki, kültürel paylaşım gerekliydi. Bugün Avrasya'yı bu kültürel beraberlik çatısı altında paylaşıma teşvik etmek gerek. Sahip olduğum Anadolu kültürünü ben bu coğrafyadan aldım. Bu nedenle bu insanlar bana sıcak geliyor. Kırgızistan'a gittiğimde de aynı sıcaklığı hissettim.

 

Komik olacak ama, üzerinizden hiç çıkarmadığınız ve yıllarca aynı kırmızı kazağı giyinmenizle ilgili, “bu coğrafyayla siyasi misyon beraberliği de var deniyor” bu doğru mu?

 

Hayır efendim. Güldürmeyin beni. Kırmızı rengin Sovyetlerle bir ilgisi olsa da, ben kişisel tercihimden dolayı giyiniyorum. Hep kırmızı kazakla görünmemin tek sebebi de yeni bir kazağa ihtiyacım olmamasından kaynaklanıyor. Yani, sebep sadece tasarruf.

 

Sizce “yeni bir sosyal paylaşım ve yeni ahlaki düzenle her tür çevre felaketinden kurtuluruz” ifadesi fazla ütopik değil mi?

 

Ben bu hizmetle ilgilendiğim için çok mutluyum. Toplumdan öyle olumlu tepkiler aldım ki, bu fikre ütopik demek cehalet olur. İnsanlar bana minnetle yaklaşıyorlar. Bunu dile getirmekten biraz utanıyorum. Yapıp ettiklerimiz karşısında “Allah senden razı olsun, sen olmasan toprağımızın kıymetini bilemeyecektik.” diyorlar. Demek ki buna ihtiyaç var ve bunu Allah benimle bu insanlara anlattırıyor. Bundan dolayı kendimi mutlu hissediyorum. Çaplin'in bir anısı vardır. Çaplin Sosyalistmiş ve yaşadığı toplumdan bu sebepten dolayı kovulmuş. Aradan geçen uzun zaman sonra çağırmışlar ama o gitmemiş. Gurur meselesi yapmış. Sonra gitmeye karar veriyor ve Teksas'a geri dönüyor. Bir akşam sokakta bir kadının elini öpüyor. Teksas'ta böyle bir kültür olmadığı için kadın şaşırıyor. “Neden bunu yaptın?” diye soruyor. Çaplin “e, artık bir yerden başlamak lazım” diye cevaplıyor. İşte ben de bu yaptıklarımızı böyle değerlendiriyorum. Bu iş, bir yerden başlamak gibi. Üstelik kendimi asla yalnız düşünmüyorum. Ben hayal kurmadığımın farkındayım. Bugün bu çalışmalarımız artık sonuç vermeye başladı. Öyle köylerimiz var ki, gelir seviyesi arttığı için köylü devlete vergi vermeye başladı, göç yolu köye doğru geri döndü. Halk toprağı daha verimli ve tasarruflu nasıl kullanacağını iyi öğrendi. İşte insanların bilinçlenmesinden kastımız da bu. Üretici ve tüketici arasındaki uzaklığın kısaltılması birer yansıma olarak ekolojik hayatımızı güzelleştiriyor. Bugün ulaşım, gıda sektöründe en fazla tüketim yapan ve en fazla sera gazı salan bir sektör. ABD'de gıdaların soğutulması, taşınması ve depolanması için harcanan enerji, gıdanın kendisinin verdiği enerjinin 8 katıdır. ABD'nin neden Kyoto'yu imzalamadığını bu sebeplerden de incelemek gerek. BM verilerine göre golf sahaları için bir günde tüketilen 660.000 tonu aşkın su, 4,7 milyar insanın günlük asgari su gereksinimine eşittir. Hiçbir gelişmiş ülke kendi ülkesinde golf sahası ya da çimento fabrikası kurmaya gönüllü değil. İş potansiyeli, yabancı yatırım adı altında geri kalmış bölgelerde bu işleri yapıyorlar.

 

Bu veriler çok ciddi. Bu gidişe dur demek için nereden başlamalı?

 

Öncelikle tüketim ahlakı yeniden şekillendirilmeli. Paylaşım kültürü yeniden canlandırılmalı. İnsanlar günah işlememek gerektiğini, zira tövbekarlığın bir çare olmadığını bilmeliler. “Ben kirletiyorum ama en büyük yardımı çevreye yapıyorum.” demek akıllı insan davranışı değildir. Gençlere sesleniyorum: 2030'a varmadan dünyadaki açlık artacak. İnsanlar birbirini yiyecek. Eğer 25 yıl önce 800 bin kişi açsa ve bu rakam 1992'de 2.2 milyar olmuşsa, sizce 2030'da kaç olur? Bunu iyi düşünmenizi istiyorum. Suçlu sensin, benim, hepimiz. Olup bitenlerden sorumluyuz. Size bir şey ne kadar yeterli bunu kendiniz belirlemeniz gerekli. Bir ülkenin zengini kalkıyor, başka bir ülkeye medeniyet öğretiyor. Halbuki, o ülkede de insanlar ve medeniyet var. Birbirimizi yeteri kadar tanımadığımız için paylaşım kültürümüz yok oluyor. Öyle olunca da çevrenin dertleri, o ülkenin yok olması, felaketlere sürüklenmesi umurumuzda olmuyor. Buna dur demeli. Mesela benim Mevlanam var, Yunus Emrem var, Pir Sultan Abdalım var, İbni Haldunum, Hallacı Mansur'um var. Dünya kurtuluş yolunu ben burada görüyorum. Dünyayı tüketim canavarı mahvetmiştir. Ama beni asla kendi emellerine alet edemeyecekler. Benim kendime güvenim buradan geliyor. Ben özümü bu şahsiyetlerde görüyorum. Avrasya'yı bu kültürden uzak görmüyorum. Hangi cumhuriyete gitseniz paylaşmak en önemli kültürel değer. Demek aynı kaynaktan besleniyoruz. Küresel ısınma ve çevre felaketleri işte bu değerlerden yoksun olmaktan kaynaklanıyor. Küresel ısınma bir sonuçtur. Biz “ne yaptık da böyle oldu?” diye düşünmemiz gerekiyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious