Kavgaları sokağa taştı

  • Giriş : 17.11.2006 / 00:00:00

Ünlü gazetecilerin kavgası önce sokağa, sonra sütunlara taştı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Babaoğlu, Akşam yazarı Mansur Forutan'la birlikte bir kafede oturan Ahmet Hakan Coşkun'la karşılaşınca ağır küfürler havada uçuştu, yumruklaşmaya ramak kaldı. İki yazar kavgayı bugünkü köşelerine taşıdı... Haşmet Babaoğlu Ahmet Hakan için "Kalemi kıvrak, fakat ruhu yavşak", Mansur Forutan için ise "kompleksleri paçalarından akan" diye yazdı. Ahmet Hakan ise köşesinde "İşte şimdi de bütün pervasızlığımızla kendisine 'Neco’nun damadı!' diyoruz. Hadi bakalım... Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Haşmet’ten korkan Haşmet gibi olsun" satırlarına yer verdi...
İkili arasında Nişantaşı'nda yaşanan kavgayı ilk olarak medyanın önemli haber sitesi "medyatava" 'Yılın Olayı' anonsuyla duyurdu.
Haber şöyleydi:
"Haşmet Babaoğlu, Ahmet Hakan'ın kendisi hakkında yazdığı "Haşmet'in kayınpederi Neco evi terk etmiş" haberini okudu. Ceketini kaptığı gibi gazeteden çıkan Babaoğlu, Nişantaşı kafelerini tek tek gezerek Ahmet Hakan'ı aradı. Bir iki kafeye baktıktan sonra Ahmet Hakan ve yakın arkadaşı Akşam yazarı Mansur Forutan'ı bir masada sohbet ederken buldu. Kafede bir masa daha doluydu.
Haşmet Babaoğlu, Amet Hakan'ı ararken daha önce Hasan Pulur polemiğinde kendisi hakkında yazı yazan Mansur Forutan'ı da aynı masada görünce çılgına döndü.
Amet Hakan ve Mansur Forutan'a hakaretler yağdırmaya başlayan Haşmet Babaoğlu'na masada oturan ikili de yanıt vermeye başladı.
Ağız kavgası giderek karşılıklı ağır küfürleşmeye dönerken, taraflar yumruklaşmanın eşiğine kadar geldiler. Ahmet Hakan ve Haşmet Babaoğlu arasında kavga iyice kızışınca Mansur Forutan tarafları ayıran durumuna geldi.
Hakan ve Babaoğlu'nun karşılıklı ağır hakeretleri ve küfürleri Babaoğlu'nun mekanı terk etmesiyle son buldu. "

Haşmet Babaoğlu: Bir zibidi var. Köşe yazarı

Çok büyük bir gazetemizde kendine köşe bulmuş bu kişinin işi sürekli ona buna sataşmak...
Ünlüler ve gazeteciler arasından hedef seçtiklerine laf atıyor; bunu yaparken zavallılıklarını, komplekslerini sergiliyor ve ne yazık ki bunları da polemik diye yutturmaya çalışıyor.
"Nasıl laf soktum ama..." duygusunun hain hazlarına kilitlenmiş halde yazıp duruyor.
Yazdığı her "acıtıcı" satırdan sonra da kötü tüccarlar gibi yağlı ellerini ovuşturup gülüyor.
Sonunda ne göreyim; benim adımı da geçirmiş bir yazısında, aklı sıra benimle eğlenmiş.
E, hakkını teslim etmek gerek! Kalemi kıvrak.
Fakat ruhu yavşak!
Kendisi gibi kompleksleri paçalarından akan ve yanından hiç ayrılmayan arkadaşıyla birlikte günlerini geçirdiği Teşvikiye kafelerinden birinde dün yüz yüze hesaplaşırken anladım ki fena halde de korkak!..
Adını anmıyorum. Çünkü biliyorum ki o güzel adı, bu adamdan utanıyor...
*** Onu burada daha fazla konu edecek değilim. Değmez.
Ama asıl anlatmak istediğim başka...
Medyaya yerleşmiş bu "kötülük" yuvalarından hepimiz sorumluyuz.
En kolay yollardan tiraj-reyting hedefleyen yayın yönetmenleri ve dedikodu şehvetinin kışkırtılmasına bayılan okurlar da sorumlu bu adamların yükselişinden.
Tamam, nihayetinde sel gider kum kalır.
Fakat olan mizah duygusuna ve estetiğine oluyor.
Beyinlerinde bir gram özgün fikir, kalplerinde azıcık olsun halis duygular taşımayan bu kişiler sürekli mizahın arkasına sığınıyor; sıkışınca "mizah yapıyorum" diyerek sıvışmaya çalışıyorlar ya...
İşte o bitiriyor beni!

Ahmet Hakan: Haşmet kızmış

DÜN bu sütunlarda "evinden firar eden" şarkıcı Neco için "Haşmet’in kayınpederi" dedik ya...
Haşmet bu işe acayip bozulmuş.
Kendisi özel alanımıza girip bir tiyatro çevirmeye kalkıştı:
Bir yandan "Tutmayın beni" pozlarına girip tutulup tutulmadığını kontrol etti, bir yandan da "Bir duygu insanı Haşmet" imajını yerle bir ederek ağza alınmayacak küfürler yağdırdı.
Neymiş?
Neco’yu tanımlarken "Haşmet’in kayınpederi" demişiz.
Sanki arkadaşımız, "Önde zeytin ağaçları / Arkasında yar" tadında yaşayıp giden, kire pasa katiyen bulaşmamış; özel hayatını, sevgilisini herkeslerden köşe bucak saklamış, kendi halinde takılan münzevi bir zavallıcıktır da kontrol altına alamadığı öfkesi bu yüzdendir.
Sanki gazete sütunlarından kendisine "Haşmetim" diye seslenilmemektedir de kendini kaybetmesi bu yüzdendir.
Zıvanadan çıktı da ne oldu sanki? Ne olacak?
En babasından bir ikiyüzlülükle daha müşerref olmuş olduk.
Şöyle ki:
Sen ağlak şiirler okuyup "Duygu... Biraz duygu... Bütün istediğim buydu" falan diye inleyeceksin... Sonra da "minicik bir espri" karşısında, üzerinde sakil mi sakil duran bir sokak çocuğu pozu takınıp küfürler yağdıracaksın!
Peki... Haşmet’in bu haliyle bizi yıldırma ihtimali var mı?
Ne gezer!
İşte şimdi de bütün pervasızlığımızla kendisine "Neco’nun damadı!" diyoruz.
Hadi bakalım... Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.
Haşmet’ten korkan Haşmet gibi olsun.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious