'Kelime-i şahadetle kalbime soktum'

'Kelime-i şahadetle kalbime soktum'.12112
  • Giriş : 18.11.2008 / 18:32:00

Ergenekon'da Muzaffer Tekin, ilginç savunma yaptı: Böyle bir örgüt yok, Sustalı bıçağımı kelime-i şahadetle iki kez kalbime sokup çıkardım...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, ''Hiçbir şey yoktan var edilemez. Ne kadar gayret ederlerse etsinler, 'yok' olan bu örgütü var edemeyecekler'' dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, 2 saat süreyle çapraz sorguya alınan Tekin, savunmasını dikkatle ve sabırla dinleyen mahkeme heyetine şükranlarını sunduğunu belirterek, ''Sığınacağım liman Türk adaletidir, burada olmaktan büyük huzur duydum'' şeklinde konuştu.

İddia makamının taraflı davrandığını ileri süren Tekin, ''Hiçbir şey yoktan var edilemez. Ne kadar gayret ederlerse etsinler, 'yok' olan bu örgütü var edemeyecekler'' görüşünü dile getirdi.

Daha önce ifadesi alınan sanıklardan Ali Yiğit'e kırgın olmadığını anlatarak, Fransızların ''Aslanın sırtından geçinen aslana yem olur'' şeklinde bir sözleri bulunduğunu anımsatan Tekin, Yiğit'e hitaben ''Yol yakınken doğruyu bulsun'' dedi.

Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün, 21 Ocak 2008'de Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde komiser olarak çalışan bir polisin tanık olarak ifadesini aldığını belirten Tekin, söz konusu tanığın, bombaların bulunduğu gün Ümraniye'ye gittiğini ve ifadesinde Ali Yiğit'in bazı anlatımlarına yer verdiğini söyledi.

Tekin, ''Muzaffer Tekin'in aklanmaması için emniyet ve savcılık kol kola o kadar güzel çalışıyorlar ki'' dedi.

ALPARSLAN ARSLAN İLE İLİŞKİSİ

Tekin, savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in, ''Danıştay saldırısı davası sanıklarından Alparslan Arslan ile ilişkilerini'' sorması üzerine Arslan ile 3-4 kez görüştüğünü, ancak olay tarihinden 1,5 yıl öncesine kadar hiç görüşmesi olmadığını söyledi.

Pekgüzel'in, ''Yanlış anlamadıysam 3-4 kere yüz yüze görüştünüz, ayrıca telefon görüşmeleriniz var'' sözlerine Tekin, ''Doğrudur, görüşmüşümdür. Kandil ve bayramlarda mesaj atmışızdır'' yanıtını verdi.

Savcı Pekgüzel'in, kayıtlara göre 31 adet telefon görüşmeleri bulunduğunu, son görüşmeyi 16 Kasım 2005'te, olaylardan 6 ay kadar önce yaptıklarını belirtmesi üzerine de Tekin, ''Kesinlikle irtibatım yok, niye gizleyeyim'' dedi.

Engin Bağbars'ı da kesinlikle tanımadığını ifade eden Tekin, bu kişinin tanık ifadesini ''yalan söylediği'' gerekçesiyle kabul etmediğini söyledi.

Tekin, Kuddusi Okkır ile ilişkisinin boyutuna ilişkin bir soruyu yanıtlarken, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi'ni Mayıs 2005 sonlarına kadar izleyip ayrıldığını, Okkır ve diğer bazı kişileri o hareketten tanıdığını söyledi.

Okkır'ın bir gün kendisini ziyaret ederek, ''Devletin yeniden yapılanması için öneriler'' dokümanını verdiğini anlatan Tekin, Okkır ile o tarihten sonra görüşmediğini ve dokümanın bürosunda olduğunun bile farkında olmadığını kaydetti.

Savcı Pekgüzel, ''Beyanlarınızda, hiçbir sivil toplum örgütü içinde yer almadığınızı söylediniz, ama Kemal Kerinçsiz'in iş yerinde yapılan aramada bulunan Büyük Hukukçular Birliği'nin basın açıklamasında imzanız var. Bu ne anlama geliyor?'' sorusuna Tekin, ''Hatırlamıyorum, ama imzam varsa benimdir. Hiçbir sivil toplum örgütünde yoktum. Tek başıma inandığım doğruların peşinden gittim'' cevabını verdi.

''(MECZUPTUR) DEDİK''

Muzaffer Tekin, savcı Pekgüzel'in, Danıştay saldırısının gerçekleştiği 17 Mayıs 2006'da ve sonrasında ne yaptığını sorması üzerine de Danıştay olayına ilişkin alınan ifadesinin dosyaya konulmadığını ileri sürdü.

Olayın olduğu gün, Zekeriya Öztürk ve diğer bazı kişilerle bürosunda olduğunu anlatan Tekin, aralarında söz konusu saldırgan için ''meczuptur'' diye konuştuklarını söyledi.

TEKİN'İN İNTİHAR GİRİŞİMİ

Akşam saatlerinde ise eşinin aradığını ve polislerin evi bastığını söylediğini belirten Tekin, o zaman da çevresindekilere ''Beni bu olayın içine, Türkiye Cumhuriyeti'nde kimse sokamaz. Bir cümle basında ismim çıksın, bunu taşımam canıma kıyarım'' dediğini aktardı.

Ertesi gün bir televizyon kanalında, olayda adının geçtiğini gördüğünü ifade eden Tekin, ''(Bu çok büyük bir çuval hadisesi. Ben bu çuvalı başıma geçirmeyeceğim) dedim. Bu intihar olayı öyle gerçekleşti. Sustalı bıçağımı Kelime-i Şehadet getirerek iki kez kalbime sokup çıkardım'' dedi.

Bir soru üzerine Tekin, kendisine kimsenin ''Albay'' diye hitap etmediğini, bazı arkadaşlarının ''Paşam'' dediğini, ancak bunun bir emir-komuta ilişkisi olmadığını anlattı.

Tekin, bir başka soruyu yanıtlarken de Sedat Peker ile ilişkilerinin sosyal bir ilişki olduğunu ve Peker ile Fikri Karadağ'ı kendisinin tanıştırmadığını belirterek, 2002'de düzenlenen ''Öztürkler Gecesi''ne eşi ile katıldığını dile getirdi.

Şile'de yapıldığı söylenen toplantıya ilişkin soru üzerine Tekin, o köyün ismini, dayısının ismi ile aynı olduğu için hatırladığını, dayısının da şu anda izleyici olarak duruşma salonunda olduğunu ifade etti.

Tekin, Karadağ'ı en son 2005'in Haziran ya da Temmuz ayında orduevinde gördüğünü kaydetti.

Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, bu sırada, bir başka sanığın söz istemesi üzerine, ahengin bozulmaması için kendisine sıra gelinceye kadar beklemesi gerektiğini söyledi.

Tekin, diğer savcı Nihat Taşkın'ın sorusu üzerine de Hüseyin Görüm'ün yanında Alparslan Arslan'ı hiç görmediğini, Görüm'ün yanında devamlı dolaşan kişinin İbrahim Özcan olduğunu anlattı.

Tekin, Semih Tufan Gülaltay ile ilişki derecesini soran Taşkın'a, ''Gülaltay, Metin Yalazangil'e ulaşamayınca, ben Yalazangil'den Gülaltay'ın yanına gitmesini istedim. Nasıl bir örgüt ki güya ben örgüt yöneticisiyim, (git) diyorum, ama gitmiyor'' diye konuştu.

İddianameyi 4 kez okuduğunu söyleyen Tekin, ''Bu iddianame psikolojik savaş. Beyniniz zayıf olsa 'Acaba ben suçlu muyum?' psikozuna girersiniz'' dedi.

''HATIRA OLARAK MI VERDİLER?''

Bu arada söz alan Cumhuriyet Gazetesi avukatı Bülent Utku, Ankara'daki davada Alpaslan Arslan'ın bombaları kimden aldığı yönünde netleşme olmadığını ifade ederek, bu davaya 1 Mart 2007'de soruşturmanın genişletilmesi için dilekçe verdiklerini anımsattı.

Utku, Muzaffer Tekin'in tutuklu iken 21 Temmuz 2008'de Cumhuriyet Gazetesi'ne bir açıklama gönderdiğini ve iş yerinde bulunan bombalara ilişkin, ''Tuzla Piyade Okulu'nda eğitime yardımcı malzeme olarak verilen, patlayıcı özelliği olmayan'' ifadesini kullandığını belirtti. Bunun üzerine Tekin, bombanın, öğretilmesi riskli bir patlayıcı madde olduğunu ve eğitim alanında her zaman gerçek bomba kullanılmadığını söyledi.

Utku da internetten edindiği bilgilere göre, eğitim bombalarının renk ve tapa numaralarının farklı olduğunu dile getirerek, Tekin'den iş yerinde elde edilen bombaların renklerini sordu. Tekin de bu iki bombanın renklerinin yeşil veya siyah olduğunu söyledi. Avukat Utku bunun üzerine, ''Bunu size hatıra olarak mı verdiler, siz mi aldınız?'' diye sordu. Tekin de bunları kendisinden sonra bölüğünde görev yapan bir üsteğmenin bürosuna getirdiğini anlattı.

Avukat Utku'nun, ''Daha sonra üzerinde fünye bulunmadığı ifade edilen bu bombalara fünye yerleştirilmesi ne kadar zaman alır?'' sorusu üzerine Tekin, ''Fünye konulsa dahi bunlar etkin olmaz. Tahrip maddesi bulunması gerekir'' dedi.

Tekin, elde hazır malzeme olması halinde bunun fünye ve tahrip maddesinin 10 dakikada bombaya yerleştirilebileceğini anlattı.

''23 SENEDİR SİVİL OLAMADIM''

Tutuklu sanıklardan Veli Küçük'ün kızı ve avukatı Zeynep Küçük, Tekin'e, Veli Küçük ile tanışıklığının boyutunu sordu. Tekin, ''23 senedir ben sivil olamadım, kopamadım o ortamdan'' diyerek, Küçük'ün elini öptüğünü anlattı.

Tekin, Danıştay olayından sonra bir Paskalya Günü, Patrikhane'de de Küçük'ü gördüğünü, fakat ayrı yerlerde oturduklarını ve 5 dakika dahi konuşmadıklarını söyledi.

Bu arada, tutuklu sanıklardan Hüseyin Görüm'ün söz alarak ''Yalnız soru soracağım ve bütün olayların hepsini çözeceğim'' demesi üzerine, Mahkeme Heyeti Başkanı Şengün, ''Ne soracaksan bana sor'' dedi.

Bu olaylarda Muzaffer Tekin ve Görüm ailesinin mağdur olduğunu savunan Görüm'ün sorusu üzerine Tekin, Görüm'ü Alpaslan Arslan ile bir arada görmediğini bildirdi.

Tutuklu sanıklardan Kemal Kerinçsiz de Tekin'e bazı sorular yöneltti. Bu sırada söz alan müdahil Şebnem Korur Fincancı'nın avukatı, bu soruların muhatabının Tekin değil, Ali Yiğit olduğu gerekçesiyle itiraz etti.

Mahkeme Heyeti'nin, sanığa direkt bilebileceği sorular sorulması yönündeki kararı üzerine Kerinçsiz, ''Kendisine avukatlığını yaptığım müddetçe yasa dışı bir usul, yöntem önermiş miyim?'' diye sordu. Tekin de gayri yasal hiçbir çalışma içinde olmadığını dile getirdi.

Bazı sivil toplum kuruluşlarının düzenlediği miting ve etkinliklere katılma nedeninin sorulması üzerine Tekin, milli mücadele kahramanı emekli Piyade Albay Mustafa Şekip Birgöl'ün birkaç gün önce devlet töreniyle defnedildiğini, ama daha önce bazı gazilerin ayakkabı boyayıp, simit sattıklarını ifade ederek, bu itibarların zamanında verilmesi gerektiğini söyledi.
Tekin, ''Bizde geline kocasına, koça Allah'a, vatan hizmetine giden yiğide de vatana kurban olsun diye kına yakılır'' diyerek, orduyu dinsiz göstermek isteyenler olduğunu ileri sürdü. Başkan Şengün de Tekin'den konunun dışına çıkmamasını istedi.

Bu arada söz alan tutuklu sanıklardan Oktay Yıldırım'ın, ''Hayatınızda hiç yeşil renkli küçük soda şişesi gördünüz mü, bu soda şişesinin üzerine fünye takılıp, içine patlayıcı koyduğunuzda el bombası gibi patlar mı?'' sorusu üzerine Tekin, ''Patlar'' dedi.

Tutuklu sanık Muzaffer Tekin, üye Hakim Hasan Hüseyin Özese'nin sorusu üzerine de Beykoz Çayırbaşı'nda evi olmadığını, ancak Mahmut Öztürk'ün olduğunu söyledi.

Duruşmaya, Muzaffer Tekin'in çapraz sorgusunun ardından bir süre ara verildi.

Bu arada, tutuksuz sanıklardan İbrahim Benli ve Ali Yasak'ın başladıktan sonra katıldığı duruşmada, tutuklu sanıklardan Aydın Yüksek rahatsızlığı nedeniyle salondan götürüldü.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*