Kemalizm tartışmasında kimler ne dedi?

  • Giriş : 25.11.2006 / 00:00:00

Prof. Dr.Atilla Yayla'nın Atatürk ile ilgili sözleri olay yaratırken, Kemalizm tartışmaları Türkiye'nin gündemine taşındı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Kimileri, Atatürk'ten "Bu adam" diye söz etmeye cüret eden Profesör Atilla Yayla'nın sözlerinin Atatürk'e haraket ve aşağılayıcı ifadeler içerdiğini vurgularken, kimileri de Yayla'nın çıkışını "ifade özgürlüğü" ekseninden bakarak değerlendirdi.

İşte Türkiye'de Yayla'nın sözleri sonrasındaki basında çıkan Kemalizm tartışmaları:

TBMM BAŞKANI ARINÇ: LİNÇ KAMPANYASI ÇOK TEHLİKELİ

TBMM Başkanı Arınç, Atatürk'le ilgili sözleri nedeniyle boy hedefi olan Prof. Yayla'ya linç kampanyası yürütüldüğünü belirterek, "Bu, ifade özgürlüğü açısından çok tehlikeli" dedi. Arınç: "Bir insan düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilmelidir. Yazarak, konuşarak, resim yaparak, karikatür yaparak... İzmir'de yaptığı bir konuşma sırasında hoşa gitmeyen, beğenilmeyen, tasvip edilmeyen bazı şeyler söylemiş olabilir. Bundan dolayı bir linç kampanyasına girilmesini, kendisinin üniversite ilişkisinin kesilmek istenmesini, ifade özgürlüğü açısından çok tehlikeli buluyorum, çok yanlış buluyorum ve bu kampanyanın içerisinde bulunanları da kınıyorum. Atilla Yayla'nın konuşmasında, Atatürk'ü aşağılayan, küçülten, ona açıkça hakaret eden bir cümle yoktur. Öyle olsaydı bir şekilde yargı önüne çıkardı. Atilla Yayla, Atatürkçülük ideolojisi olarak konuşulan, Kemalizm olarak söylenen bazı konularda eleştiriler yapmıştır. Bu eleştirileri sadece o da yapmıyor. Türkiye'de pek çok insan bu konuda fikirlerini söylemiş olabilir.''

MEHMET BARLAS: ATATÜRK'Ü SEVMEK İLE KEMALİZMİ ELEŞTİRMEK ARASINDAKİ FARK (23.11.2006)

"'Atatürk'ü sevmek' ile 'Kemalizm'i eleştirmek' arasındaki farkı önemsemediğimiz için, Türkiye'deki özgür düşünce savunucusu Prof. Atilla Yayla'yı, mesela bir üniversite yönetimi aforoz etmeyi düşünebiliyor. Oysa üniversitenin varlık sebebi, düşünce kalıplarını reddetmek değil midir? Aksi halde üniversite değil, "Medrese" yetmez miydi eğitime?
"Ermeni sorunu"nu, dış ilişkilerinizden soyutlayamadığınız için, en önemli müttefiklerinizle ilişkileriniz bile "Ermeni soykırımı tasarıları"na endeksleniyor. Örneğin TSK, Fransa ile askeri ilişkileri henüz yasalaşmamış bir Ermeni tasarısı nedeniyle askıya aldığını açıklarken, aynı şey ABD'de de olursa, aynı şekilde ABD ile de askeri ilişkiler nasıl askıya alınacak sorusunun cevabı galiba hesaplanmıyor. Acaba bu tür konularda, dış politika kadar iç politikanın ak ve karaları mı ağırlıkla etkili olmakta?"

FATİH ALTAYLI: HERKES FİKRİNİ SÖYLEYEBİLMELİ (22.11.2006)

"Cumartesi günü "Tartışmamalar" diye yazdım. Türkiye'de en küçüğünden en büyüğüne hiçbir tartışmanın sağlıklı yapılamamasından, tartışmaların "susturma çabası" haline gelmesinden yakındım. Konuşamadığımız için fikir üretemediğimizi söyledim.
Haklılığım üç gün içinde ortaya çıktı.
Profesör Atilla Yayla diye bir adam çıktı Atatürk'ü ve Atatürkçülüğü "sertçe" bir tonda eleştirdi, tartışmaya açtı.
Hemen büyük bir taarruz altında kaldı.
Dün de Profesör Yayla'nın üniversitedeki derslerine son verildi.
Bu mudur!
Atatürk'e hayranlık derecesinde sevgi beslerim. Yaşadığı zamanın yüzyıl ötesinde bir adam olduğuna inanırım. Benim için eşsizdir. Bir fotoğrafına biraz uzunca bakayım gözlerim dolar.
Ama Atilla Yayla'nın söylediklerinden rahatsız olmadım.
Atatürk'ü ben severim, o sevmeyebilir.
Atatürk'e ben hayran olabilirim o nefret edebilir.
Yaptıklarına ben saygı duyarım o duymayabilir.
Ben dehasını övebilirim, o eleştirebilir.
Hakaret etmedikçe, yalan yanlış, ahlak dışı ithamlarda bulunmadıkça sesimi çıkarmam.
O öyle düşünebilir, ben böyle düşünürüm.
O öyle konuşur, ben böyle konuşurum.
Ben ona katılmam, o bana katılmaz.
Ama hiçbirimizin, fikrine katılmadığımız birini susturma hakkı yoktur.
Çünkü biz bugün birini susturursak, bir gün de biri bizi susturabilir."

ERGUN BABAHAN: ÜNİVERSİTEDE YARGISIZ İNFAZ 23.11.2006

Türkiye'de liberal düşüncenin önde gelen isimlerinden Prof. Atilla Yayla, AKP İzmir örgütünün düzenlediği panelde yaptığı konuşmanın ardından üniversiteden uzaklaştırıldı.
Olay, Yeni Asır'ın Yayla'nın konuşmasını haberleştirmesiyle başladı. Grubumuzun gazetesi Yeni Asır'ın yaptığı da haberden çok, yargısız infazdı.
Konuşmanın tam metni okunmadan, Yayla'nın ne dediğine bakılmadan bir küfür yağmuru takip etti.
Yayla, sonuç itibariyle Türkiye tarihini değerlendirmiş ve buna ilişkin kimi yargılarda bulunmuştu.
Bunlara katılır veya katılmazsınız bu ayrı.
Ama Yayla'nın bilimsel temele dayandırdığı görüşlerini açıklama hakkını elinden alamazsınız.
Türkiye giderek tuhaf bir ülke haline geliyor. İslam'a ilişkin tartışma, dine hakaret çerçevesi içinde susturulmaya çalışılıyor, Kemalizm'e de...
TESEV'in araştırmasına göre halkın önemli bir bölümü "Oldukça dindarım" demiş ama görünen o ki, en azından sesi yüksek çıkanlar "Oldukça faşist."
Haydi diyelim ki, küfredenlerin önemli bir bölümü yazıyı okuyup anlamadan, gazete başlığından yola çıkıp Yayla'yı infaz etti.
Peki üniversiteye ne demeli?
Bunlar üniversitenin ne demek olduğundan habersiz. Üniversite eğitimini, lise öğretimi ile karıştırıyorlar.
Bunların üniversitesinde bilimadamı da, öğrenci de tek tip olacak. Recep Peker geri geldi sanki.
Eğer üniversitenin resmi görüşünün dışına çıkarsan, Kemalizm'i eleştirirsen aforoz ediliyorsun. Tıpkı Yahudilerin, Katoliklerin resmi inançtan sapan üyelerine davrandığı gibi davranıyorsun.
Bu üniversite tek doğrunun olduğu ibadethane midir ki, senin görüşünden farklı bir görüş ortaya koyanı hemen aforoz etme hakkını kendinde buluyorsun.
Üniversite, F Tipi cezaevi midir ki, tek tip elbise giymeyeni cezalandırıyorsun.
Elbette her sosyal bilimcinin bir ideoloji olarak Kemalizm'i değerlendirme, eleştirme hakkı vardır. Sosyal bilimcinin görevi sorgulamaktır, düzenin temsilcilerinin görüşlerini aynen tekrarlamak değil...
Bir başka bilimadamı çıkar, bu görüşün doğru olmadığını söyler, tezlerini ileri sürer, ona da herkes saygı gösterir.
Ama bilimsel bir görüşü, karşısında bile olsanız, küfürle susturmaya çalışırsanız "Ortaçağ karanlığına" saplanıp kaldığınızı göstermiş olursunuz. (O ortaçağ karanlığında İspanyol Vittoria'nın rektörü, profesörün ders içeriğine müdahaleye kalkan krala bile meydan okuyordu.)
Bu gelişmeler gösteriyor ki, ülkenin sorunu ceza yasaları ve maddelerinden çok, toplumun bir kısım kanaat önderlerinin çapsızlığı, hoşgörüsüzlüğü ve farklı fikirlere tahammülsüzlüğüdür.
Siz yasaları istediğiniz gibi değiştirin, kafaları değiştiremezseniz, Ortaçağ karanlığından kurtulamazsınız.

YILMAZ ÖZDİL-İZMİR'İN KAVAKLARI ( 21.11.2006)

"Beton Kemal..."
Yobazların, büstleriyle alay etmek için Mustafa Kemal'e taktıkları isim bu.
"Beton Kemal..."
Eskiden, hava karardıktan sonra, gizlice okul bahçelerine girerler, Atatürk büstlerine balyozla saldırıp, kaçarlardı.
Şimdi devir değişti...

***
Hadise, İzmir'de yaşandı.
Ahalisi, makarnaya bulgura kömüre oyunu satmadığı için, oy alamayanların "gavur" dediği İzmir'de.
Bir panel düzenlendi... Konusu, AB.

***
Panelin evsahibi? AKP Gençlik Kolları.
Panelin yöneticisi? AKP Milletvekili.
Panelin izleyicisi? AKP İl Başkanı.
A'dan Z'ye AKP imalatı yani.

***
Konuşmacı? Prof. Dr. Atilla Yayla.
Ne demiş bu profesör?
"Kemalizm ilerlemeden çok, gerilemeye tekabül eder. Niye her yerde bu adamın heykelleri var, diye bize soracaklar..."
Demiş.

***
"Bu adam" dediği, Atatürk.
Neymiş Atatürk? Geriliğin sembolü.

***
İzmir ayağa kalktı tabii...
Çünkü orada Yeni Asır var.
AKP'nin İzmir'deki yöneticileri genellikle İzmirli olmadıkları için, İzmir'i de pek bilmezler ...
"Bu laflar kapalı kapılar ardında söylenir, orada kalır" zannetmiş olabilirler.
Halbuki, dingonun ahırı değil orası.
"Ampul"ün himayesinde söylenen bu lafları, "ampul" gibi manşete koydu Yeni Asır.
Herkesin haberi oluverdi...
Tutuştu tabii AKP'liler.
Diyorlar ki şimdi...
"Biz aslında bu profesörü tanımıyoruz, görüşlerini bilmiyorduk... Bu lafların söyleneceğinden de haberimiz yoktu."
Vah vah...
Haberleri olmadığına göre, demek, "korsan" konuşma yapmış profesör.

***
Ama biz yine de bakalım şöyle...
İzmir'de üniversite var mı? Var.
Bir tane mi? Beş tane...
İkisi, ülkenin en seçkinleri arasında...
Hatta, Avrupa Birliği Bölümü bile var.

***
E güzel kardeşim...
Diyelim ki, inandık... Biz angutuz...
Beş tane üniversitesi olan İzmir'de profesör mü yoktu da, taaa Ankara'dan "aslında tanımadığınız" ve "görüşlerini bilmediğiniz" bir profesörü "özel olarak" getirttiniz?

***
Hayır... Amacım, "bunu da yaptılar" demek değil... O zaten ortada.
Benim canımı acıtan şu...
Nerenin profesörü bu arkadaş?
"Gazi" Üniversitesi'nin...

***
Gazi'nin adını taşıyan bir üniversitenin profesörü, gerici ilan edebiliyorsa Gazi'yi.
YÖK'ün ve Gazi Üniversitesi'nin de söyleyeceği bir kaç laf olmalı diye düşünüyorum.

YILMAZ ÖZDİL/ ÖRNEK Mİ? AL SANA ÖRNEK(25.11. 2006)

Bugünlerde "fikir özgürlüğü" ayaklarıyla Mustafa Kemal'e saldırmak, moda.

***
"İnsan utanır biraz" diyorsun.
"Antidemokrat" ilan ediyorlar.

***
En çok sarıldıkları argüman da şu...
"Her yerde Atatürk'ün ismi var... Stadta, havaalanında, üniversitede... Caddeye bile Atatürk ismi konuluyor. Gelişmiş ülkelerde var mı böyle şey?"

***
Bak sen.
Akılları sıra, Lenin'e Mao'ya falan benzetiyorlar... Türkiye'yi de, Sovyet'e Çin'e.
Dikta yani.
E soralım o halde...

***
ABD'nin başkenti nere kardeş?

***
Kim o Washington?
Portakal mı?

***
Başkent kesmemiş, eyalete koymuşlar Washington'ın ismini, eyalete...
Washington Köprüsü. Washington Caddesi. Washington Üniversitesi. Washington Lisesi. Washington Enstitüsü. Washington Anıtı. Washington Katedrali. Washington Cemiyeti. Washington Meydanı. Washington Gölü. Washington Dağı. Washington Müzesi. Washington Otoyolu. Washington Kütüphanesi. Washington Hastanesi. Washington Hipodromu.

***

Hani dikta?
Sayayım mı daha?

***

Gazetesi var.
Washington Post.
Washington Times.
Basketbol takımı var.
Washington Wizards.
Futbol takımı da var.
Washington Redskins.

***

Parasında var.
Pulunda var.
Yetmedi mi?

***
Washington Locası. Washington Sanat Galerisi. Washington Terminali. Washington Limanı. Washington Parkı. Washington Şarabı. Washington Yat Kulübü. Washington Operası. Washington Denizaltısı. Washington Uçak Gemisi. Washington Bursu. Washington Ormanı. Washington Balesi. Washington Film Festivali.
Washington Oteli de var.
Washington Restoranı da.

***
Çünkü "ahde vefa" diye bir şey var.
A ruhsuz.

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE-KEMALİZM İLERİCİ Mİ GERİCİ Mİ/ ZAMAN GAZETESİ-21/11/2006

"Kemalizm, ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder." diyor Atilla Yayla. "Kemalizm gelişmiş bir ideoloji değildir." diye ekliyor. İzmir'de bir panelde söylediği bu sözlerden dolayı yerel bir gazete Yayla'yı "hain" damgası ile manşetine taşıyor.
"Kemalizm'le ilgili tezime karşı bir tez bekliyorum." diyen bu liberal bilim adamının göreceği karşılık bu olmamalı. Sonuna "izm" eki geldiğine göre bir ideoloji olarak varlık kazanan Kemalizm'in ilerici mi, yoksa gerici mi olduğu nasıl belirlenir? Dinleri, felsefinançları ve ideolojileri gerici-ilerici diye tasnif edebilir miyiz?

Mustafa Kemâl Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, kurumlarının ve prensiplerinin mimarı olarak toplumun hatırasına saygı ve şükran duyduğu bir devlet adamıdır. Neredeyse devlet, bayrak gibi ortak bir değer olarak kabul görmektedir. Buradan çıkacak doğal sonuç, onun adını taşıyan Atatürkçülük, Kemalizm gibi fikirlerin peşinen bir üstünlük taşımayacağı olmalıdır. Zira bütün devirlerde olduğu gibi, farklı, hatta birbirine zıt fikirler toplumda en çok itibar gören değerin veya kişinin kisvesi altında sahneye çıkarlar. Nitekim tedavülde tek bir resmideoloji olmadığı gibi, Atatürkçülük ve Kemalizm fikirleri de farklı farklıdır. Soğuk Savaş'ın "anti-emperyalist" söylemini Kemalizm zanneden sosyalistlerimiz var. Sultan Galiyev ile Mustafa Kemal arasında kurulan benzerlik, yerli bir sosyalizme, hatta rahmetli Ecevit'e ilham kaynağı olmuştu. Pozitivist Kemalistlerimiz hatta, Atatürkçülüğü sadece laiklikten ibaret görenlerimiz var. Aynı fikri, jakoben-militer bir yönetimin meşruiyet gerekçesi olarak kullananlar da mevcut. Atatürk'ün Büyük Millet Meclisi'nin açılışında dua ederken çekilmiş resmini her yere asan dindar Atatürkçüler de var. Kısaca bir tek Kemalizm, bir tek Atatürkçülük yok; muhtelif rivayetler dolaşıyor ortalıkta.

Bu durumu, kullandıkları argümanlar ve muhakeme ile bizi ikna eden iki tarihçi, Mustafa Armağan ve Cemil Koçak benzer nedenlere dayandırıyorlar. Armağan, "Farklı Atatürk portreleri var." (Yeni Şafak) derken, Koçak "Farklı konjonktürlerde farklı Atatürkçülük versiyonları var." hükmünde bulunuyor. Koçak bir siyaset adamından üstelik başarıya ulaşmış bir siyasetçiden bahsettiğimizi vurguluyor: "Herkesin kendine göre içini dolduracağı boş bir kutudan bahsediyoruz. Atatürk'ün aynı konuda (siyasetin gereği olarak) farklı yaklaşımları var." diyor. Nihaolarak şu hükme varıyor: "Aslında Atatürkçülük diye bir şey yok." (Radikal, 13 Kasım 2006) Koçak'ın kastettiği, Atatürk'ün fikirleri ile örtüşen bir Atatürkçülüğün imkânsızlığı. İmkansız olan bir şey geri olabilir mi? "Kemalizm geri bir ideoloji mi?"

Adresimiz, Atatürk değil Atatürkçüler. Bu sorunun cevabını ancak onlardan alabiliriz.

İleriliği-geriliği ölçmek için başvuracağımız kriter, "akıl ve bilim" bir de "medendünya" olmalı.

Medendünya ile, medendünyanın özgürlük-hukuk gibi değerleri ile barışık bir düzen içinde tartışma yürütmek yerine; medencesareti olan liberal bir aydını "hain" olarak mahkûm etmek eğer Kemalizm ise, bu ideoloji "geri" bir ideolojidir.

Farklı fikirlerin özgürce tartışıldığı bir ülke yerine totaliter bir fikrin egemenliğinde herkesin aynı şeye inandığı ve aynı şekilde davrandığı bir toplum idealini savunmak eğer Kemalizm ise, bu ideoloji geri bir ideolojidir.

Olaylar ve düşünceler arasında basit bir sebep-sonuç ilişkisi kuramayan biri, birinci sınıf bir bilim adamına hakaret etme cesaretini Kemalizm'den alıyorsa, bu ideoloji geri bir ideolojidir.

Demokratik değerlerin üstünlüğü yerine, silahlı gücün toplum üzerindeki vesayetini savunmak Kemalizm ise, bu ideoloji elbette "geri" bir ideolojidir.

Yine de, dinlerin, felsefinançların ve ideolojilerin ileri-geri ıskalasına yerleştirilmesi doğru değil. Yorum farkları her zaman bulunur. O zaman soru şu olmalı: "Kemalist ideolojiye müntesip ne kadar gerici var?"

Emin ÇÖLAŞAN /TELEFONDA ATİLLA YAYLA/HÜRRİYET-22.11. 2006

Sevgili okuyucularım, Türkiye Atilla Yayla isimli bir profesörün İzmir'de AKP toplantısında Atatürk için söylediği anlamsız-aşağılayıcı sözlerle çalkalanıyor.

Bu konuya dünkü yazımda ben de değinmiş ve "Atilla Yayla kafası Ankara'da, Gazi Üniversitesi'nde öğrenci yetiştiriyor. AKP toplantılarına bu gibiler boşuna çağrılmıyor" demiştim.

Dün öğlene doğru Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kadri Yamaç bir açıklama yaptı ve bu şahıstan ders verme yetkisinin alındığını bildirdi. Çok doğru bir karardır.

Dün saat 13.00 dolaylarında asistanımız Leyla dahili telefondan arıyor. "Emin Abi Atilla Yayla telefonda. Fakat benimle çok sert ve kırıcı konuştu, biraz da tartıştık. Sizinle görüşmek istiyormuş." Bağlamasını söyledim.

Karşımda avazı çıktığı kadar bağıran bir ses... Aramızda geçen konuşmayı özetleyerek yazıyorum:

- Ben size fikir açısından meydan okuyorum. Sizinle nerede isterseniz Kemalizm'i tartışmak istiyorum. İster televizyonda, ister başka yerde. Karşıma isterseniz 8-10 kişi çıkın. Benim yaptığım şövalyeliktir. Geçin karşıma. Geçin ve kolaysa beni perişan edin.

- Beyefendi bu kadar bağırmanıza gerek yok, biraz sakin olun. Siz Atatürk için o sözleri söylediniz mi, söylemediniz mi?

- Söyledim.

- Daha ne? Ben de yazımda sizi eleştirdim.

- Ben sözünün arkasında duran adamım. Aynen söylediğimi bugünkü (dünkü) Zaman gazetesine de açıkladım. Ben fikir adamıyım. Yazılarımı 15 günde bir Zaman'da yazarım. Ben mücadelemi sürdüreceğim. Bu memlekette ifade özgürlüğü olmayacak mı?

- Bu söylediğiniz Atatürk'e hakaret etmeyi de kapsıyor mu?

- Atatürk tartışılabilir... İfade özgürlüğü bunu gerektirir.

- Gazi Üniversitesi Rektörlüğü, ders verme yetkinizin alındığını açıkladı.

- Bana tebligat henüz gelmedi. Fakat ben mücadelemi sürdüreceğim. Bundan sonra derslerimi gerekirse meydanlarda, spor salonlarında, düğün salonlarında vereceğim. Siz benim çağrıma cevap verin, televizyona çıkalım. Ya da Hürriyet'teki köşenizde bir gün siz yazın, bir gün ben yazayım ve size cevap vereyim!
- Elbette, neden olmasın! Hatta her gün siz yazın... Beyefendi, şu ses tonunuz, şu söyledikleriniz bir üniversite hocasına yakışıyor mu?

***

AKP tarafından düzenlenen panelde Atatürk'ten "Bu adam" diye söz etmeye cüret eden Atilla Yayla belli ki çok kızmış ve ezilmişti! Kendisine iki günden beri çok sayıda küfür mesajı geldiğinden yakınıyordu. Sordum:

- Hep küfür mü geliyor?

- Hayır, öğrencilerimden de övgüler geliyor.

Kendisine bir soru daha sordum:

- Siz Liberal Düşünce Topluluğu isimli bir kuruluşun başındasınız. AB sizin topluluğunuza paralar veriyor. Bugüne kadar AB'den toplam kaç para aldınız?
- Bu sorunun sorulması bile çirkindir. Biz yasal bir kuruluşuz. Cevabını devlete sorun, öğrenin. Her şeyimiz yasaldır.
- Ben size soruyorum. Gizleyecek bir şey yok ki! AB size para veriyor, siz Türkiye'de AB adına konuşup onların sözcülüğünü yapıyorsunuz.
Epey üsteledikten sonra Atilla Yayla rakamı açıkladı:
- İki adet ifade özgürlüğü projesi için AB'den (400 artı 50) 450 bin Euro aldık. Ne var bunda!

***

Çarkın nasıl işlediğini görüyorsunuz. Türkiye'de "kayıtsız şartsız AB teslimiyetçisi" bir iktidar var. İzmir'de AKP'nin toplantısı yapılıyor. Buraya AB'ci Atilla Yayla konuşmacı olarak özellikle çağrılıyor. Kürsüde ipin ucu kaçınca, toplantıya katılan AKP milletvekilleri bile "Bu sözleri kınıyoruz" demek zorunda kalıyor!
Yayla'nın başında olduğu kuruluş AB'den paralar alıyor. Yayla ve benzerleri ülkemizde bir yandan öğrenci yetiştiriyor, öte yanda ise "ifade özgürlüğü" adı altında (Atatürk'ü aşağılamak dahil) AB'nin her alanda ve konuda sözcülüğünü yapıyor!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious