Kemik Kıranın Annesi
01.01.2011 / 00:00
Gördüklerimiz ve duyduklarımız karşısında şok olduk… İnsanlığın, vicdanın sustuğu an bu an. Yıllardır, Filistinli halkı yok eden, coğrafi olarak belli bir alana sıkıştırıp tamamen yok olasıya kadar kasıtlı yerleşim planları dahil her şeyi yapan, üzerlerine ateş yağdıran İsrail'i kınamak için dünyanın sessizliği insanın nutkunu durduruyor.
Dünya liderlerinin yaptığı açıklamalar belli ki, fayda vermiyor. Türkiye'yi nedendir bilinmez ama siyasi alanda sıkıştırmak amacıyla Ermeni soykırımı yaptığı gerekçeyle cezalandırmaya kalkan vicdanlar, bugün neden sessiz. Bir halk ciğerleri yerinden sökülesiyle, bir daha ayağa kalkmayasıya kadar eziliyor, yok ediliyor. ABD'nin temkinli cevapları, sayın dışişleri bakanı Clinton'un daha evvel dediği, "İsrail'in yaptığı yer şeyin arkasındayız, onlara yapılanı bize yapılmış sayarız" ifadeleri bugün hayata geçiriliyor. Anlaşılan ABD de Türkiye ile azalan kredisini bu sayede, zora sokmak, aşağılamak, acı günde yanında olmamak, hakkı takdim etmemek yoluyla tekrar kazanmak istiyor.
Fransa, İtalya, İran operasyonu kınadığını belirtiyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri sayın Ban "şoke oldum" diyor. Sizlere artık ne demeli bilmiyorum. Bosna'da Sırplara diri diri yedirdiğiniz Boşnak eti hala midenizi bulandırmadı mı? Size bir de Filistin kanından yapılma sos mu lazım be hey dili tutuklar. Sayın Ban'ın şok olduğu ilk değil. Tayyip Erdoğan'ın Dawos'ta "siz insan öldürmeyi iyi bilirsiniz" dediği an da yaşanmıştı. Yine dili tutulmuş, "şok oldum" görüntüsü ekranlara defalarca gelmişti.
Ben bu gidişatı hiç ama hiç sevmedim. Bütün bu yaşananlara rağmen vicdanı yaralanmayan, gece uykusu bölünmeyen, "ah adalet" diye diz dövemeyen varsa, oturup düşünmek lazım. Biz bu tip insanlarla her gün, her yerde, her zaman karşılaşıyoruz. Pazarda mallarını alıyor, ürettikleri teknolojiden yaralanıyor, "belki ıslah olmuşlardır" düşüncesiyle el uzatıyor tebessüm ediyoruz.
Bunlar Peygamber taşlayan, en temiz ruhu, en nadide kulu yakan, ona işkenceden işkence beğenen bir geçmişten geliyor. Yüzleri kararmış, ruhları demir ökçelerle çiğnenmiş bir nesil yetiştirdiler. Taş atan bir çocuğa kol kırmayla cevap veren bir nesil yetiştirdiler. Bu insanlara "senin hiç mi vicdanın sızlamıyor?", "yahu bu ne yaman adaletsizliktir?" diye sorman deli saçmasından başka bir şey değildir. Çünkü ruhunu şeytana satmışların imandan ve vicdandan bahsetmesi mümkün değil. Buna Allah'ın elinden başka el koyacak başka bir güç yok. Dua edelim Allah daha fazla ertelemesin.
Ben devletime "daha ne duruyorsun, git savaş" diyemem ama dikkate alınması gereken bir durum var. İsrail daha evvelki saldırılarını bir kötü nefer yüzünden başlatmıştı. Filistin'in altını üstüne çevirmiş, "erimi geri verin" demişti. Biz suçsuz, amacı insanlığa hizmet etmek olan bu insanlara yapılana nasıl bir tepki vereceğiz düşünülmeli. Can kayıplarının belli bir kesimi Türk. Türkiye ilk olarak diplomatik cevaplar verdi. Benim fazla hararetli oluşumdan mıdır, yoksa geleneksel milli hislerimden midir bilmem ama "İsrail'in ümüğünün sıkılma vakti çoktan gelmiştir" diye düşünüyorum. İsrail daha ne kadar bu coğrafyanın insanlarına savaşı öğretecek? Bu sorumsuz, elindeki gücü kontrolsüz ve düşmanlık, acı için kullanan devlet unutmaya çalıştığımız savaşı yeniden bize öğretiyor. Gücümüzü, paramızı ve dikkatimizi ekonomiye, sanata ve bilime harcamayı planlarken savaşa, silaha ve güvenliğe harcamamıza sebep oluyor. Kitaplarımız savaş stratejileri, hikayelerimiz öç almalar, dizilerimiz siyasi entrikalar, özdeyişlerimiz lanetleri dile getirmeye başlıyor.
Daha dün televizyonlarda İsrail'in Güney Afrikalı ırkçılarla nükleer silah konusunda ilişkileri olduğu belirtilmişti. ABD ve diğer nükleer silah sahipleri "başta biz olmak üzere, İsrail de sorumlu bir devlet. Elindeki silahı sorumsuzca kullanacak bir devlet değildir. Bu nedenle tehlike arz etmez" demişlerdi. İsrail'in bu yaptıkları bir devlet sorumluluğu taşıyan davranışlar mı? Görünen o ki, dünyaya adalet dağıtanlar bu gidişattan pirim alıyorlar. Öyle olmasa gözle görüneni açıklamak zorunda kalmayız.
Bütün bu yaşananlar karşısında hala adil ve barışçıl yol arıyorum. Ben eli kanlı biri değilim. Çünkü ben kan emici değilim. Çünkü ben insan etinin tadını bilmem. Çünkü ben ırzına geçilmiş bir kadının çığlıklarıyla hiç kahkaha atmadım. Çünkü ben bir çocuğu tek kurşunla öldürme talimi hiç almadım. ÇÜNKÜ BEN PEYGAMBERE TAŞ ATMADIM, ÇÜNKÜ BEN ONU ATEŞLERDE PİŞİRMEDİM. Lanet olsun taşıdığınız iki göze, lanet olsun acıyı görüp de sızlamayan ciğerinize… Çocuk çığlıklarından analarınızın kulakları delinsin, "çocuklarımıza neden barış ninnisi yerine savaş şarkısı söyledik" diye başlarını duvarlara vursunlar… Vursunlar da artık böyle evlatlar yetişmesin.
İnsanlık bu annelerin doğurdukları insanları içine düştükleri bu hastalıklı durumdan kurtarmak için nasıl rehabilite eder bilemiyorum. Eski Hıristiyanların yaptıkları gibi "bunların ruhuna şeytan girmiş" deyip ateşlere mi atmalı? Çarmıha mı germeli? Fakat olması gereken bir şey varsa, insanlık artık suç işlememeli, yavrular ağlamamalı, gözyaşları dökülmemeli. Allah'ım sen Musa'nın çocuklarını ıslah eyle… "Kahret" diyemem, çünkü peygamberimiz kimsenin başka birisi hakkında ne suçla olursa olsun kahrını istemiyor.

































