Kenan Evren ismi değiştirilmeli mi?

Kenan Evren ismi değiştirilmeli mi?.14273
  • Giriş : 12.03.2009 / 11:20:00

Kenan Evren’in adını her yerden silmeli miyiz?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Kenan Evren'i silersek...

Sağlık durumu iyi, diyorlar.
Endişeye mahal yokmuş.
Geçmiş olsun!..
O halde gelelim asıl mevzuya:
Kenan Evren'in adını her yerden silmeli miyiz?
***
İlk çıkış, Evren'e epeydir ev sahipliği yapan İzmir'den gelmiş...
İl Genel Meclisi, cesur bir ses vermişti.
Yankısı dalga dalga yayılıyor.
Mahkemelere başvuranlar mı, dersiniz...
Kampanya başlatanlar mı...
Her yerden destek haberleri geliyor.
Ama kime?
Ama neye?
Diyelim ki, okullardan Evren adını kazıdık.
Hastanelerden de...
Cadde ve sokaklardan, park ve bahçelerden de...
Hafızalarımızdan da izlerini silebilecek miyiz, '12 Eylül'ün?
Unutabilecek miyiz, her şeyi?
Sanki hiç yaşanmamış gibi...
Ve bu iyi mi gelecek, bize?
İyi hissettirecek mi?
***
Darbelerle yüzleşelim.
12 Eylül'ün hesabını da soralım.
Her nasıl sorulacaksa...
Lakin...
Kenan Evren'in adını silerek başlarsak, eğer...
Bir daha nerede duracağımız hiç belli olmaz.
Cadde cadde, sokak sokak...
Okul, hastane demeden...
Hatta park ve bahçe...
Bir de bakmışız ki; silbaştan yazmaya başlamışız, bütün levhaları.
Herkes kendi meşrebine, kendi mezhebine uyanı seçmiş.
Uymayanlar da kazınmış bütün defterlerden.
Alın, DTP'li belediyenin
Batman'da yaptığı...
Sabık Cumhurbaşkanı Sezer'in ismini sildiler.
O bulvara, 'Zilan' adını verdiler.
İster bir kadın teröristin adı...
İster şeyh, ister aşiret ismi olsun.
Ne fark eder ki!..
Bu yol açıldı mı bir kere...
Bugün sana gelen, yarın da bana uğrar.
Yap-boz tahtasına döner memleket.
Buna değer mi?
***
Evet, darbeci zihniyeti saklandığı her yerden kazıyalım.
Evet, bir büyük kampanya başlatalım.
Yapanın yanına kâr bırakmayalım.
Hatta her kim ki, aklından bile geçirsin...
Demokrasiye karşı suçların en büyüğünü.
Bu utançla yaşamaya mahkûm olsun.
Sokağa da, insan içine de çıkamaz hale gelsin.
Unutturamasın adını, kalabalıkta kaybolup gidemesin.
O tabelalar, fener olup yüzlerine vursun, her sefer.
***
Ama...
Sokaktan, caddeden, okuldan isim kazımaya kalkarsak...
Kendimizden kurtulmuş olur muyuz?
Kimi asimile ediyoruz sonra...
Ne fayda!
Bizim kendi mazimiz bu; kendi demokrasi kültürümüz...
Sevabıyla, günahıyla bizim.
Derim ki:
Yok sayarak değil...
Ders alarak okuyalım o isimleri.
27 Mayıs, bizim tarihimizdir.
Kitaplar, böyle yazsın.
12 Mart da, 12 Eylül de...
28 Şubat da, 27 Nisan da öyle!
Sezer'i uzatmalarda bile, biz tuttuk Çankaya'da.
Demirel de bizim cumhurbaşkanımız, değil miydi?
***
Önce, kendimizle yüzleşmeliyiz!
Kendi demokratlığımızla.
İçimizdeki darbecilerin, bari isimleri orada, burada dursun da...
Baktıkça, utandığımızı görelim.
Baktıkça, 'biz neymişiz' diyelim.
O isimleri yaşatalım, mutlaka...
Bir ibret vesikası olarak yaşatalım ki...
Baktıkça darbenin ne olduğunu hatırlayalım.
***
Kayıtları silmek kurtuluş getirseydi eğer...
Düşünün, kimler Ergenekon soruşturmasından kurtulmuş olurdu, kimler...
Ama çare değil, gördük işte.
Bu bahiste, son sözüm şudur:
Bazen unutmaya çalışmaktansa, hatırda tutmak evladır.

Aldanmak şifadır ama işgüzarlık değil
Gürültüsü öyle büyük çıktı ki...
Birkaç kelam etmek, bana da şart oldu.
TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi'nin uğradığı sansür...
Öyle geçiştirilecek gibi değil.
İki sebeple...
Birincisi, Tevfik Fikret'i yad etme fırsatı çıkardı, karşımıza.
İkincisi, Haluk'un 'aydınlanma' trajedisini hatırlattı, bana.
***
Evvela, hükmümüzü verelim:
Darwin'in sansürlenmesi, su götürmez bir işgüzarlıktır.
Hem de TÜBİTAK bünyesinde...
Hem de onun popüler bilim dergisinde...
Başka ne söylense boş, artık.
Yazık oldu, o derginin bin bir emekle biriktirdiği ışık halesine.
Hem de çok yazık...
Böyle bir tartışmanın parçası, olmamalıydı.
***
O halde şimdi...
İlim geleneğimize uyup, bu şerden de bir hayır çıkarabiliriz.
Başlamak için şunu da yazalım bir kenara:
Ne evrim teorisi, imana konu bir dogmadır.
Ki, son tahlilde ikna olursunuz ya da olmazsınız...
Ne de, yaratılışın 'akıllı tasarım'ı, bilimsel bir teori.
Ki, son elde inanırsınız ya da inanmazsınız.
Ama ikisini karşılaştırmak, bir felakettir.
Aynı mindere çıkarmak, cinayete eşdeğer.
***
Hayatın başlangıcı ve sonunu arıyorsak eğer...
Neden ve nasıl olduğumuzu...
Pozitif bilim, sorularımıza cevap arayabilir.
Ama, amaç ve anlamsa eğer...
Boşuna!
İçimizdeki muammayı nasıl çözebilir?
İşte o zaman, bulacağımız tek sığınaktır, iman!
Biri, merakımızdır. Zekâmızın tatmin arayışı...
Diğeri, çölde susuzluğumuzu giderecek bir vaha.
Gün olur, hepimiz birer Tevfik oluruz...
Ağzımızdan aynı cümle dökülür:
''İnan Haluk, ezeli bir şifadır, aldanmak!''
***
Hazin bir hikâyedir.
Geçen yüzyılın başlarında...
Tevfik Fikret, oğlu Haluk'u daha 14 yaşında ta İskoçya'ya gönderir.
Elektrik mühendisliği okusun diye...
İşte Tevfik Fikret'in oğluna nasihati:
''Sen bu menhelde kalma; sıçra, atıl
Bir ziya kervanı bul ve katıl.
....
Ne bulursan bırakma:
San'at, fen
....
Hepsi lazım bu yurda,
hepsi müfid
...
Bize bol bol ziya
kucakla getir!...''
***
Batı'nın bilim ve
tekniğini almaya giden bir promete'dir, Haluk.
Gökten ateşi çalıp, milletinin hizmetine sunacak biri.
Sonuç:
Memleketine bir daha da dönmez. Gidiş, o gidiş...
İskoçya'da Hıristiyanlığı seçer. ABD'de bir presbiteryan rahibi olarak ölür.
Babasının şiirlerini okuyup anlayamayacak kadar Türkçe'yi de unutmuştur.
Diyorum ki:
Bilim ve teknik, insanlığın
ortak malı da...
Sakın irfanımız, Haluk gibi uyruk değiştirmesin.
Tevfik, diyor ya: ''İrfanım, tebdil-i tabiiyet etmiştir'' diye.
Böyle olmasın sonumuz,
yeter ki...

Radikal

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*