Kendi tarzını oluşturan kadına saygı duyarım

  • Giriş : 10.12.2006 / 00:00:00

Cemil İpekçi, Türkiye’de moda ya da tasarımcı denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biri.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Tasarımları ve imza attığı projelerle her zaman gündemde olmayı başaran İpekçi, doğal ve farklı bakış açısıyla oluşturduğu çizgisini sürekli koruyor. Geleneksel motifleri, modern çizgilerle birleştiren İpekçi, bununla ‘var olduğu kültürü’ dünyaya duyurmaya amaçladığını söylüyor. Batı hayranlığının en fazla giyim ve modada görüldüğünden yakınan İpekçi, bu nedenle ilginç bir tespitte bulunuyor: “Türk kadını, moda diye baklava üstü bal gibi giyiniyor. Hiçbir tasarımcının bir şey yarattığına inanmıyorum. Modacı yaratmaz, sadece yaratılanı taklit eder.

” 59 yaşındaki Cemil İpekçi’yle, modayı ve yaşam felsefesini konuştuk.

Siz kendinize modacı yerine tasarımcı denilmesini tercih ediyorsunuz. Bu ikisi arasındaki fark nedir?

Moda bir sektör biliyorsunuz. Moda sektörünün içinde çalışan herkes modacıdır. Yani modacıdan farklı olarak tasarımcı yeni şeyler üretiyor. Moda sektörü de bunu kullanıyor. Bu nedenle modacı kelimesini kullanmak çok yanlış. Doğru olan ‘giysi tasarımcısı’ kavramını kullanmak. Siz elbisenin formatını yapıyorsunuz. Ama o elbisenin kumaşını, düğmesini de başkaları yapıyor. Bu nedenle biz sadece giysinin tasarımcısıyız. Tanzimat döneminde Fransızcayla birlikte gelmiş bu tür cümle kalıpları. Mesela etnik giysilerimiz bizim modaya göre değişmez. Giysinin sanatsal değeri modadan çok daha önemlidir. Moda çünkü size her an değişimi getirir. Ama Avrupa 16. yüzyıldan beri bu kültüre âşina. Biz hep taklitçi olduk. Yıllarca 2 makine alıp atölye açarak mecmuadan bakarak elbiseler hazırlandı. Tasarımcılık kavramı Türkiye’de daha anlaşılmış değil.

Türk kadını nasıl giyiniyor?

Türk kadını bana göre baklava üstü bal gibi giyiniyor. Nasıl baklavanın üstüne bal koyarsanız içinizi bayıltır; Türk kadınının giyimi de aynen öyle. Çünkü modayı çok fazla takip etmek istiyor. Batı kadını modayı bu kadar takip etmiyor. Batı’da çok belirli bir kesim modayı yakından takip eder. Batı halkının böyle bir derdi yok. Batılı kadın daha çok kendine ne yakışırsa onu giyiyor. Bizim kadınımız ise kendine yakışanı giymiyor. Bir şeyi alırken aynaya bakarak bu bana yakışır mı yakışmaz mı diye bakmıyor. Modaysa alıyor. Son günlerde çıkan kısa taytlar da bu konuya iyi bir örnek teşkil ediyor. Sokaklarda küçük sosisler gibi dolaşıyorlar. Çünkü Türk kadının bacak boyu, onu giymeye müsait değil. İnsanın kendine göre giyinmesi çok önemli. Fiziğine göre, kendisine göre giyinmeli. Kadınlar kendi aralarında çok farklılaşıyor. Bazen öyle kadınlar geliyor ki... Ona işlemeli elbise giydirsen lambanın üzerine tüy takmış gibi olursunuz. Öncelikle kadın nasıl biri olduğuna karar verecek. Kadın, işiyle fiziğiyle ve en önemlisi kendi yapısıyla giyeceği tarzı oturtabilmeli. Ayrıca bizim kadınlarımızın bedenleri geniş ve bacak boyu kısa. Bu nedenle Batı’nın çıkardığı kıyafetler bize uygun olmuyor. Üstelik üzerlerinde taşıdıkları her şeyi modaya uygun yapmaya çalışıyorlar. Kendilerini ifade eden hiçbir şey kullanmıyorlar.

Bu durumda kendini bilen ve sizin kriterlerinize göre güzel olan kadın nasıldır?

Beynini giydiren kadına çok saygım var. Ve bu kadın bana göre gerçek güzellik taşıyor. Bu kadın ne giyerse giysin hoş duruyor. Konuşmaya başladığında üzerindeki basma da olsa ipeğe dönüşür. Bana göre beyni giydirilmemiş bir kadın ne giyerse giysin bir anlam ifade etmez.

Figürlerinizde, tasarımlarınızda çok fazla Osmanlı’dan esinlendiğinizi biliyoruz. Nedir sizin için Osmanlı’yı bu kadar özel kılan şey?

Osmanlı, muazzam bir kültür. Çok zengin ve etkileyici. Biz kendi köklerimize inmediğimiz sürece dünyada söz sahibi olamayız. Avrupa kendi köklerine iniyor. Daha bir tane Batı’yı taklit edip de başarılı olabilen tasarımcımız yok. Ama ben bunları düşünemediğim zamanlarda bile Osmanlı’ya hayranlık duyuyordum. Çocukken ninemin dizlerinin dibinde hep yaşadığı dönemi sorardım. ‘Kapalı Çarşı’ya inerken şemsiyen, güneşliğin nasıldı?’ falan diye sorar, merak ederdim.

Kamu alanında çalışan birçok kişi için sizin tasarımlarınızı giymek bir hayalken, şimdi postacılar başta olmak üzere binlerce kişi Cemil İpekçi’nin ürünlerini giyiyor. Neler hissediyorsunuz?

Çok mutlu oluyorum. Rabb’imin bana verdiği en büyük nimet olarak görüyorum. Ben buranın tasarımcısıyım. Tasarımlarımı Oscar alan bir film artisti giyseydi beni bir postacı kadar mutlu edemezdi. Bunu Rabb’imin en büyük armağanı olarak görüyorum. Mesela Bodrum’da eve bir postacı geldi. “Çok üzgünüm. 6 ay sonra emekli olacağım. Bunu sadece bu kadar giyeceğime çok üzülüyorum.” diyerek ağladı. O kadar mutlu oldum ki... Benim modelimi kim giyse bu kadar mutlu olabilirdim ki.

Türkiye’de modacı denildiğinde ilk akla gelen isimlerden birisiniz. Bu sizi mutlu ediyor mu?

Türkiye’nin ilk tasarımcısıyım. O dönemde herkes bana çok güldü. Ben pazenlerden, basmadan ve şile bezinden modeller yapıyordum. Başta Nişantaşılı olan ailem ‘Bunları kim giyecek?’ dediler. Hâlbuki 3 sene sonra hepsi onları giyiyordu. Birçok talebe yetiştirdim. Allah’tan ben Türkiye’nin kendi değerlerine sahip çıktığı bir döneme denk geldim. Bugün Türkiye büyük bir savaş veriyor. Ve ben bunu doğum sancısına benzetiyorum. Türkiye kendi kendini doğuruyor. Kimliklerimiz tekrar kendini buluyor. Ben bir Osmanlı’yım. Mecbur değiliz Batılı olmaya. Yıllarca ‘çağdaş’ kelimesinin yerine ‘Batılı’ olmayı kullandık. Halbuki çağdaşlıkla Batılılık çok farklı kavramlar.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious