Keşke tüm partiler bölgede Güneydoğu'da güçlü olsa!

Keşke tüm partiler bölgede  Güneydoğu'da güçlü olsa!.11122
  • Giriş : 27.06.2007 / 22:22:00
  • Güncelleme : 27.06.2007 / 22:30:07

Erdoğan son günlerde Doğu ve Güneydoğu illerine yaptığı geziler sırasında gazetecilere şunları söylemiş:

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan son günlerde Doğu ve Güneydoğu illerine yaptığı geziler sırasında gazetecilere şunları söylemiş: "Partilerin Türkiye'nin tümünde var olması, herkesi kucaklayan politikalar izlemesi gerekir.

AK Parti dışında böyle olduğunu düşünmüyorum. Keşke diğer partiler de bölgede (Doğu ve Güneydoğu'da) güçlü olsa..." Başbakan'ın değindiği bu konunun büyük önem taşıdığını; ama kamuoyunda ne yazık ki yeterince üstünde durulmadığını düşünüyorum. AK Parti Ankara adayı olarak bir süredir sürdürdüğüm çalışmalar sırasında gittiğim yerlerde ve medya görüşmelerinde şunu vurguluyorum: Önümüzdeki hayati görevlerden biri Türkiye'nin bütünlüğünün korunması. AK Parti, mevcut siyasi partiler arasında, bu bütünlüğün en büyük siyasi teminatı. Çünkü AK Parti, Türkiye'nin her bölgesinden güçlü bir şekilde oy alabilen tek parti. Keşke en az bir parti daha ülkenin bütün bölgelerinden güçlü bir şekilde oy alabilse. Böylelikle, AK Parti'nin oylarında bir miktar eksilme pahasına bile olsa, Türkiye'nin bütünlüğü için ilave bir güvenceye daha kavuşmuş olurduk. Bir ülke bölünürken önce siyaset parçalanıyor. Değişik etnik kökene veya mezhebe sahip insanlar, sadece kendi kimliklerinin temsilcisi olarak gördükleri partilere oy veriyor. Ülkenin tüm bölgelerinden oy alabilen ve bütün ülkeyi temsil edebilecek bir parti kalmıyor. Ardından o ülke parçalanıyor.

Partiler kuşatıcı politikalar üretmeli

1990'larda bunu Yugoslavya'da izledik. Sırplar sadece Sırp partilerine oy veriyordu. Hırvatlar, Boşnaklar, Slovenler ve diğerleri de aynen öyle yapıyordu. 1990'ların başında başbakanlığa gelen Ante Markoviç, ülke ekonomisini başarıyla yönetti. Azgın enflasyon aylık %70'lerden %2'lere indi, paradan sıfırlar atıldı, kapsamlı bir özelleştirme programı başladı. Bu başarılardan da cesaret alan Markoviç, etnik kimlikleri aşan ve tüm Yugoslavları kucaklamak isteyen bir parti kurdu. Ama seçimlerde ağır bir yenilgi aldı. Markoviç başarılı olabilseydi, Yugoslavya'nın kaderi muhakkak ki farklı olacaktı. O sırada kazanmış gibi görünenlerin başında, aslında milliyetçi olmadığı bilinen eski solcu Miloşeviç vardı. Gözünü iktidar hırsı bürümüş Miloşeviç birden "ulusalcı" olmuştu; "tüm solu birleştirdiğini" söylüyor, bir taraftan da etnik Sırp milliyetçiliğini sonuna kadar tahrik ediyordu.

O günlerde Yugoslav gazetecileri acı şakalar yapıyordu: Ülkede nüfus sayımına gerek yoktu ve seçim sonuçları her etnik grubun sayısını göstermek için yeterliydi! Parçalanmış siyasetin arkasından, Yugoslavya'nın kanlı bir şekilde dağılması geldi. Şu sıralarda Irak'ta da siyaset benzer bir parçalanmayı yaşıyor. Kürtler, Şiî Araplar ve Sünnî Araplar sadece kendi partilerine oy veriyorlar. Türkmenlerin bir bölümü Türkmen partilerine oy verirken, Şia kimliğini daha baskın hisseden Türkmenler Şiî partilere oy veriyor. Neticede Irak'ta şimdi, tamamen etnik kimliklere ve mezhep aidiyetlerine bağlı bir şekilde siyasi parçalanma tamamlanmış görünüyor. Ülke artık sadece dış güçler tarafından bir arada tutulabiliyor. Hemen herkesin kabul ettiği gibi, fiilî parçalanma sadece bir zaman meselesi.

Bu örneklerin açıkça gösterdiği şu ki, Türkiye'nin bütünlüğünü sadece sözde değil; fakat gerçekten korumak isteyen tüm partilerin, ülkenin her bölgesinden; fakat o arada Doğu ve Güneydoğu'dan güçlü bir şekilde oy alabilecek politikalar izlemesi gerekiyor. Ülkenin her kesiminden ve her bölgesinden oy alamayan bir partinin, uzun vadede ülkenin bütünlüğünü koruyabilmek için gerekli siyasi liderliği taşıyabilmesi mümkün değil. Bu noktada en büyük sorumluluk, ikinci büyük parti ve sosyal demokrat olduğunu iddia eden CHP'ye düşüyor. Ama Deniz Baykal yönetimindeki CHP, bu büyük sorumluluğu omuzlayabilecek durumda değil. 2002 seçimlerinde %19 oy alan CHP'nin en düşük destek aldığı iki bölge, Doğu ve Güneydoğu Anadolu. Özellikle Kürt kökenli seçmenlerin yoğun olduğu illerde partinin oyunun %5-%9 arasında değiştiği görülüyor. Yaklaşan 2007 seçimlerinde CHP'nin o bölgelerdeki oy desteği muhtemelen daha da düşecek. Mevcut oy yapısıyla CHP'nin, iktidara gelse bile, ülkenin bütünlüğü için gerekli liderliği uzun vadede sürdürebilmesi mümkün değil. Aynı şeyler, üçüncü parti gibi görünen MHP için de geçerli.

İspanya'daki sosyal demokrat parti PSOE, bu açıdan önemli bir örnek olarak görülebilir. Tamamen benzer düşüncelerle hareket eden İspanyol sosyal demokratları, ülkenin birliğini güçlendirmek amacıyla, özellikle Bask ve Katalon azınlıkların yaşadığı bölgelerde partilerinin güçlü bir şekilde var olmasına her zaman büyük önem verdiler. Felipe Gonzales liderliğindeki kuruluş döneminden itibaren hem parti teşkilatlarının Katalonya ve Bask vilayetlerinde etkili bir şekilde inşa edilmesine hem de o bölgelerdeki seçmenlerden kuvvetli bir şekilde oy alınmasını sağlayacak politikalar izlenmesine gayret ettiler. Bunun neticesinde o bölgelerde İspanyol sosyal demokrat partisi en güçlü milli parti durumuna geldi. Gonzales'in kendi ülkesi İspanya'da kazandığı siyasi başarılar, onu Avrupa ölçeğinde ve hak edilmiş bir şöhrete kavuşturmuştu. Deniz Baykal da bir ara, kendisinin Gonzales'e benzetilmesinden hoşlanıyor, buna açıkça özeniyordu.

İspanya örneği...

Ama Gonzales'e o başarıları getiren siyasetlerin ne olduğuyla pek ilgilenmedi. Bugün Türkiye hâlâ, ülkenin demokrasi ve iktisadi gelişme mücadelesini, bunlara en çok ihtiyacı olan Doğu'nun çileli insanlarının mücadelesiyle birleştirebilecek bir sosyal demokrat partiyi bekliyor.

Bugün Türkiye'de ülkenin her bölgesinden güçlü bir şekilde oy almayı başarabilen tek parti AK Parti. 2002 genel seçimlerinde %34 oy alan AKP'nin ülkenin yedi bölgesinde elde ettiği oy oranları şöyle (1): İç Anadolu % 44, Karadeniz % 40, Marmara % 37, Doğu Anadolu % 33, Güneydoğu % 30, Ege % 25, Akdeniz% 24. Özellikle burada incelediğimiz konu açısından, AK Parti'nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde oy ortalamasının Türkiye genelindeki oy ortalaması civarında olduğuna dikkat edilmeli. 22 Temmuz seçimlerinde de bu oy dengesinin pek değişmeyeceği görülüyor. Başbakan Erdoğan'ın geçtiğimiz günlerde Doğu illerinde yaptığı toplantıların bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdiğini düşünüyorum. Bir başka deyişle, şimdi Türkiye'de siyasetin tamamen parçalanmış olmasının önünde elimizde bulunan tek engel, AK Parti. Eğer bir gün AK Parti de Türkiye'nin her yöresinden oy alabilme özelliğini kaybederse, Doğu ve Güneydoğu'da yaşayanlar büyük ölçüde sadece etnik kimlik partilerine oy verir duruma gelirlerse, işte o zaman herkesin derinden endişe etmeye başlaması gerekecek. Çünkü, şunu herkes iyi bilmeli ki, siyaseti parçalanmış bir ülkeyi kuvvet yoluyla uzun süre bir arada tutmak mümkün değil.

(1)- Erol Tuncer, "seçim 2002, Sayısal ve Siyasal Değerlendirme", TESAV Yayınları, 2003.

HALUK ÖZDALGA

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious