Kılıç: Davalarla ilgili girişimler üzüntüyle takip ediliyor

Kılıç: Davalarla ilgili girişimler üzüntüyle takip ediliyor.10589
  • Giriş : 26.04.2008 / 03:35:00
  • Güncelleme : 26.04.2008 / 00:15:07

Haşim Kılıç Anayasa Mahkemesi'nin 46. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törende konuştu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, ''Anayasa Mahkemesi'ne intikal etmiş davalarla ilgili olarak, gerek ulusal gerekse uluslararası çevrelerce mahkemeyi yönlendirme, etkileme ve baskı altında tutma girişimlerinin büyük bir üzüntüyle takip edildiğini'' söyledi.

Anayasa Mahkemesi'nin 46. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Sayıştay Başkanı Mehmet Damar, Ankara Valisi Kemal Önal, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok ile çok sayıda davetli katıldı.

Başkan Kılıç ve Başkanvekili Osman Alifeyyaz Paksüt, konukları salonun girişinde karşıladı.

Törenin açılışında konuşan Kılıç, Türk toplumunun demokrasiyi tüm siyasal eylemleriyle birlikte yaşadığını, sosyal barışın vazgeçilmezinin laiklik olduğunu gördüğünü, her şeyden önemlisi tüm bireysel, toplumsal ve siyasal taleplerin bir özgürlük sorunu olduğuna yönelik kültürü geliştiğine tanıklık ettiğini söyledi.

Bu hızlı dönüşüm içinde geleneksel, ideolojik ve metafizik bağlarından kopan toplumda, bireylerin kimlik arayışlarının ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğunu anlatan Kılıç, dönüşümün hızla siyasal yapıyı da etkilediğini ve onu zorladığını ifade etti.

Kılıç, konuşmasına şöyle devam etti:

''150 yıllık çağdaş uygarlık mücadelemiz toplumsal dönüşümün ancak ve ancak çağdaş batılı değerler paralelinde, tek meşruiyet kaynağı özgürlükler olan demokratik, laik ve sosyal hukuk devletine ulaşılmasıyla ileri bir düzeye taşınabileceğini göstermektedir. Demokratikleşerek özgürlükçü bir düzene doğru gitmediği sürece siyasal yapının toplumsal dönüşüme cevap verebilmesi olanaksızdır. İç barış, toplumun yalnızca demokratik kültüre sahip olmasıyla değil, siyasetin ve bürokrasinin demokratik bir kültürü içselleştirmesiyle sağlanabilir.''

-HUKUK-SİYASET İLİŞKİSİ-

Haşim Kılıç, son bir yıldır Türkiye'de hukuk ve siyaset ilişkisinin yoğunlaştığı ve hassas bir boyut kazandığının herkesin malumu olduğunu belirterek, özellikle Anayasa Mahkemesine intikal eden bazı davaların doğası gereği siyasal nitelikli olmalarının yoğun tartışmaları da beraberinde getirdiğini kaydetti.

Kılıç, şöyle konuştu:

''Mahkeme kararları elbette tartışılabilir ve eleştirilebilir. Demokratik hukuk devletinde bunun aksi düşünülemez. Yargı kararlarının eleştirilmediği yerde yargının kendisini yenilemesi ve geliştirmesi mümkün değildir. Ancak yargı kararlarının eleştirilebilmesi onların bağlayıcılığını ortadan kaldırmamaktadır. Kurumlar ve kişiler şu ya da bu sebeple mahkeme kararlarını beğenmeyebilirler, ancak anayasal yetki kullanılarak verilen kararların yerine getirilmemesi veya savsaklanması hukuk devletinde düşünülemez.

Diğer yandan, devlet organları arasındaki ilişkiler konusunda bilgi kirliliği ve kavram karışıklığı, anayasal bir ilke olan kuvvetler ayrılığının tam olarak anlaşılamamasından kaynaklanmaktadır. Anayasal devletin temel niteliklerinden biri olan kuvvetler ayrılığının amacı, iktidarın tek elde toplanması sonucu temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesini engellemektir. Bu nedenle kuvvetler ayrılığı ilkesi devlet egemenliğinin üç unsuru olan yasama, yürütme ve yargının farklı organlara verilmesini zorunlu kılmaktadır.''
Anayasa'nın başlangıç bölümünde kuvvetler ayrımının, ''devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve iş birliği'' olarak tanımlandığını kaydeden Kılıç, bu iş bölümü ve işbirliğinin şartlarının da Anayasa'da belirlendiğini söyledi.

''Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz'' hükmünü içeren Anayasa'da her bir devlet organının yetki ve görevlerinin açıkça belirtildiğini vurgulayan Kılıç, ''Bu durum karşısında tüm kurumlar güçler ayrılığına tam bağlılık içinde görevlerini yerine getirdikleri sürece her türlü sorunun çözümünün zor olmayacağı açıktır'' diye konuştu.

-''YARGI MUTLAK TARAFSIZ OLMALIDIR''-

Yasama, yürütme ve yargı organlarının hareket alanlarını genişletme çabalarının güçler arası çatışmanın en belirgin sebebi olduğunu belirten Kılıç, ''Söz konusu güçler kaynağını Anayasa'dan olmadığı bir yetkiyi üstünlük kurmak için kullandığı sürece bu çatışma devam edecektir'' dedi.

Hukukun üstünlüğünün yargıcın üstünlüğü anlamına gelmeyeceğini ifade eden Kılıç, Anayasa'nın ve yasaların bağlayıcılığının vatandaşlardan önce devlet organları ve yargı mercileri için geçerli olduğunu vurguladı.

Kılıç, Anayasa'nın bağlayıcılığının düzenlendiği 11. maddede bağlayıcılık sıralamasında yargı organlarının bireylerden önce sayılmasının anlamsız olmadığını kaydetti.

''Yargı belirli bir dereceye kadar değil mutlak anlamda tarafsız olmak zorundadır'' diyen Kılıç, belirli bir noktadan sonra tarafsızlığını yitiren yargıcın, o noktadan itibaren artık yargıç olmayacağını ifade etti. Haşim Kılıç, ''tarafsızlığın olmadığı yerde adaletin de olmayacağı'' belirterek, ''Yargıç kendisini anayasa ve yasalarla verilmiş görevler dışında misyon üstlenemez. Unutulmamalıdır ki, hukukun dışına çıkmakla korunabilecek bir sistem esasen korunmaya değer değildir'' diye konuştu.

-''AĞIR BİR SALDIRI''-

Mahkemelerin adalet dağıtan kurumlar, adaletin ise toplum ve devlet hayatının en temel değeri olduğunu söyleyen Kılıç, şunları kaydetti:

''Adalet mülkün temelidir sözü bu anlamda sadece adliye saraylarına değil her yargıcın vicdanına kazınmalıdır. Unutmayalım ki, adalete güvenin zedelendiği bir yerde toplumsal ve siyasal bağların çözülmesi kolaylaşır. Millet adına kullanılan yargı yetkisinin adalet duygularını tatmin edebilmesi için kararların irdelenmesi, eleştirilmesi ve tartışılması gerekir.

Kurumsal özeleştiri, yapılan görevin ve sorumluluğun doğal sonucu olup anayasal organlar bu özeleştiri yapabilme cesaretini gösterebilmelidir. Ancak yargı kararlarının eleştirilmesi hakarete ve güven zedelemeye dönüştüğünde kurumsal ve toplumsal barışın bozulması kaçınılmazdır.

Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi'ne intikal etmiş davalarla ilgili olarak gerek ulusal gerekse uluslararası çevrelerce mahkemeyi yönlendirme, etkileme ve baskı altında tutma girişimleri büyük bir üzüntüyle takip edilmektedir.

Mahkeme üyelerinin verdikleri oylar gözetilerek görsel ve yazılı basında hangi cumhurbaşkanının kimi seçtiği ve nasıl oy kullandıkları biçimindeki kategorik değerlendirmeler, yargıçların kendilerini koruma içgüdülerini harekete geçirerek vicdani kanaatlerini saptırmaya yönelik ağır bir saldırı niteliğindedir.
Mahkeme üyelerinin görüntülerinin her dakika televizyon ekranlarından gösterilmesi, haber ya da açık oturumlarda isim verilerek hede haline getirilmesi yaşanmış elim olaylardan ders çıkarmayanları sorumluluktan kurtaramayacaktır. Yapılanları izliyor ve farkındayız, haber vermekle yorum yapmayı birbirine karıştıran, bireyin değerlendirme hakkını elinden alarak onu şartlandıran ve insan onurunu hiçe sayan bir yayın anlayışının çağdaş dünyada örneği bulunmamaktadır.

Tüm bu olumsuzluklar, Anayasa Mahkemesi'nin Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısını koruma ve gerçekten demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olması yolundaki gayretlerini asla durduramayacaktır.''

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious