Kılıçdaroğlu: Kendim için yürümüyorum

Kılıçdaroğlu: Kendim için yürümüyorum.25830
  • Giriş : 20.06.2017 / 16:03:00

CHP lideri Kılıçdaroğlu, 'Adalet Yürüyüşü' ile ilgili açıklama yaptı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:

Beşik Modelleri

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu'nun tutuklanması sonrası başlattığı 'Adalet Yürüyüşü' ile ilgili konuştu ve kendisi için değil tüm adalet arayanlar için yürüdüğünü belirtti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Ben kendim için yürümüyorum, adalet arayan bütün mağdurlar, mazlumlar için yürüyorum. Kim adaletten şikayetçiyse, adalet istiyorsa, adalet beklentisi içindeyse ben onun yanındayım ve onun hakkını sonuna kadar savunacağım" dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Milletvekili Enis  Berberoğlu'nun tutuklanmasına tepki yürüyüşü sırasında, Çamlıdere yol ayrımında gerçekleştirilen  partisinin TBMM Grup Toplantısına katıldı.  Kılıçdaroğlu, açık alanda yapılan toplantıdaki konuşmasında, adalet arayışlarında  kendilerine destek veren Anadolu'nun her köyüne selamlarını gönderdi.   Neden bu yürüyüşü gerçekleştirdiğini soranlara, "Sen adaletten ne  anlıyorsun, nedir senin için adalet? Bir haksızlığa uğradığın zaman mı  adaletsizlikten söz edeceksin yoksa herhangi bir insan haksızlığa uğradığında hep  birlikte adaletsizlikten mi söz edeceğiz?" diye sormak istediğini belirten  Kılıçdaroğlu, adaleti savunmanın herkesin ortak görevi olduğuna işaret etti. "Ben kendim için yürümüyorum, adalet arayan bütün mağdurlar, mazlumlar  için yürüyorum. Kim adaletten şikayetçiyse, adalet istiyorsa, adalet beklentisi  içindeyse ben onun yanındayım ve onun hakkını sonuna kadar savunacağım."  ifadesini kullanan Kılıçdaroğlu, bunu insanlık görevi olarak nitelendirdi.

Kılıçdaroğlu, adalete karşı durmanın değil, adaleti savunmanın  insanlık görevi olduğuna değinerek, şöyle devam etti:    "CHP'ye  oy vermiş veya vermemiş, hayatı boyunca CHP'ye hiç sempati  duymamış, kim olursa olsun, eğer bir haksızlığa uğramışsa ben onun hakkını  savunmuyorsam kendimi insan yerine koymam. Ben onu da kendimi de insan yerine  koyuyorum. O haksızlığa uğruyorsa ben haksızlığa uğramış olacağım."

Kılıçdaroğlu, adaletin olmadığı yerde insanlığın, devletin, hiç  kimsenin olmayacağını belirterek, "Anayasal haklarımızı lütuf olarak sunmaya  çalışanlar var. 'Efendim, yürüyorsunuz, lütfediyoruz biz size.' Bunu tarihte  firavunlar söylerdi, günümüzde de diktatörler söylüyor. İnsan olarak doğdum,  benim doğuştan haklarım vardır. Demokratik bir ülkede yaşıyorum, anayasal  haklarım vardır. Ben bir insan olarak adaleti savunacağım ve hep adaletten yana  olacağım. Birisi benim haklarımı bana lütuf olarak hatırlatıyorsa ben de ona  diktatörlüğünü hatırlatıyorum, 'Sen diktatörsün' diyorum." dedi.

İKİ BÜRÜKRAT NEDEN MECLİS'E GELMİYOR?

Tek başına gerçekleştirmeyi planladığı yürüyüşünde kendisini yalnız  bırakmayanlara şükranlarını sunan Kılıçdaroğlu, şu görüşlere yer verdi:  "Diyorlar ki 'Adaleti niye yürüyerek arıyorsunuz?' Ama şunu  söyleyemiyorlar. Memlekette adalet var da biz onun için mi yürüyoruz? Adalet  olmadığı için yürüyoruz. Adalet olsa niye yürüyelim. Adalet olsa hepimiz huzur  içinde oluruz, yüzümüz güler, adaletsizlikten şikayet etmeyiz. Adaletin olmadığı  bir yerde ne yapacağız? Yürüyoruz, haklarımızı arıyoruz. 'Sivil itaatsizlik'  diyorlar, 'Neden izin almadılar?' Adaleti savunmak için kimseden izin alınmaz,  adalet Allah'ın emridir. Adalet ne zaman çöktü? Adaletin doğru dürüst  işlemediğini hepimiz biliyorduk. Aksaklıkları vardı onu da çok iyi biliyorduk ama  çökmemişti. Yine birileri adaleti savunuyordu, birileri bir yerlerde 'adalet'  diyordu. 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra yüz binlerce insan sokağa indi.  Kimse 'Niçin sokağa indiniz?' diye sormadı. Çünkü onlar demokrasiyi, bayrağı,  birlikte yaşamayı savunuyorlardı. Ama bir de ikinci bir 15 Temmuz var. Şunu hiç  kimse unutmasın iki ayrı 15 Temmuz var: Halkın 15 Temmuz'u, sarayın 15 Temmuz'u.  İki 15 Temmuz'u unutmayın."  Halkın 15 Temmuz'unda sokağa inildiğini, demokrasiye, bayrağa sahip  çıkıldığını, şehitler verildiğini, gazilerin olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, bütün  siyasi partilerin, meslek kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin, medyanın  darbeye karşı durduğunu bildirdi.

   Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: "Geldik 20 Temmuz'a, sarayın 15 Temmuz'u. Sarayın 15 Temmuz'u nedir?  Şudur, halkın 15 Temmuz'u aydınlanmasın diye özel mücadele ettiler. Mecliste  komisyonlar kuruldu, 'darbeyi kim yaptı, darbenin aktörleri kimlerdir, bunları  yakalayalım, sorgulayalım, gerçek darbecileri ortaya çıkaralım' diye. Komisyonlar  kuruldu, eski Genelkurmay Başkanları, eski MİT Müsteşarları, eski bürokratlar,  yeni çalışanlar geldi, ama en temel iki aktör bu komisyona hiçbir zaman gelmedi.  Niye gelmedi? Çünkü sarayın 15 Temmuz'unu gerçekleştirenler buna izin vermediler,  'Meclise gitmeyeceksiniz' dediler. Hani yeri ve zamanı gelince 'Gazi, yüce Meclis, şöyle Meclis...' Niye  senin iki bürokratın bu Meclise gelmiyor, senin iki bürokratın neden gelip bilgi  vermiyor? Bu darbenin olduğu gün bunlar ne yaptılar, neden gelip TBMM'ye bilgi  vermiyor? İzin verilmedi ve bilgi de verilmedi. 20 Temmuz'da bir darbe yaptılar,  20 Temmuz darbesini hiç unutmayın. OHAL'de kararname çıkarma yetkisinin hükümete  verildiği tarihtir 20 Temmuz darbesi."

105 BİN 836 KAMU GÖREVLİSİNNİ İŞİNE SON VERİLDİ

Bu Kanun'a parlamentoda CHP'nin karşı çıktığını belirten ve Başbakan  Binali Yıldırım'ın kendisini arayıp, "OHAL ile kanun getiriyoruz ve hükümete  yetki vereceğiz." sözlerini aktaran Kılıçdaroğlu, "Kendisine aynen şunları  söyledim. 'Bu parlamentoda demokrasiyi savunacak bir partiye ihtiyaç var ve o da  en çok CHP'ye yakışır. Çünkü biz, ne olursa olsun sonuna kadar demokrasiyi  savunan bir partiyiz, kusura bakmayın biz buna 'evet' diyemeyiz.' dedim."  ifadesini kullandı.  Kılıçdaroğlu, arka arkaya kararnameler çıktığını, 105 bin 836 kamu  görevlisinin işine son verildiğini aktardı.  Kimsenin "Arkadaş bunları hangi gerekçeyle atıyorsun devlet  memuriyetinden?" şeklinde bir soru yöneltmediğini iddia eden Kılıçdaroğlu,  "Binlerce işçinin işine son verildi. Hangi gerekçeyle işçinin işine son  veriyorsun? Kollektif suç ilan ettiler, oluşturdular, tezgahladılar... Bu mudur  darbeyle mücadele etmek yoksa bu mudur 20 Temmuz darbesini güçlü hale getirmek,  bütün muhalifleri susturmak bu mudur? Bunu yapmaya çalıştılar ve adaleti  çökerttiler." dedi.

Kılıçdaroğlu, bunları yapanların, bir dikta yönetiminde görev başında  bulunanlar olduğunu savunarak, "Yani diktatörlerdir. Diktatörler insan değildir  çünkü bütün vicdanlarını yitirmişlerdir. Çolukmuş, çocukmuş, yaşlıymış, gençmiş  bunlara bakmazlar. Herkesi ama herkesi ölüme mahkum etmekten özel bir zevk  duyarlar." ifadesini kullandı.

Kendisine bir söz verildiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Ben,  kendileriyle görüşürken dedim ki '249 şehidimiz var. Doğrudur. Linç edilen üç  tane de askerimiz var. Onların da hakkını savunmamız lazım. O asker darbe yapamaz  ki, rütbesi bile yok adamın. Çıkarmışlar dışarı ama linç edildi. Onların da  haklarını savunması lazım. Onların da faillerini yargıya çıkarmamız lazım. Kim  linç ettiyse bulun, çıkarın mahkemeye, yargılansın onlar da. Onu da söyledik. Söz  verdiler bana, 'haklısın Kemal Bey' dediler. Üç askerimiz linç edildi, daha dava  bile açılmamış." diye konuştu.  Kılıçdaroğlu, Hava Harp Okulu öğrencisi Murat Tekin'in linç edildiğini  savunarak, bu kişinin hakkını ise adaleti savunanların arayacağını bildirdi. Binlerce akademisyenin işine son verildiğini, akademisyenlerin  üniversiteden atıldıklarını, hep darbe dönemlerinde bu durumun yaşandığını  vurgulayan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti: "Bunların da hakkını hep beraber bizler arayacağız. Bu yürüyüşü adalet  için yapıyoruz, bunlar için yapıyoruz. İbrahim Kaboğlu'nu hepiniz bilirsiniz,  tanırsınız. Sadece Türkiye tanımaz. Dünyanın bütün anayasa hukukçuları Kaboğlu'nu  bilirler, tanırlar. Pasaportuna el koydular. Fransa'ya üniversiteye gidecekti  ders vermeye, ona bile yasak getirdiler. Bu doğru bir olay değildir. Sadece darbe dönemlerinin özelliği 20 Temmuz darbesine de aynen  yansıdı. Gazetecilere de düşmandır bunlar. Nerede bir özgür gazeteci varsa,  nerede hükümeti eleştiren birisi varsa darbeciler buna tahammül edemezler.  Alırlar, doğru hapse atarlar. Kadri Gürsel, Murat Aksoy, Ahmet Şık, Nazlı Ilıcak,  Ali Bulaç, Gökmen Ulu, Mediha Olgun niye hapiste? 156 gazeteci niye hapiste?  Çünkü Türkiye bir darbe süreci yaşıyor. TBMM Başkanına söyledim. Aynen şu  cümleleri kurdum, 'Eğer bir ülkede 150'den fazla gazeteci hapisteyse siz o ülkede  demokrasi vardır sözünü anlatamazsınız, kimseye de dinletemezsiniz.' dedim."

TRT

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*