Kırmızı-Beyaz Mitingler görev tamam mı, devam mı?

  • Giriş : 27.05.2007 / 21:33:00

İki ayda meydanlar ana teması Cumhuriyet, sloganı laiklik, aksesuarı bayrak olan mitingleri yaşadı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Organizatörlerin gözükmediği mitingler artık ‘bayrak devrimi’ diye adlandırılıyor. Kadife devrimleri hatırlatan bu tarif hiç de boş değil.

‘Türkiye’de ilk defa Siyasal İslam olarak tabir edilen ekip, devletin üç temel noktasına birden aynı anda hâkim olmak üzereydi. Ve bugün önce Tandoğan ve ardından Çağlayan’da milyonların Türk bayraklarıyla meydanları doldurması devletin tepesinde yaşanan mücadeleye halkın verdiği önemli bir tepki ise tam bir karşı-milli devrimdir. Bölgemizde gerçekleştirilen Kadife, Turuncu, Mor, Sedir, Sarı devrimlerden sonra Türkiye’de şimdi tüm bu dış destekli devrimlere karşı ‘Kırmızı-Beyaz devrimle’ asıl milli güçler rövanş almak istemektedir. Batı yandaşları ve bir ABD projesi olan ılımlı İslamcılar tarafından bu devrimin ikinci perdesi cumhurbaşkanlığı seçimleri ile beraber sergilenmekte ve Türkiye’de bir Gül devrimi yapılmak istenmektedir. Buna karşılık milli güçler de 2001 krizi ile başlayan devrimin rövanşını almak istemektedirler. Türkiye bir sivil devrimin kucağındadır. Bakalım devrimin rengi Gül mü yoksa Kırmızı-Beyaz mı olacak?’

Bu cümleler, Türksam Başkanı Sinan Oğan’a ait. Bazı köşe yazılarında “AKP kapatılabilir, darbe olursa ne olur, 22 Temmuz’da seçim olmayabilir mi?” başlıklarıyla yeni senaryolar görüldü. Stratejist Oğan’ın senaryosu da baştan aşağıya Türkiye’de 3 Kasım 2002 seçimlerinde AK Parti iktidarı ile Ukrayna, Gürcistan, Kırgızistan’daki malum devrimlere benzer bir devrim yapıldığı yönündeydi.

Oğan, Turuncu Devrimler, Soros’un Yeni Dünya Düzeni: İkinci El Demokrasi ve NeoCon’lar adlı kitabın da yazarı. Ankara, İstanbul, İzmir mitingleri için Kırmızı-Beyaz Devrim denilmesi, aslında geçtiğimiz yıllarda Türkiye’nin yakın coğrafyasında yaşanan Kadife, Turuncu, Mor ve Sedir devrimlerinin izlerini taşıyor. Ama adı Turuncu olan o sivil toplum girişimlerinin bile finansal, sosyolojik ve organizasyon şeffaflığı fazlasıyla sağlanmıştı. Oysa 14 Nisan tarihi itibariyle Tandoğan’da başlayıp, 29 Nisan’da Çağlayan’a, oradan 13 Mayıs’ta İzmir Gündoğan Meydanı’nda tepe noktasındayken bitirilme kararı alınan mitinglerin gerek organizasyonu, gerekse baştan aşağı değişen mesaj, slogan ve konuşmacıları hâlâ gizemini, gizliliğini koruyor. Örneğin Tandoğan’a Anadolu’nun dört bir yanından gelen/getirilen kitlelerin başkente nasıl, hangi maliyet ve organizasyonlarla taşındığı; izdüşümü Çağlayan ve Gündoğan’la birlikte bunun maddi manevi maliyet ve yükünün kimlerce çekildiği açıklanmayacak kadar ‘sıradan’ onlara göre. Belki de sır.

Peki, Türkiye’deki ‘bayraklı mitingler’ yakın coğrafyamızdaki kadife devrimlere benziyor mu? Ulusalcı kesimin mihmandarlık ettiği Türkiye’deki mitinglerle, yabancılar eliyle yapılan o ülkelerdeki sivil darbelerin farkları neler? Aksiyon’un Ocak 2005’te okurlarıyla paylaştığı Kiev’deki ‘Turuncu Devrim’ izlenimleri bugün Türkiye’de son iki ayda yapılan mitinglere de ışık tutuyor adeta. Çünkü kadife devrimlerle Türkiye’de yaşananlar arasında çarpıcı benzerlikler var.

İlk benzerlik Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ile cepheler oluşturulması. Ukrayna ve Gürcistan’da, yüzlerce sivil toplum kuruluşu, demokrasi için bir araya gelerek ‘Bizim Ukrayna Bloku’, ‘Seçim Özgürlüğü Koalisyonu’, ‘Ulusal Cephe’ adlarıyla platformlar oluşturmuştu. Ukrayna’daki seçim Özgürlüğü Koalisyonu 55 şehirden 335 vakıf ve STK’nın bir araya gelmesiyle harekete geçmişti. Türkiye’de de 550 sivil toplum kuruluşu adıyla miting organizasyonlarının ilk temelleri atıldı. Adı konmayan platformun ismi ise Ankara Sanayi Odası’nda (ASO) 17 Mart tarihinde düzenlenen toplantıda ‘Milli Uyanış ve Güç Birliği Platformu’ olarak duyurulacaktı. Emekli paşalar, ulusalcı gruplar, Susurluk’la adı anılan kesimlerin ‘uyuyan fotoğrafları’ yayımlandı müstehzi şekilde. Oysa konuşanlar da görmek istedikleri Türkiye tablosu da çok uzağımızda değildi. Uyarılar pek de dikkate alınmadı. Paralel bir oluşum ise ODTÜ Mezunları Derneği adıyla daha çok ‘uzlaşma’ isteyen mesaj ve konferanslarıyla öne çıktı. Erdoğan’ın Köşk’e çıkmasını engellemek için kurulan çatı örgüt Milli Uyanış Hareketi’nin o gün 6 milyona hitap ettiği öne sürülmüştü. Oysa toplantıda sadece 200 kişi vardı. Satır arasında gözden kaçan ise Nisan ayında ‘önemli faaliyetler’ gerçekleşeceği mesajıydı. Halkı sokağa davet edip yumruğunu masaya vurmasını isteyenler bile çıkmıştı ASO’daki toplantıda.

Toplantıyı tertipleyenlerden Özkan Sayın konuşmasında “Sokağa çıkın! Devletinize sahip çıkın!” diyor ve ekliyordu: “Hepiniz bir vatandaş olarak bu devleti koruma görevindeyseniz, bölgenizde, etrafınızda bu zihniyette olan insanları toparlamak, bir araya getirmek, bir ateş topu haline getirmek, bir güç yaratmakla mükellefsiniz. Bu uğurda neyiniz varsa, her şeyinizle savaşa girmek zorundasınız. Var mısınız? Laf üretmek kolay, hamasi laflar etmek kolay. Eylem yapmak, sahip çıkmak, gerekirse sonuna kadar varlığını ortaya koymak gerek bugün beyler. Bu seneyi kaybedersek (2007), bu dünyayı ve bu devleti kaybederiz. Buna hakkımız yok, buna çocuklarımız için yok, atalarımızın bize verdikleri için yok. Aklınızı başınıza toplayın! Türkiye’de kurulmuş 300’den fazla kuruluş var benzer. Kuvvayı Milliyeciler, Milli Müdafaa... Var oğlu var. Değil mi paşam? (Hurşit Tolon’u kastediyor) Hepsi af edersiniz laf-ı güzaftan başka bir şey değil! Bir araya gelip yumruk vurun!”

Yumruk gerçekten masaya vurulmuştu. Sessizliği bozan Tandoğan mitinginin organizasyonunda Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ön saflarda idi. Şener Eruygur, Hurşit Tolon gibi isimlerin yanında miting meydanında CHP lideri Deniz Baykal, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Yaşar Okuyan, Mümtaz Soysal, Vural Savaş, Nur Serter, ODTÜ Rektörü Ural Akbulut, rektörler ve öğretim üyeleri yer aldı. Her iki siyasi lider de mitingin organizasyonunda yokuz dese de lojistik CHP ve DSP tabanından sağlanmıştı. Renkli sloganlar ve bayraklarla adeta bayram havasına döndü miting. Ancak Milli Uyanış Platformu ismi yerini Cumhuriyet Mitingi’ne bırakmış, gerginlik kitlelere yansımıştı. Yüz binler Anıtkabir’e yürüdüğünde ‘Türkiye laiktir, laik kalacak’, ‘Çankaya laiktir, laik kalacak’ sloganları dillerdeydi.

Ukrayna ve Gürcistan’da da STK’lar gösteriler düzenleyip, renkli şovlar, flama ve bayraklarla toplumu kitlesel tepkiler koymaya teşvik etmişti. Ukrayna’daki ‘turuncu’, Kırgızistan’daki ‘sarı’ renk bayrakların yerini Türkiye’de ay yıldızlı bayrağımız alıyordu. Çünkü başka hiçbir renk bu kadar kitlesel etki gösteremezdi Türkiye’de. Ukrayna ve Gürcistan’da meydanlardaki her 3-5 kişiye bayraklar verilmişti, kitlesel baskının sağlanması için. Türkiye’de de görüntü farklı olmadı. Tandoğan’da her 3-4 kişinin elinde bir bayrak vardı. Çağlayan ve Gündoğan’da bu her iki kişiye hatta bir kişiye bir bayrağa kadar düştü. Bayraklar kalabalık gösterme psikolojisinin aracı olarak kullanıldı adeta. Ukrayna’nın başkenti Kiev’de, yazarımız Erhan Başyurt’a eylem taktiklerini anlatan bir Ukraynalı bunu tarif ediyordu: “Meydanlar, bayrakların bu psikolojisiyle dalga dalga etkisini artırıyor.”

HER DEVRİMİN BEYAZ EKRANI VE GAZETESİ VARDIR

Türkiye ile o ülkelerde olup bitenler arasındaki üçüncü benzerlik iktidar karşıtlığı, ülkenin kamplaştırılması ve bloklaştırılması stratejisi. Ukrayna’da ‘doğu-batı’, Gürcistan’da ‘demokrat-komünist’ çizgilerine çekilen insanlar için Türkiye’de ortaya konulan argüman da tanıdıktı; laik-antilaik. Katılımı artırmak için iktidarı yalnızlaştırmak, karşıtlığı uç noktalara taşımak formülleri de uygulanmıştı aynısıyla. Gerilimden örgütlü tepki çıkarmanın yöntemi bu oldu. Dördüncü benzerlik noktası STK’ların oluşturduğu tepkiler siyasette de cepheleşmeyi sağlama amacı güdüyordu. Kadife devrim ülkelerinde bu sadece iktidar karşıtlığıyla sınırlı kalırken, Türkiye’de alternatif sağ-sol bloklar oluşturuldu. CHP-DSP, Anavatan-DYP birleşmeleriyle oluşturulmaya çalışılan suni bloklar bir de bu gözle değerlendirmeyi hak ediyor.

Beşinci nokta, devrimlerin yaşandığı ülkelerde her şey nisanda başlayıp kasımda bitiyor. 6-8 ay içinde siyaset dünyanın gözü önünde adeta yeniden dizayn ediliyor. Bizde de düğmeye basma zamanı nisan oldu. Ancak Türkiye’deki gerekçe cumhurbaşkanlığı seçimleriydi. Ukrayna ve Gürcistan’a göre Türkiye’nin tek farkı seçimin daha erken olacak olması.

Bütün ‘kadife devrimlerin’ erkek liderleri yanı sıra, kadın önderleri de vardı. Yuliya Timoşenko gibi. Bizde de öne çıkan erkekler kadar miting meydanlarını coşturan, vitrine çıkan kadınlar vardı; Türkan Saylan, Nur Serter, Necla Arat, Gül Aymangüler. O ülkelerde müzikle gençlerin desteği kazanıldı. Bizde müziğin yerini CHP Gençlik Kolları başta olmak üzere, sol siyasi partilerin gençleri ve belediyelerin çalışanları aldı.

Medyanın kullanılmasıyla ilgili de benzerlikler vardı elbette. Gürcistan’da Rustavi-2 televizyonu, Ukrayna’da Kanal 5 devrimin ‘beyaz ekranları’ oldu. Eylemcilerin mesajları, muhalefet liderlerinin ilk konuşmaları kitlelere buralardan ulaştı. Kanaat oluşturma aracı olarak basın kullanıldı. Türkiye’de de Tuncay Özkan’ın da sahipleri arasında yer aldığı KanalTurk, Ulusal TV ve diğer bazı kanallar mitinglerin organizasyonundan canlı yayınına, son güne kadar ‘beyaz ekran’ olarak görevini yerine getirdi. Tabii burada Cumhuriyet gazetesinin aylar önce başlattığı ‘Tehlikenin Farkında mısınız?’ kampanyası ile fikri altyapıyı desteklemesini de unutmamak gerekiyor.

Son ayrıntı ise bürokrasi ve Ordu desteğinin sağlanması. Ukrayna ve Gürcistan’da Ordu eylemlere müdahale etmediği gibi, açık destek verdi. Çadırlar, yemekler ve kışlık montlar bile temin edildi. Ukrayna’da Anayasa Mahkemesi de eylemcileri desteklemişti. Türkiye’de Türk Silahlı Kuvvetleri kesinlikle mitinglerin destekçisi olmadı. Hatta 12 Nisan’da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın eylemleri ‘demokrat tepki’ şeklinde değerlendirmesiyle ortaya koyduğu tarafsızlık kimi çevreleri rahatsız bile etti.

Gürcistan ve Ukrayna’da yaşananların Türkiye’dekilerle benzerliklerini artırmak tabii ki mümkün. Ama ülke şartları ve protestolar birebir aynı demek de mümkün değil. Çünkü Türkiye’de hedef tahtasına yerleştirilen AK Parti demokrasiyi temsil ediyor, bizdeki bu tip hareketler yurtdışından destek görmüyor. Varsa da bu bağlar henüz açığa çıkarılmadı. Belki de kafalarındakini bugün ‘Kırmızı-Beyaz’ devrim diye dışa vuranlar ve toplum mühendisleri iyi kopyalama yapamadılar. Belki de Aralık 2006’da Newsweek dergisinde Türkiye’de darbe ihtimalini 2007 Nisan’ında yüzde elli yüzde elli yazan, aynı zamanda Kadife Devrimleri de yakından takip eden ve bilen Zeyno Baran’ın know-how aktarımını sağlayamayanlar vardır. Belki de bu yüzden kadife devrimlerin iyi bir kopyası çıkmadı.

İki aydır tartışılsa da rakamları hatırlatmakta fayda var. Polis kayıtlarına göre Ankara Tandoğan’da 380 bin, İstanbul Çağlayan’da 180 bin (Valiliğe göre 400 bin), İzmir Gündoğan’da 800 bini aşkın kişi toplandı. Mitinglerin organizasyonunda gözüken adres halen başkanlığını darbe iddialarıyla anılan emekli Orgeneral Şener Eruygur’un yaptığı Atatürkçü Düşünce Derneği, Türkan Saylan’ın başkanı olduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği idi. Gerçekten bunca kalabalık bir doğa hareketi gibi kendiliğinden mi olmuştu?

ORGANİZE ÇEKİRDEK GÜÇLERE DİKKAT!

Buna en güzel cevabı Milliyet gazetesi yazarı Hasan Cemal verdi: “Kimine göre, eşi emsali görülmemiş bir halk hareketi yaşanıyor; Ankara ve İstanbul’dan sonra İzmir’de yapılan büyük meydan mitinglerinin bir tarifi de böyle. Ama aynı zamanda deniyor ki; Bu ‘halk hareketi’ lidersiz, partisiz ve de parasız pulsuz, kendiliğinden oluşan bir harekettir. Acaba öyle mi? Öyleyse tehlikeli bir durum! Çünkü başıboş kalabalıklar her yana çekilebilir. Meydanları dolduran kitleler başıboş kaldıklarında nereye doğru hareketlenecekleri belli olmaz. Tehlike şundan kaynaklanır: Arka planda eğer bazı çekirdek güçler varsa, o organize güçler, meydanları dolduran toplulukları bir anda olmadık hedeflerin aleti yapabilirler… Tehlike, demokrasi derken demokrasinin köküne kibrit suyu ekebilecek ‘darbe tertiplerine’ alet olmaktır… Bugün başıboş, sahipsiz diye nitelenen o kalabalıkların arkasındaki ‘organize güçler’e dikkat edin. O ‘organize çekirdek güçler’in kökleri, Nokta’nın yayınlarıyla su yüzüne vuran -ve eski Genelkurmay Başkanı Özkök Paşa’nın da (Orgeneral Hilmi Özkök) tekzip etmediği- darbe tertiplerine kadar uzanıyor olabilir. Dikkat edin o çekirdeğe…” (17 Mayıs Perşembe, Milliyet)

Gazeteci-yazar Cemal, bir gün sonra mitinglerin neden bitirildiğini de sorguladı. Görünen o ki, İzmir mitingi ile zirve yapan ‘bayrak devrimi’, ihtiyaç halinde tekrar piyasada olmak ve daha az sayıda katılımcının olduğu mitinglerle meşruiyet tartışması açmamak için sonlandı. Ankara’da bir siyasi gözlemci, askerin de sürecek mitinglerden ‘rahatsız’ olabileceği ihtimalini dile getiriyor: “Sivil toplumun amacını aşacağı endişesi ve organizasyonların içindeki emekli askerler yüzünden gelecek eleştirilerin kendilerini yıpratmaması için de bu işin bitmesi gerekiyordu.”

Mitinglerdeki slogan değişimi, AB, ABD, IMF ve küreselleşme karşıtlığı da bize özgü bayrak mitinginin belirleyici öğeleri arasında yer aldı. Her şeye karşıtlık öndeydi, ancak meydanları toplayanlar ile siyasiler işi kendilerine yontmayı başardı. Örneğin Tandoğan’da ‘laikliği kim kurtaracak’ noktasında duran kitleler Çağlayan’da iki gün önce gece yarısı bildirisi olarak Türkiye’nin gündemine düşen e-bildiriye atıf yapıyordu: Ne şeriat, ne darbe, demokratik Türkiye. Çankaya yolu şeriata kapalı, toprak vatandır satılmaz, Devrim yasalarına saygılı Cumhurbaşkanı istiyoruz, sloganları kitleyi İzmir’de tamamen başka bir noktaya taşıdı. İzmir Gündoğan tamamen solda birlik ve şölen havasına büründü. CHP İzmir teşkilatı kadar, Çanakkale, Aydın, Eskişehir, Ankara, İstanbul, Bursa hattından çok ciddi lojistik destek sağlandı. Ankara’daki durumu yakından takip eden bir isim sadece Çankaya Belediyesi İzmir için 100’e yakın otobüs kaldırdı, diyor. Aynı ismin bir başka uyarısı daha var: “Bazı Alevi grupları da siyasi parti ve belediyeler kullandı. Emniyet ve güvenlik güçlerinin gözünden bu kaçmadı. Meydanların yarısından fazlası böyle dolduruldu.”

Güler Kömürcü bir yazısında, “İzmir’de en çok hoşuma giden ve dikkat çeken slogan, ‘Solcuysan CHP’ye, sağcıysan MHP’ye oy ver’ sloganıydı. Aynen katılıyorum, önümüzdeki seçim sürecinde artık dağınık-parçalı siyasi yapıya destek olmak, CHP veya MHP’de mevcut liderlere burun kıvırmak (şu anda önceliklerimiz başka çünkü) ve de kararsızlık lüksümüz kalmamıştır.” diyor. Ne dersiniz daha cumhurbaşkanlığı süreci başladığında Aksiyon’un duyurduğu gibi seçim sonrasını dizayn etmeye çalışanlar; Bayrak Devrimi’nin ikinci yarısının seçimde istenilen sonuç alınmazsa devam etmesini istiyor olabilir mi?

(Katkı Sağlayanlar: İbrahim Doğan, Rıdvan Öztürk)



MEYDANLARIN SLOGANLARI NASIL DEĞİŞTİ?

TANDOĞAN: Türkiye laiktir, laik kalacak

“Türkiye laiktir, laik kalacak, Her şey vatan için, Genciz, güçlüyüz, Atatürkçüyüz, Çankaya laiktir, laik kalacak, Atatürk gençliği görev başında, Türk gençliği vatanı sattırmayacak, Mustafa Kemal’in askerleriyiz ve Atam buradayız, sen rahat uyu.”

ÇAĞLAYAN: Ne darbe, ne şeriat

“Çankaya yolu şeriata kapalı, Çankaya’da imam istemiyoruz, Ne şeriat ne darbe, tam demokratik Türkiye, Toprak vatandır, satılamaz, Kahrolsun ABD emperyalizmi, Devrim yasalarına saygılı bir Cumhurbaşkanı istiyoruz, Parola vatan işaret namus, Alt-üst kimlik yok, ne mutlu Türküm diyene, Tayyip baksana, kaç kişiyiz saysana”

GÜNDOĞAN: Solda birleşin

“Gavur İzmir kadar Müslüman ol yeter, Türkiye laiktir, laik kalacak, Biz Gavur İzmirliyiz, Ege’nin efesi laikliğin kalesiyiz, Solda birleşin, Birleşmeyene mazbata yok”

İSTANBUL ÇAĞLAYAN MEYDANI

ORGANİZATÖRLER: Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Ulusal Sivil Toplum Kuruluşları Birliği.

KONUŞMACILAR: Ulusal Sivil Toplum Kuruluşları Birliği Başkanı Prof. Dr. Necla Arat, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nur Serter, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Sanatçı Rutkay Aziz.

KATILIMCI SAYISI: Polise göre 180 bin, valiliğe göre 400 bin civarı. Organizatörlere göre de 2 milyon kişi.

İZMİR GÜNDOĞDU MEYDANI

ORGANİZATÖRLER: ÇYDV, Çağdaş Eğitim Vakfı, İzmir Barosu, Tabip Odası, Ege Bölgesi Eczacı Odaları, TMMOB, Yeminli Mali Müşavirler Odası, Veteriner Hekimler Odası, ekonomi odaları, meslek odaları, kadın dernekleri, Atatürkçü Düşünce Dernekleri, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, bazı siyasi partiler, çeşitli sendikalar ve dernekler.

KONUŞMACILAR: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alparslan Işıklı, ADD üyesi Doç. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu, AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gül Aymangüler, İstanbul Bağımsız Milletvekili Zülfü Livaneli.

KATILIMCI SAYISI: Polise göre 800 bin civarı, organizatörlere göre ise 1,5 milyondan fazla.

ANKARA TANDOĞAN MEYDANI

ORGANİZATÖRLER: Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği.

KONUŞMACILAR: Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Ercan, Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, ADD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nur Serter, AÜ SBF öğretim üyesi Prof. Dr. Birgül Ayman Güler, KanalTurk TV Tuncay Özkan.

KATILIMCI SAYISI: Polise göre 370 bin. Organizatörlere göre 1 milyon kişi.

KAYNAK: AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious