Kışlalı, Anayasa Mahkemesi'ne 'derin mesaj' ulaştırdı

Kışlalı, Anayasa Mahkemesi'ne 'derin mesaj' ulaştırdı.13016
  • Giriş : 03.05.2008 / 18:35:00
  • Güncelleme : 03.05.2008 / 18:39:01

Radikal yazarı Kışlalı köşesindeki yazısında Anayasa Mahkemesi'ne çok tartışılacak derin mesaj ulaştırdı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Kanımca Türkiye'yi Atatürk'ün attığı temellerden koparmak, dinci temellere dayalı bir ülke haline getirmek isteyenlerin Anayasa Mahkemesi gibi kurumlarca, hemen her fırsatta uyarılmasında büyük yarar var.

- Rejimi özümsemiş olanların karşısında, gerek cehaletlerinden, gerek dinci etkenlerin kontrolünden daima istismara uygun bir kitle bulunduğu unutulabilir mi?

- Cumhurbaşkanı seçilmek için yasalarda yazılı gerekli vasıflara sahip oldukları tartışmalı kişilerin, seçecekleri üyelerin bu yaşamsal misyon sahibi kuruma ne kazandıracağı mutlaka enine boyuna irdelenmelidir.

İşte yazının tamamı...

Tartışmalı rejim sorunları

Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi 46. Kuruluş Yıldönümü Töreni açılış konuşmasının içine çok şey sıkıştırmıştı. Ama bunlar herhalde

Kılıç'ın kişisel görüşlerinden ziyade kurumun genel yaklaşımını temsil ediyor olmalıydı.

Mahkemenin Anayasa'da şekillenmiş demokratik, sosyal, laik hukuk rejimini siyasi iktidarlar başta olmak üzere tüm güç sahibi kurum ve kişilerin tasallutundan korumakla görevli olduğu biliniyordu. Ama bunu daha açık söyleyebilir, rejimi özümsemiş olanları daha rahatlatabilirdi.

Kılıç, mahkemenin misyonu hakkında, "Anayasa yargısı alanında hukukun üstünlüğünü gerçekleştirmek, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve hukuk devleti ilkelerini tüm kurum ve kurallarıyla toplumda egemen kılmak amacıyla" görev yaptıklarını söylemeyi yeğledi.

Günümüzde ülkenin sorunu, Meclis'te büyük çoğunluğa sahip olan siyasi iktidarın bu çoğunluğa dayandığı için istediği her şeyi yapabileceğine inanması. Bu inanç ile yasama ve yürütmenin yargı denetimini yadırgamasıyla anayasal rejimin tehlikeye girmiş olması değil mi?

Siyasi iktidarın, sahip olduğu çoğunlukla Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana, geliştirerek yerleştirmeye çalıştığı çağdaş yaşam tarzını, görece İslam kurallarına göre değiştirmeye kalkması değil mi?

Kılıç siyasi iktidarın uymak zorunda olduğu anayasalar için "İktidarların gücünü bireyler lehine sınırlayan, her türlü hukuk dışılığı engelleyen temel hukuk belgeleridir" diyor.

Bu tarif bugün tam gereksinimi duyulan tarif mi?

"Gün, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olarak çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için bir adım daha atma günüdür" diyerek gösterdiği hedef yeterli mi?

Kanımca Türkiye'yi Atatürk'ün attığı temellerden koparmak, dinci temellere dayalı bir ülke haline getirmek isteyenlerin Anayasa Mahkemesi gibi kurumlarca, hemen her fırsatta uyarılmasında büyük yarar var.

Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana yetişen asker ve sivil nesillerin kazanımlara sahip çıkabilecek yeterli düzeye geldikleri düşünülse de, onların eşgüdümlerini sağlamak için aracı olacak kurumlara gereksinimleri yok mu?

Rejimi özümsemiş olanların karşısında, gerek cehaletlerinden, gerek dinci etkenlerin kontrolünden daima istismara uygun bir kitle bulunduğu unutulabilir mi?

Şimdi bu kitlenin oluşturduğu oy gücünü arkasına alarak her şeyi yapabileceğini düşünen siyasi iktidar, Kılıç'ın karmaşık da olsa, hukuk diliyle yaptığı uyarıları dikkate almak zorundadır.

Zorundadır. Çünkü maalesef AKP lideri hâlâ, tüm uyarılara karşın, kendisine oy vermiş olup demokrasilerde siyasi iktidarların neye kadir olup olmadığını bilmeyen kitleleri yanıltmaya devam etmektedir.

Onlara miting meydanlarında hâlâ, karşı karşıya olduğu demokratik, laik ve hukuki gerçekleri anlatacağına, oylarının her şeye gücünün yeteceğini söyleyebilmektedir.

Kılıç'ın ise, dokunduğu birçok önemli husus arasında, iktidarın temel hatasının kaynağı olan, 'kuvvetler ayrımı' kuralından habersiz davranmanın yaratacağı sonuçlara, AKP liderini uyaracak kadar yer verdiği söylenebilir mi?..

Kılıç'ın, kendisinden önce başka Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın da önerdiği TBMM'nin mahkemeye üye seçmesi görüşünü yinelemesi, bilinen kaygıları yeniden hatıra getiriyor. Bunların ortadan kaldırılması için önerdiği, "... seçimlerde liyakatın ve objektif kriterlerin esas alınacağı bir yöntem" nedir ve acaba dediği gibi yeterli olacak mıdır?..

Mevcut durum dikkate alındığında, üye seçiminin cumhurbaşkanlarınca yapılmasının daha ciddi sorunlar yaratabileceği şimdiden üzerinde durulması gereken bir konu değil midir? Cumhurbaşkanı seçilmek için yasalarda yazılı gerekli vasıflara sahip oldukları tartışmalı kişilerin, seçecekleri üyelerin bu yaşamsal misyon sahibi kuruma ne kazandıracağı mutlaka enine boyuna irdelenmelidir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious