KKTC çıkar gruplarının kıskacında

  • Giriş : 01.11.2006 / 00:00:00

Dünya Bankası, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ekonomisine yönelik kapsamlı bir rapor hazırladı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Rapora göre Türkiye'nin 1974'ten bu yana toplam 3,4 milyar dolarlık mali yardımda bulunduğu 180 bin nüfuslu Kuzey Kıbrıs'ta, devlet yapısı çeşitli çıkar gruplarınca ele geçirildi. Kamu harcamalarının yüksek olduğu belirtilen raporda hükümetin ilk ve ortaöğretim, temel sağlık ve altyapı hizmetlerini finanse etmek ve yoksullara bakması gerekirken, çıkar gruplarının kıskacında kaldığı ifade edildi.

Kamunun parasının özel çıkarlardan ziyade herkesin menfaati için kullanılması gerektiğini dile getirilen raporda, sendikalar ve üretici birlikleri dahil çeşitli çıkar gruplarının devleti ele geçirdiği kaydedildi. Sayıca küçük bu grubun haksız nüfuz ile toplumun refahı aleyhine çıkar sağladığı vurgulandı. Çok yüksek maaş alan memurların da devletin parasını israf ettiği ve böylece rant sağladıklarına işaret edildi.

"Kıbrıs'ın Kuzey Kesiminde Ekonomik Büyümenin Sürdürülebilirliği ve Kaynakları" isimli rapor, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi koordinasyonunda ilgili birimler ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapılarak hazırlandı. Bunun için Dünya Bankası uzmanları geçen yıl KKTC'ye gelerek ilgili birimlerde mesai yaptı. Sağlık ve enerji dışında hemen hemen tüm alanların incelemeye alındığı raporun geniş bölümünü sosyal güvenlik sistemi kapsıyor. Buna göre emeklilik harcamalarının çok yüksek, işgücünün sadece yüzde 42'sinin sosyal güvenlik kapsamında bulunduğu sistem sürdürülebilir değil. Toplam emeklilik katkı gelirleri Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın yüzde 4'ü oranında, buna karşılık emeklilik harcamaları GSYİH'nın yüzde 12-15'ini oluşturuyor. Yüzde 8'lik açık bütçeden karşılanıyor. Artan emekli sayısının az sayıda çalışan tarafından desteklendiği emeklilik sistemi; transferler ve kamu ücretleriyle birlikte 'en büyük yutucular' olarak nitelenirken, reformun kaçınılmaz olduğu vurgulandı. Türkiye'nin cömert finansmanı sebebiyle bütçenin adeta 'har vurulup harman savrulduğu' anlatılan raporda ekonomik kalkınma için ortak vizyonun olmadığı bildirildi. Bu politika, bazı ekonomik aktörlere büyük transferler yapılmasına, kamu istihdamının büyümesine ve kamu çalışanları için yüksek ücret ile yan haklara yol açıyor.

Devlet, iş gücünün 1/6'sını istihdam ederken, memur maaşlarına GSYİH'nın yüzde 15'i harcanıyor. Merkezi idarenin harcamalarının toplamı GSYİH'nın yüzde 66'sını buluyor. Üretim sektörlerinde kamunun yer almasının yatırım ortamını olumsuz etkilediği vurgulanan raporda "Özel bir firmanın, zararı merkezi bütçe tarafından karşılandığı için ana fikri kârlılık olmayan ve fiyatları maliyetin altında belirleyen bir kamu firmasıyla rekabet etmesi zordur." ifadesine yer verildi. Kayıtdışı ekonomi standartların çok üzerindeyken, kamu görevlileri dışındaki kesimler gelirleri oranında vergi vermiyor. Vergi sistemi adaletsiz, gelir vergisi oranları çok yüksek. Raporda ayrıca kamu borçları ve vergi borçlarına sık sık af getirilmesinin sakıncaları vurgulandı ve bu durumun 'borçların ödenmemesi' gibi ahlaki tehlikeler oluşturabileceği uyarısında bulunuldu. Turizm sektörü 'temel sektörlerden biri' olarak kısa bir değerlendirmeye tabi tutuldu. Sektörün büyümesinin önündeki sorunlar; doğrudan uçuşların olmaması, bunun etkisiyle seyahat süresinin uzaması ve mülkiyet sorunu sebebiyle yatırım riskinin bulunması şeklinde sıralandı.

Çözüm konusundaki belirsizliğe karşın Kuzey Kıbrıs'ın 'stratejik bir seçenekle' karşı karşıya olduğu vurgulanan raporda, AB müktesebatı resmen uygulanmamasına karşın kurumların ve politikaların AB ile uyumlu hale getirilebileceği belirtildi. Bu yolun seçilmesi halinde birçok konuda reform kaçınılmaz ve kısa vadede önemli fedakârlık gerektiriyor. Reform yapılmaması halinde uzun vadede refah tehlikeye girer. Bugünkü durumun devamı halinde Türkiye'ye ekonomik bağımlılığı sürer ve Güney'le aradaki fark daha da büyür.

Öğretmenin yükü az, maaşı yüksek

Dünya Bankası raporunda KKTC'nin eğitim sistemine de geniş yer ayrıldı. Eğitim kalitesinin endişe kaynağı olduğu belirtilen raporda ilk ve orta öğretim için "Eğitim günü AB ülkelerinden yüzde 20 daha az, öğretmenin iş yükü hafif, ücretler cömert" şeklinde tespitlere yer verildi. Üniversitelileşme oranındaki yükseklik ise 'öğrenci alınırken gerekli titizliğin gösterilmemesine' bağlandı. Kıbrıslı Türk öğrenciler 8 yıllık zorunlu eğitimi bitirdiklerinde AB ülkelerinden ortalama yüzde 20 daha az süreli eğitim alıyor. OECD ortalaması 186 gün olmasına karşın Kuzey Kıbrıs'ta öğrenciler yılda 155 gün eğitim görüyor. Buna, okul günü uzunluğu da eklendiğinde eğitim süresi KKTC'de daha da düşüyor. Orta öğretim kurumlarında eğitim kalitesi okula göre değişkenlik gösteriyor.

Öğretmenlerin iş yükü Güney Kıbrıs ve OECD ülkelerine göre çok az olmasına karşın maaşlar 'cömert'. Yıllık net öğretim süresi OECD ülkelerinde ortalama 701 saat, Güney Kıbrıs'ta 840 saat iken KKTC'de 415 saat. Buna karşın öğretmen maaşları ortalama gelire göre aşırı yüksek. Kıbrıslı Türk öğretmenlerin kariyerlerinin orta yıllarındaki maaşları kişi başına GSYİH'nın 3,6 katı. Bu rakam OECD ülkelerinde ortalama 1,3 civarında. Türkiye Cumhuriyeti öğretmenleriyle kıyaslandığında ise Kıbrıslı Türk öğretmenler saat başına 69 dolar kazanırken, Türkiyeli öğretmenler saat başına sadece 15 dolar kazanıyor.

Üniversiteye girmek çok kolay

Eğitim kalitesiyle ilgili olarak raporda dikkat çekilen bir başka unsur da üniversitelileşme oranı. KKTC'de lise mezunlarının yüzde 72'si üniversitelere gidiyor. Bu oran AB ülkelerinde yüzde 59. Söz konusu oranın yüksekliğini 'kabul standartlarının yeterince sıkı olmamasına' bağlayan raporda, "Çok sayıda yetersiz gencin elenip, teknik eğitim gibi eğitim kanallarına gönderilmesi gerektiği halde üniversitelere devam etmektedir." tespiti yer alıyor. Gençlerin üniversiteleri tercih nedeni ise 'kamuda iyi maaşla ve güvenli bir şekilde çalışma' arzusuna bağlandı.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious