Köprü altı çocukları eve döndü!

  • Giriş : 12.11.2006 / 00:00:00

Arap Atilla, sokak yasalarının hüküm sürdüğü dünyaya ilk adımını 7 yaşında attı. Tinerci oldu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Cüzdanını vermeyenlerin acımadan apandisitini aldılar. Bir ucu kendilerini, diğer ucu toplumu kesen ustura sırtındaki oyun elbette bitti. Kimi kara toprağın altına, kimisi hapishaneye girdi. Fakat arada garip bir şey oldu: Atilla, 18 yıl sonra 12 arkadaşıyla birlikte sokaklara veda etti. Bazılarının mazgallardan içeri süpürmeye çalıştığı o sokak çocukları büyüdü; tineri, hapı bırakıp kariyer yaptı. Bir zamanlar altlarında yattıkları köprülerin üstünden şimdi takım elbiseleriyle geçiyorlar. Onlar seri katil değil, adam oldu.

İstanbul’da 1988 yılının soğuk bir kış günüydü. Fatih 1. Asliye Mahkemesi’nin buz gibi duvarları, dört yıl önce Güneydoğu’dan İstanbul’a göçen bir ailenin parçalanmasına tanıklık ediyor. Duruşmada karar anı geldiğinde hakim, 7 yaşındaki Atilla’ya dönerek, “Oğlum annenle baban boşanıyor, kimin yanında kalmak istersin?” diye soruyor. Atilla, “hiçbiri” diyor. Hakim üsteleyince Atilla, “Ben kararımı verdim. Sonunda ölüm bile olsa bu kapıdan tek başıma çıkacağım.” diyor. Hakim kararı açıklarken Atilla, kendini sokak yasalarının hüküm sürdüğü bir dünyanın kollarına bırakmıştı bile. 1 ve 4 yaşındaki kardeşi devlet yurduna verilirken Atilla, 18 yıl yaşayacağı sokağı seçti.

İlk geceyi Aksaray’da köprü altında geçirdi. Hiç unutamayacağı o soğuk cuma gecesi gözünü bile kırpmadı. Sokağın nasıl bir yer olduğunu ilk kez görecekti. Hava kararınca sokaklar boşaldı. Herkes evine gitti. Geceleri sokaklarda kimselerin olmadığını düşünürken travestileri, fuhuş yapanları, serserileri, köpekleri gördü. İkinci, üçüncü gece derken aralarında mahalle arkadaşlarının da olduğu Eminönü grubuyla karşılaştı. Onlara karıştı. Birinci sene efendi efendi takılırken ikinci sene madde girdi kanına. Yaşadığı şiddeti, sevgisizliği, parçalanmışlığı unutabilmek, sokağın soğuğunu hissetmemek için tinere başladı. Sonra kötüye yöneldiler. Alüminyumcu ve büfe soydular. Cinayet ve yaralama hariç birçok vukuata karıştılar. Kimseyi darp etmeden, zor kullanmadan “ihtiyaçları kadar” gasp yaptılar!

Grubun mevcudu 30’u bulunca polisin ve çevre sakinlerinin gözüne batmaya başladılar. Cinayet, gasp, hırsızlık, polise ateş etme olaylarından sonra fail bulunamazsa polis ilk önce tinercileri merkeze çekiyormuş. Bu yüzden büyük bir olay olduğunda unutulana kadar en az bir yıl o bölgeden uzaklaşmak gerekiyormuş. Mustafa isimli arkadaşlarının öldürülmesi üzerine Eminönü’nden ayrılma kararı almışlar. Atilla, acı olayı şöyle anlatıyor: “Bir küfür olayı oldu. Polise iki tane vurdu. Polis de ona vurdu. Kaçmaya başladı. Polis silahını çekip ‘dur!’ dedi. Durmayınca ateş etti. Boynundan yedi mermiyi. Haksızlık dedik, Küçükpazar Karakolu’nu bastık, yani girdik içeri. ‘Komiserim, bizim arkadaşımızı şu polis öldürdü, niye açığa alınmadı?’ dedik. Komiser, ‘Mahkeme kararını verdi.’ dedi. Bir şey yapamadık. Sonra cezayı Allah verdi. Trafik kazasında mevta... Kimsesizin bedduası çabuk kabul olurmuş.”

Sokağa ihanetin bedeli

Eminönü’nde üç yıl kaldıktan sonra grup 1990’da Bakırköy’e geçti. Artık yeni mekanları Özgürlük Meydanı’ydı. Saat gece 12.00 dedi mi sokaklar onlarındı. Meydandan otobüs duraklarına inerken tuvaletle daimi halk pazarının arasında kalan saçağın altında kalıyorlardı. Soğuk havalarda tenekeye ateş yakıp sabaha kadar eski hayatlarını anlatıyorlardı. Gün ağarırken uyumak için Yenimahalle’deki Kartaltepe köprüsünün altına gidiyorlardı. Ancak yeni mekanlarda kalabilmek için bedel ödenmesi gerekiyordu. Grup gruba karşıymış. Taksim Aksaray’a, Aksaray Küçükçekmece’ye, Yenibosna’ya. Dayak yiyen mekanı kaybetmiş sayılıyordu. Bir gün tineri çekmeden, balileri koklamadan yola koyulup o bedeli ödemişler. Grup, bir elemanını da Bakırköy’de kaybetmiş. Atilla, o zamanın gazetelerine “Bakırköy’de tinerci vahşeti!” başlıklarıyla taşınan olayın arka palanını şöyle anlatıyor: “Bizim Böcek, Bakırköy’ün büyüklerinden birinin kız kardeşini sevmiş, kaçırmaya kalkmış galiba. Onlar da Böcek’i alıp tren istasyonuna götürüp şeker (hap) attırıyorlar. Böcek, kafası güzelken tren yoluna iniyor. Tren de arkadaşımızın gövdesini ikiye ayırıyor. Bizim sonumuz bu işte...”

Her cinayetten sonra grup yeni bir mekana doğru yol alıyor. Sıradaki “vatan” Kadıköy. Burada 4 yıl yaşayan Atilla, bir gün yattıkları inşaatın karşısındaki sokak çocukları vakfının kapısından içeri girmiş. Fuhuş pazarlıkları, cinsel istismar iddialarından tırsıp tekrar sokağa dönmüş. 1993 yılındaki bir yaralama olayından dolayı hapse girdi. 5 buçuk ay zehir gibi geçti. Hapisten çıkınca sokağın şiddetiyle, gaddarlığıyla yeniden yüzleşti. Bir taraftan devlet yurdundaki kardeşlerini kolluyor, diğer taraftan sokakta karşısına çıkan küçük çocukları yurtlara götürüyordu. Atilla, “Bugüne kadar 105 çocuk teslim ettim.” diyor. Ancak 14 yaşındaki bir çocuk diğerleri kadar şanslı değildi. Sokağa ihanetin cezasını ağır ödemiş. Sokakta filifotacı olarak bilinen K., bu çocuğu zorla şişenin üzerine oturtmuş! K., daha sonra İnönü Stadyumu’nun yan tarafındaki parkta kafasından kurşunlanarak öldürülmüş halde bulundu.

Hepimiz cehenneme gideceğiz

Atilla, 1999’da askere gitti. Kolundaki façalar yüzünden “psikopat bölüğüne” (Psikolojik Danışma ve Rehberlik Merkezi-PDRM) vermişler. Komutanına sokak çocuğu olduğunu anlatınca dışlanmış. Askerde kendisine farklı bir gözle bakılmasını hazmedemiyor, “Ankara’nın kararı işte saygı duymak lazım.” diyor.

Askerden sonra İstanbul sokakları onu bekliyordu. Yaşı ilerledikçe ne yapacağını bilmiyor, diğerleri gibi Allah’tan gelecek ağır bir cezaya çarptırılmaktan korkuyordu. Atilla, sokakta zaman zaman yaptıkları vicdan muhasebesini şöyle anlatıyor: “Yaş 19-20 dediği zaman tırsmaya başlamıştık. İnsanların canını çok yakıyorduk. Yatarken polis gelip kafamıza kurşun sıkacak, belki de bir daha kalkamayacağız diye korkuyorduk.Millet bizi ölüm makinesi göbi görüyordu. Biz onlardan, onlar bizden korkuyordu. Aslında hepimiz cehenneme gideceğiz. Sokak çocukları, cennete kabul edilmeyeceklerine inanır. Yetimin, öğrencinin parasını aldık. Belki suçu olmayan insanları vurduk. Allah affeder belki; ama biz kendimizi hiçbir zaman affetmeyeceğiz.”

Atilla ve arkadaşları bir gün Eminönü’nde gelecek kaygısını unutmak için tineri ciğerlerine çekerken Alpaslan hoca çıkageldi. Sokaklardaki çocukları ikna edip yurda getirmekle görevli olan sosyal hizmet uzmanı, uzun zamandır Atilla’nın peşindeydi. O gün öğle yemeklerini Alpaslan hoca ısmarladı. Sohbet ederken konuya girdi. İSMEM (yeni adıyla İstanbul Gençlik Rehabilitasyon ve Meslek Edindirme Merkezi) diye yeni bir yerden bahsedip davet etti. Atilla, “Beni rahatsız etme, sen de bu düşünceden vazgeç. Ben yurda filan güvenmem, kendime güvenirim sadece dedim.” diyerek teklifi reddetti. Alpaslan hoca pes etmedi, amacına ulaştı. Atilla, elindeki tineri Alpaslan hocaya verip ‘Oceans Twelve’ filmindeki gibi ekibi topladı ve “Gidiyoruz” dedi. Atilla, 12 arkadaşıyla Sirkeci’deki İlk Adım İstasyonu’nun kapısından içeri girdi. Altıncı gün Tuzla’daki merkeze hareket edildi. Sıcak yemekler, öğretmenler, psikologlar onları bekliyordu. Sokak çocuklarını kendi çocuklarından ayırt etmeyen İSMEM Müdürü Dr. Kamil Eyüboğlu’nun baba şefkati onları kalmaya ikna etti. Yıllar sonra ilk kez kaldırım taşlarına değil, yumuşak bir yastığa baş koydular.

İlk önce yarım kalan eğitimlerini tamamladılar. Atilla, binden fazla kitap okudu. Düzgün bir Türkçeyle konuşuyor. Tolstoy hayranı. En çok da iki yaşında annesini ve dokuz yaşında babasını kaybeden Tolstoy’un Diriliş’ini seviyor. Bir insanın geçirdiği sarsıcı bir değişimin romanında kendi hayatından kesitler buluyor. Gruptan ayrılan iki kişi sokağa döndü. Geriye kalanlar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kurduğu Sıcak Yuva Vakfı atölyelerinin ilk öğrencileri oldu. Atilla, bilgisayarlı muhasebe ve marangozluk eğitimi aldı. Aydınlı İlköğretim Okulu’nun sıra, masa ve kütüphanesini yaptı. Üvey annesiyle anlaşamayınca 7 yıl sokakta yaşayan Ö., grafiker oldu. Babası başka bir kadınla evlenince 8 yaşında sokağa düşüp 10 yıl madde kulanan R. elektrikçi oldu. 27 yaşındaki Ş., 15 sene sokakta kaldı. Sıhhi tesisatçı oldu. Üvey baba şiddetinden 6 yaşında evden kaçıp 14 sene sokakta madde kullanan E. marangoz oldu... Onlar şimdi asker. Gençlerin işleri şimdiden hazır.

İş de buluyorlar, eş de...

Dedektif gibi çalışan görevliler, Atilla’nın annesine ulaşıp büyük buluşmayı sağlamışlar. En son mahkemede gördüğü annesiyle 18 yıl sonra buluşma anını anlatırken Atilla’nın gözleri doluyor: “Annem ilk görüşte beni tanıyamadı. ‘Sen kimsin dedi?’ ‘Anne, zaman epey ilerlemiş. Öz oğlunu tanımanı bile zorlaştırmış’ dedim. ‘Kusura bakma oğlum, Atilla’ya benziyorsun; ama sen Atilla değilsin, o deli dolu bir insandı.’ dedi. Sözcükler boğazıma düğümlendi. Cebimden kimliğimi çıkartıp uzattım. Sonra gözyaşları içinde birbirimize sarıldık.” “Evin direğini baba kurar, baba yıkar.” diyen Atilla, babasından pek bahsetmiyor.

Darülaceze’nin yeni başlatacağı “Cep Darülaceze Projesi” kapsamında yılbaşından sonra evler kiralanacak. İşte çalışanlar yurttan alınıp bu evlere yerleştirilecekler. Geleceğe dair hayaller kurabilen gençlerin gönül işlerine de el atılacak. Yetkililer düğürcülüğe gidecek. Bunu sosyal görev niyetiyle yapacaklar. Ev eşyasına yardım edip, yuva kurmalarına vesile olacaklar. İlk düğün Atilla’nın. Ama evleneceği kızı annesi bulmuş. Geçmişini kıza anlatıp “İstersen yüzüğü çıkarabilirsin.” demiş. Kız ise, Atilla ile ölene kadar aynı yastığa baş koymaya söz vermiş. Atilla Mayıs ayında İSMEM’de dünyaevine girecek.

JİLET SİNAN VE ARKADAŞLARI NEREDE?

Jilet, Kunt, Yunus, Fırlama, Cingöz... Kimsenin tanıklık etmediği bir dünyayı paylaşıyorlardı. Gönül Kıvılcım, yok saydığımız bir dünyanın çocuklarını anlatmıştı Jilet Sinan romanıyla. Bu romandaki karakter gerçek hayattaki kahramanlardan oluşuyordu. Gazetecilerden nefret eden sokak çocuklarına, hazır dünyalarına girmemize izin vermişken romandaki olayları ve karakterleri sorduk. Kitabın sonunda geçen cinayetten sonra grup dağılmış. İşte onların ağzından Jilet Sinan ve diğerlerinin gerçek hikayeleri:

Jilet Sinan: 27 yaşında. Kavga sırasında ağzında taşıdığı jileti kullandığı için arkadaşları ona Jilet diyor. Romandaki gibi yakalandı ve 2 yıl hapis yattı. Şimdi askerde olduğu söyleniyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious