Kortun yalnız sultanı: İpek Şenoğlu

Kortun yalnız sultanı: İpek Şenoğlu.11005
  • Giriş : 10.07.2009 / 08:44:00

Türk Tenisinin yüz akı İpek Şenoğlu, gerekli desteği görmese de tarih yazmaya devam ediyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bu topraklarda bir sporcu düşünün; öncesi olmayan, uluslararası müsabakalara çıkmak için banka kredisi alan, tek başına mücadele eden, tek başına ayakta kalmaya, ülkesini temsil etmeye çalışan. Türkiye'de başarılı sporcu olmak için sıkıntı çekmek gerek. Ancak onun kadar sıkıntı çekip ayakta kalmak herkesin harcı değil. Türk tenisinin yüz akı İpek Şenoğlu'ndan bahsediyoruz. O, tek başına tarih yazmaya devam ediyor. Son katıldığı Wimbledon Tenis Turnuvası'nda 3. tura kadar yükselme başarısı gösterdi. Bu turnuvaya banka kredisi alarak katılması hepimizi şoke etti. Avustralya Açık, Roland Garros, ABD Açık ve Wimbledon'a katılan tek Türk tenisçisi olmayı başaran İpek Şenoğlu, bunca ilklere imza atmasına rağmen hâlâ destek görmüyor.

Evet, o bugüne kadar teniste yapılamayanları yaptı. Yalnızdı. İnatçı, hırslı ve kararlı olmasa tökezleyecekti. Ama başardı. Türk tenisinin dünyadaki öncüsü oldu. Birçok ilke imza attı ve tarihe geçti.

1979'da Eskişehir'de dünyaya geldi İpek. İlk ve ortaokulu burada okudu. Raketi eline ilk aldığında 5 yaşındaydı. Akranlarından farklı olarak sporla iç içe bir aileden geliyordu. Annesi Selma Hanım eski bir atletti. Babası Doğan Bey yıllarca Eskişehirspor'un kaleciliğini yaptı. Tenise başlaması ağabeyi ile babasının tenis maçları sayesinde oldu. Baba-oğul arasındaki ilişkiyi kıskanması onu korta çekti. Amaç sadece onların oyununu bozmaktı. Ama bu sonraları bir tutkuya ve ilgiye dönüşecek, kaderin cilvesiyle İpek, Türkiye'nin en değerli tenisçisi olacaktı.

Eskişehir Organize Sanayi Tenis Kulübü'ne kayıt oldu. 14 yaşına geldiğinde, ilk Türkiye şampiyonluğuna imza attı. Bu başarısının ardından tenis eğitimi için hafta sonları İstanbul'un yolunu tutmaya karar verdi. Ailesi kızlarının bu kararına destek olacak, her cuma onu Eskişehir'den trene bindirecek ve her pazar akşamı garda karşılayacaktı. Bu gidiş gelişler bir yıl sürdü. İstanbul'daki ilk takımı Taçspor'du. Daha sonra TED Kulübü'ne geçti. Başarısı, hocalarının desteği ve inancı onu Eskişehir'den koparacak ve artık İstanbul'a taşıyacaktı. Liseyi Şişli Terakki'de bitirdi. Özellikle TED Kulübü'nde Engin Kratzer'in eğitmenliğinde büyüyen İpek artık hem çiftler hem teklerde Türkiye şampiyonluklarına ambargo koymaya başladı.

1999 yılı, tenis hayatında âdeta bir dönüm noktasıydı. Lise sondaydı ve günde altı saate varan antrenmanların yanında okula devam etmek ve üniversite imtihanlarına hazırlanmak zorundaydı. İçinden 'tenis bir yere kadar' diye geçirmeye başlamıştı ki imdadına Kaliforniya Pepperdine Üniversitesi'nden gelen tenis bursu teklifi yetişti. Soluğu okyanus ötesinde aldığında yine tek başınaydı. Spor yapmak isteyen gençlere fırsat tanıyan bir ülkede olmak onun için büyük bir şanstı. Çünkü ülkesinde o yıllar itibariyle hırslı, yetenekli, disiplinli olmak yetmiyor, destek gerekiyordu. 160 bin dolarlık burs verdiler ona.

İpek Şenoğlu, çiftlerde 1999 ve 2000 yıllarında Amerikan Batı Konferansı, 2001'de yine Amerikan Batı Konferansı'nda hem çiftler hem teklerde En Değerli Oyuncu (MVP) seçildi. Üniversiteler Ligi'nde çiftlerde 1 numara olunca kendisine Amerikan vatandaşlığı teklif edildi; ancak kabul etmedi. “Ben Türk'üm, Türk bayrağı ile yürürüm.” diye düşündü. İstiyordu ki, yaşadığı sıkıntıları geriden gelenler yaşamasın ve örnek alacakları bir model olsun. Bir başka arzusu da olimpiyatlarda oynamaktı. ABD'de kalsa böyle bir şansı yoktu; Türkiye'de ise olimpiyatlarda oynayabilecek yegâne sporcuydu.

Türkiye'ye döndüğünde yine problemler çıktı karşısına. Bir kere sponsor bulunmuyordu. Uçak masrafları, otel rezervasyonları, vize kuyrukları, o zamanlar havaalanında yurt dışına giden yolculardan alınan 50 dolarlık harç parası, hepsini cebinden ödüyordu. Dünya sıralamasında ilerlemesi için senede 25 turnuvadan fazlasına katılma hakkı vardı; ama o maddi imkânsızlıklar yüzünden bunu yapamıyordu. Yine de inatçılığından vazgeçmedi. “Türkiye'den tenisçi çıkmaz” diyenlere kulaklarını tıkadı. Çoğu kez günde çift antrenman yaptı, haftada beş gün, 6'şar saat çalıştı. Başarılar geldikçe TED kulübünün desteğini gördü. Onun için en büyük başarı Grand Slam'de oynamaktı. Böyle bir başarıya göz dikmiş, hedefi doğrultusunda adım adım ilerliyordu. Londra'daki Sutton Tenis Akademisi'nde antrenman yapmaya başladı. Dünya sıralamasında bayağı yol aldı. Teklerde 310'uncu, çiftlerde 190'ıncı sıradaydı. 300 barajına girdikten sonra Grand Slam oynayabilecekti ve çiftlerde bu hakkı yakalamıştı. Haziran 2004'teki Wimbledon Tenis Turnuvası'nda oynamayı düşünüyordu…

Ve Wimbledon. Hiç çim kortu olmayan ülkenin tenisçisi için 'inanılmaz' bir olaydı bu. Evet, bir ön eleme maçıydı; ama olsun. İpek, hayatında ilk kez çim yüzeyde oynuyordu. Londra'da çiftler eleme tablosunda Gulnara Fattakhetdinova ile birlikte İpek Şenoğlu; Japon ikili Mi Ra Jeon-Yuka Yoshida'ya yenilerek turnuvadan elendi. Antrenman için nasıl top alacağını dahi bilmediği bir yerde İpek, kendi deyimiyle 'ne olduğunu anlayamadan' elenmişti. Ancak bu maç, Türk spor tarihine bir bayan tenisçinin oynadığı 'ilk grand slam müsabakası' olarak geçti.

2004'te teklerde 311. sırada başlayan İpek'in Grand Slam oynaması için ilk 200'e girmesi gerekiyordu. 2004 Temmuz ayı itibariyle 293. sıraya kadar ilerlemişti. Bu kariyerindeki en iyi dereceydi. İpek, çiftlerde 138. sıraya kadar ilerlemiş ve eylülde yapılacak ABD Açık'a ana tablodan katılma barajını geride bırakmıştı.

Sıra Amerika Açık'a geldi. Yıllardır ekranlarda gördüğü sporcularla yan yanaydı. Belki birkaç ay önce Wimbledon'da oynadı; ama orada ana tabloda yer almadığı için asıl şimdi gerçek bir grand slamla karşı karşıyaydı. Bir ara kendisine 'merhaba' demek için elini uzatan efsane tenisçi Martina Navratilova'nın karşısında dili tutuldu. Baştan sona şaşkınlık içindeydi. Ama onlar da 'kendisi gibi biriymiş'. Soyunma odaları makyaj yapan, kızan, bağıran tenisçilerle doluydu. Dünyanın bir numarası Henin oturmuş tırnaklarını törpülüyordu, Jennifer Capriati dudaklarına ruj sürüyordu. Rus tenisçiler bir arada oturmuş birbirinin saçını tarıyordu. İpek, rüyadaymışçasına tüm bu olan biteni izliyordu.

Başından beri yalnız yürüyordu İpek. Şaşkınlığı top için ne kadar para ödeyeceğini sorduğunda, hakem masasındaki görevlinin “Güzelim burada Grand Slam oynayacaksın. Ne kadar top istiyorsan bedelsiz alabilirsin” cevabıyla katlandı. Aynı masadan “Kaç kişilik bir ekipsiniz?” sorusu gelince iyice dağıldı. Çünkü Grand Slam'lara katılan her tenisçinin yanında antrenörü, doktoru, sponsoru, masörü, menajerleri ve aileleri vardı. Ama İpek tek başınaydı. New York'ta ona babası da katılmıştı. Burada partneri Laura Granville'di. Teklif Laura'dan gelmişti. O, ABD'de okuldan tanıştığı Laura ile önceleri rakipti. Laura kendisine, “Benimle oynar mısın?” diye sorduğunda İpek hiç düşünmeden kabul etti.

İpek'in maçlarında Fener, G.Saray, Türk bayrakları dalgalandı. Herkes orada bir Türk'ü görmenin şaşkınlığını yaşıyordu. Martina Navratilova basın toplantısında İpek hakkında yorum yapacaktı. İpek, Laura ile birlikte üçüncü tura kadar çıkacak ve üçüncü turda dünyanın o dönem en iyi ikilisi Virginia Ruano Pascual-Paola Suarez'e yenilerek mücadelesini noktalayacaktı. US Open 2004 internet sitesi İpek'e geniş yer ayıracak ve sporcumuzdan Türkiye gibi tenis kültürü olmayan bir ülkede fark oluşturduğu için ondan övgüyle bahsedecekti. Sitede İpek için yazılan, “WTA'nın çoğunlukla iğneleyici sosyal kültüründe Şenoğlu'nun varlığı temiz taze hava gibi. Onda kibirli, kendini beğenmiş havası yok. O, harika bir mizah anlayışı olan, alçakgönüllü, iyi huylu, hoş bir genç hanım. İnsan ancak onun pozitif tutumunun bulaşıcı olmasını ümit edebilir.” satırları ne hoş değil mi?

25 yaşında, üstelik koçu bile olmadan bu büyük Grand Slam'da oynayan ve üçüncü tura kadar çıkma başarısı gösteren ilk Türk bayan tenisçi sıfatıyla tenis tarihimize geçen İpek için Türkiye'ye döndüğünde birtakım şeyler değişmeye başlayacaktı. İlk olarak vize kuyruklarında beklememesi için o dönemki spor bakanı Mehmet Ali Şahin, pasaport konusunda yardımcı olma sözü verdi. Bu başarısından sonra sponsor sayısında artış oldu. “Magazin programı sunar mısın?” teklifleri geldi. Onun yeri tenis kortuydu, oralı bile olmadı. Tek beklentisi de para değildi. Eurosport'ta maçı yayınlanmış, Türkiye'nin tanıtımını yapmış bir sporcu olduğu için ülkesinin kendisinden daha fazla yararlanmasını istiyordu… Ancak 2005 yılında bir antrenör eşliğinde antrenman yapma fırsatı yakaladı. Aynı yıl çiftlerde partneri Beygelzimer ile Avustralya Açık Tenis Turnuvası'na katıldı. İlk turda olimpiyat şampiyonlarını yenerek ikinci tura çıkma başarısı gösterdilerse de burada elendiler. İpek 2005'ten itibaren başlayan İstanbul Cup organizasyonlarında da boy gösterdi. Bir yıl sonra çiftlerde 4 turnuva kazanmayı başardı.

2007 Eylül ayında Endonezya, Hindistan ve Çin'de üç WTA turnuvasına katıldı. Bu turnuvalardan birinde Davenport'a karşı oynadı. O maçta İpek hayran hayran Davenport'a bakıyordu. Sürekli onlara Türkiye'yi anlattı, bir elçi gibi çalıştı.

2009, İpek'in yeni ilklerle tanıştığı yıl oldu. 4 yıl aradan sonra Avutralya Açık Tenis Turnuvası'na katıldı. İlk maçında Avusturyalı partneri Tamira Paszek'in ikinci sette sakatlanması üzerine, Polonyalı Klaudia Jans ve Alicja Rosolska çiftine hükmen mağlup olarak turnuvaya veda etti. Teniste sezonun 2. 'Grand Slam' mücadelesi olan 108. Fransa (Roland Garros) Açık Tenis Turnuvası'nda da bir ilke imza attı. Burada da tek Türk'tü. İpek ve Belçikalı partneri Yanina Wickmayer ilk maçta Çinli Chia-Jung Chuang ile Hindistanlı Sania Mirza çiftine 2-0 yenilerek turnuvadan elendi.

İpek, haziran ayında çiftlerde dünya sıralamasında 70. sıradaydı. Ve ilk kez Wimbledon Tenis Turnuvası'na ana tablodan katılmayı hak edecekti. Estonyalı partneri Kaia Kanepi ile 3. tura çıkmayı başardı. Bu turda Alman Anna Lena Groenefeld ve ABD'li Vania King çiftine 6-3'lük iki setle yenilerek elendi.

O, 2009 yılında bu başarıları elde ederken yine destekten mahrumdu. Wimbledon'a banka kredisi alarak katılacaktı örneğin.

Yapmak istediği Türk tenisçilerinin de kabiliyetli ve dünya standartlarında olduğunu göstermekti. Saha dışındaki en büyük silahı hırsı ve inatçılığı, saha içinde ise servisleriydi. Kendi ifadesiyle yetenekli bir sporcuydu, bu yüzden taktiksel değil daha çok fiziksel antrenmanlar yapıyordu. Hücumu düşünerek oynamayı seviyordu. Çiftlerde yoğunlaşması taktik ve kabiliyetine katkı sağladığı içindi.

Türk tenisinde belki ilk defa gençlerin bir şeyler yapabileceğini göstermiş olmanın haklı gururunu yaşıyor İpek Şenoğlu. Hayallerini, her şeyi başarmanın mümkün olduğunu Türk gençlerine göstermek istedi ve bunu da imkânsızlıklara takılmayarak başardı.

KARİYERİ:

Teklerde yaptığı tüm maçlar: 143 galibiyet-138 mağlubiyet

Çiftlerde yaptığı tüm maçlar: 216 galibiyet-138 mağlubiyet

Dünya sıralamasındaki yeri: Teklerde 951, çiftlerde 70

(22 Haziran 2009 itibariyle)

Teklerde en iyi derecesi: 293 (5 Temmuz 2004)

Çiftlerde en iyi derecesi: 70 (8 Haziran 2009)

Kariyerinde kazandığı toplam

Para: 151 bin 769 dolar

AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*