Köşk seçiminde ara rejim umanlar var

  • Giriş : 31.12.2006 / 00:00:00

Çankaya Köşkü ile ilgili tartışmaların 2007'yi kayıp yıl haline getirmemesini isteyen Gül, muhalefetin sokağa döküleceği söylentilerine ihtimal vermiyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:



Ortadoğu'daki gelişmeler konusunda da çeşitli uyarılarda bulunan Dışişleri Bakanı Gül, Doğu'nun kendi içinde bir çatışmaya sürüklenmemesi gerektiğinin altını çiziyor. 'Şii-Sünni gibi bir hat ortaya çıkarma gayreti içinde olanların bulunduğuna' dikkat çekerken ekliyor: "Bu, İslam dünyası için çok büyük bir gaflet olur. Doğu böyle bir açmazın içine düşerse ne insanlar ne de Allah affeder. Bunun kokularını gördüğümüz için önlemeye dönük gayret içindeyiz."

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Zaman Gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Ünal ve diplomasi muhabiri Süleyman Kurt'un, iç ve dış siyasi gelişmelere ilişkin sorularını cevaplandırdı. Gül'ün değerlendirmeleri özetle şöyle:

AK Parti'nin Çankaya eylem planı nedir? A, B, C planları var mı?

Böyle kategorik şeylerle uğraşmayın. 2007 yılı önemli bir yıl, iki tane seçim var. Yıl sonunda yapılacak seçimlerde tekrar tek başına iktidara geleceğiz, büyük bir çoğunluğumuz olacak. O nedenle o günkü işlerimizi zorlaştırmayız. 2007 yılını kayıp yıl olarak geçirmeyeceğiz. 2007 yılını seçim faaliyetleriyle geçirmeyeceğiz. Asla, varsa yoksa seçimi konuşan bir parti ve hükümet olmayacağız. Cumhurbaşkanlığı seçimi de buna dâhil. Niye gece gündüz bunları konuşalım ki? Anadolu da bir laf vardır: Adamı lafa tutma, elinden orağını alma derler. Anladın mı? Bizim elimizden alet-edevatımızı niye alacaksınız ya da biz niye onlara teslim edelim. Her şey belli, biz daha çok iş yapacağız, 2007 seçimine giderken karnemiz iyi olsun. Şimdiden oturup ne konuşacağız? Bu kadar çoğunluğumuz olmasa, koalisyon hükümetleri olsaydı o zaman belki makul görülebilirdi. Türkiye açık bir toplum, herkes görüşlerini ifade ediyor, güzel görüşler var, güzel telkinler var, bunların hepsini takip ediyoruz. Bütün stratejimiz bu işi en dar alanda tutmak. Niye? Türkiye'nin çıkarına da onun için.

Nisanda cumhurbaşkanlığı seçimi var.

Seçim ne zaman? Nisan ayında. Makul bir süre kala her şey ortaya çıkar. Ama eğer böyle hareket etmeseydik, geçen seneden cumhurbaşkanlığı seçiminin içine girerdik. Hepimizin konuştuğu tek bir konu olurdu: Cumhurbaşkanlığı seçimi nasıl olacak? Ama diğer işlerimizden ister istemez bizi alıkoyardı.

Muhalefet, Türkiye'de siyasetin koşulları ağırlaştırabilir mi?

Türkiye, açık bir toplum. Muhalefet, Meclis içinde de dışarıda da olabilir. Kanunlara uygun her türlü görüş beyan edilebilir. İster sevelim ister sevmeyelim... Bu konularda söyleyeceğim şu: Başbakan çok açık konuştu, onun söyleyeceklerine ilave etmek istemiyorum. Söyledikleri ortak anlayışımızdır.

Muhalefet sertleşirse, birtakım kanun dışı işler yapmak isterse, sokaklara dökülürse?..

Sokağa dökülürse kendisini yıpratır. Kanun dışı kim, ne yapabilir? Kimse bir şey yapamaz. Kanun dışı lafı, ayrı bir laf. Kimsenin gücü yetmez. Ne demek kanun dışı? Kanun dışı bir şeyi ben de yapamam. Ne ben ne başbakan ne Cumhurbaşkanı ne asker ne sivil yapabilir. Hiç kimse yapamaz. Kanun dışı... Bunlar söz konusu değil.

Ara rejim bekleyenler olabilir...

Olabilir. Onlar o hayallerle yaşarlar.

Muhalefetin sertleşme ihtimalini nasıl görüyorsunuz?

Kendileri bilir. Kendi kendilerine zarar verirler.

Başbakan, cumhurbaşkanlığı seçimi için 'uzlaşma arayacağız' dedi. Nasıl olacak bu?

Başbakan ne dediyse... Hem Başbakan hem genel başkanımız. Bu konularda daha fazla bir şey söylemek istemem ben doğrusu.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde bir provokasyon ihtimali görüyor musunuz?

Türkiye'de her zaman olabilir. Bence önceki yıllara göre Türkiye daha normal bir ülke. Bu tip anormal olanları, marjinal düşünceleri gündemde tutmanın bir anlamı yok. Gündemde tutarsanız, 2007 yılı kayıp yıl olur. Bizim karşımızda geliştirilen stratejilerin tuzağına asla düşmeyeceğiz.

Almanya, imzasını şereflendirmek için sadakatini gösterir

1 Ocak'ta Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığını Almanya devralıyor. Türkiye'nin Almanya'dan beklentileri neler?

Almanya, AB'nin kurucu üyesi, birçok kararın arkasındaki ülke. O bakımdan güçlü hareket edeceklerdir. Türkiye ile Almanya'nın ikili ilişkileri, çok boyutlu, çok girift. Böyle bir ülke, Türkiye ile ilgili AB meselelerini götürürken çok daha dikkatli olacaktır. Türkiye meselelerine daha vakıf oldukları için daha sorumlu hareket edeceklerdir. Bayan Merkel'in (başbakan) partisinin farklı görüşleri olsa, bunları dillendirse de, Almanya devleti olarak attığımız imzalara daima sadık kalacağız der. Bizim ne düşündüğümüzü çok iyi biliyor. Almanya, attığı imzayı şereflendirmek için sadakatini gösterecektir. Bunda bir tereddüdümüz yok. Almanya'da bir koalisyon hükümeti var. Diğer kanat, Steinmeier tarafından temsil ediliyor; o da Schröder'in (bir önceki başbakan) politikalarını aynen takip ediyor.

22 Ocak'ta yapılacak dışişleri bakanları toplantısında Kuzey Kıbrıs'la ilgili tüzük görüşülecek. Nedir beklentiniz?

Aldıkları kararın detaylarını, Kıbrıs Türklerine karşı sorumluluklarını nasıl yerine getireceklerinin detaylarını görmek istiyorum.

Beklentileriniz gerçekleşirse, Türkiye limanları Rumlara açacak mı?

Çok önceden söyledik: Kıbrıs Türklerine yapılan haksızlıklara son verin, biz de Gümrük Birliği'ni Rumlara daha geniş uygularız. Bunu yaparız. Rumların birkaç gemisinin Türkiye'ye gelmesinin bir önemi yok. Rumlarla Türkiye'nin yapacağı ticarette, Türk ekonomisi Rum Kesimi'ni istila eder.

Tanıma anlamına gelir mi?

Tanıma anlamında bir şey söz konusu değil. Geçerliliği olsa, keşke olsa... Kıbrıs Türk gemileri Pire'ye gittiğinde Kıbrıs Türkleri de tanınmış olur. Mesele zaten kökünden çözülür.

Türkiye, K.Irak'taki PKK varlığına son verilmesi için temmuzda "Sabrımız taşıyor." dedi. 'Sınır ötesi operasyon' ihtimalinden bahsedildi. ABD, terörle mücadele özel temsilcisi General Ralston'a "Bizi oyalamayın." dediniz. Türkiye'nin sabrı yine taşıyor mu?

Terörle mücadele uzun soluklu bir iş. Bir harekette olacak olsaydı, Türkiye 20 sene bu mesele ile uğraşmazdı. Şimdiye kadar Türkiye kendi gücüyle uğraşırken, dostlarından yardım gelmiyordu. Terörle mücadele bizim birinci sorumluluğumuzdur. Terörle mücadeleyi hangi ülke olursa olsun kimseye havale etmeyiz. Tabii ki bütün gücümüzle mücadele ederken, müttefiklerimizin de, dostlarımızın da yardım etme mecburiyeti vardır, işbirliği yapma mecburiyeti vardır. Bunu maksimum seviyede sağlamaya çalışıyoruz.

Beklentiler karşılandı mı?

Beklentilerimiz daha fazla şüphesiz. Bazı şeyler yapılmaktadır; ama beklentimizin altındadır. Bunları ABD'liler de, kendileri de görmeye başladı. Bu önemli bir şeydir. Onların farkına vardırtmak önemli bir şeydir. Bu konuda daha çok çalışmamız gerekiyor.

Sünni-Şii çatışmasını ne insanlar affeder ne de Allah

İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Ankara ziyareti ardından Başbakan Erdoğan'ın yaptığı açıklamalar var. Türkiye, Filistin'de erken seçime karşı çıktı. Bu da herkesi şaşırttı. Fikir ayrılığı mı var?

Biz kendi gördüklerimize ve orijinal fikirlerimize dayalı bir politika takip ediyoruz. Herhangi birinin ne taşeronuyuz ne de empoze ettiği işleri yapıyoruz. Düşüncelerimizi herkesle paylaşıyoruz. Komşu ülkelerle, müttefiklerle daha çok paylaşıyoruz. Ortadoğu sorununun çözümü için ABD'nin etkinliği her şeyin önünde gelir. ABD'nin aktif olmadığı bir barış planının netice vermeyeceğini de gerçekçi olarak görüyoruz. Bütün çalışmalarımızı, görüşlerimizi herkesle paylaşıyoruz. Blair de dinledi. O da eminim ki faydalanmıştır. Bölgenin geçmişini, tarihini, asabiyetlerini bilen bir ülkeyiz. Bizim tahlillerimiz bazılarından daha sağlıklı ve daha doğru oluyor. İlk etapta bunu kabullenemiyorlar; ama daha sonra bunların ne kadar geçerli olduğunu görüyorlar.

Çatışmaların önlenmesi için Ankara ne yapıyor?

Haniye (Filistin Başbakanı) ve Abbas (Filistin Devlet Başkanı) ile telefon görüşmelerinde bulundum, açık telkinlerim oldu. En son görmek isteğimiz şey çatışmadır. Doğu-Batı gerginliği, medeniyetler çatışması, Doğu ile Batı'nın tekrar karşı karşıya gelmesi korkusu hepimizde hakim. Biz buna konsantre olalım, buna tedbir alalım derken, Doğu'nun kendi içinde çatışması ve bir kırılma noktası ortaya çıkıyor. Bu, kendi bölgemizde oluyor. Bunun önlenmesi için erken tedbirlerin alınması gerekiyor. Doğu, eğer böyle bir açmazın içine düşerse, ne insanlar ne de sonunda genellikle İslam dünyasının içinde olduğu için Allah affeder. Irak'ın, Lübnan'ın, Filistin'in içerisinde yaşananlar ve bunların bütün bölgeye yansıması var. Şii-Sünni gibi böyle bir hat ortaya çıkarma gayreti içinde olan gruplar var. Bu, Doğu ya da İslam dünyası için çok büyük gaflet olur. Bölgenin siyasetçileri, yöneticileri, böyle bir tuzağın içine düşerlerse, çok büyük bir kâbus olur. Bunun kokularını gördüğümüz için önlemeye dönük ve böyle çıkmazın içerisine düşmemek için büyük bir gayret içerisindeyiz.

Bir Şii kuşağından, Şii-Sünni çatışmasından, böyle bir tehlikeden bahsediliyor?

Söylemde dikkatli olunması gerekir. Böyle bir bloklaşma, İslam dünyasının, bütün bölgenin utanacağı yeni bir manzara ortaya çıkartır. Kimsenin böyle bir ayrışmaya düşmemesi gerekir. Belki sahada daha da küçük politikacılar, yöneticiler, böyle bir asabiyetle hareket edebilirler, mezhep asabiyetleri ile hareket edebilirler. Bunları hemen söndürmek lazım. Biz doğrusu bundan çok tedirginiz. Önlemek için de epey çalışmalarımız olacak.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious