Köşk yolunda senaryolar

  • Giriş : 05.04.2007 / 00:00:00

Bugüne kadar Köşk için 4 senaryo dile getirildi

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bu şıkları tek tek inceleyelim...

Her ne kadar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığına kesin gözüyle bakılıyor olsa da, bugüne kadar Çankaya için kabaca dört ayrı senaryo dile getirildi. Bunları gerçekleşme ihtimallerine göre sıralayacak olursak:

1- Yüksek yargı organlarından (Yargıtay Birinci Başkanı Osman Arslan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu gibi) veya emekli askerlerden (Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök gibi) “tarafsız” bir isim.

2- Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdüllatif Şener gibi Milli Görüş kökenli, eşleri başörtülü olan “yüksek profilli” bir AKP’li.

3- Mehmet Aydın, Vecdi Gönül, Beşir Atalay gibi eşleri başörtülü olmayan AKP’li “sembolik ve düşük profilli” bir bakan. Bu gruba Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’yu da ekleyenler var.

4- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan.

Bu şıkları inceleyelim.

Dışardan “tarafsız” cumhurbaşkanı: AKP’den herhangi bir ismin “rejim krizi”ne yol açacağı tespitinin ürünü olan bu formül, doğal olarak AKP dışında telaffuz edildi ve iktidar partisine dayatılmak istendi. Zaman zaman, adları verilmeyen bazı AKP’lilerin de sıcak baktığı ileri sürülmesine rağmen bu seçeneğin gerçekleşme şansı hiç yok gibi.

Çünkü bu formül akla Ahmet Necdet Sezer’i getiriyor. Halbuki bugünkü Meclis ile 2000 yılında Sezer’i seçmiş olan Meclis’in kompozisyonu arasında çok büyük bir fark var. Tek başına istediği kişiyi seçebilecek olan AKP’nin, başından beri şikayetçi olduğu Sezer’in bir benzerini Cumhurbaşkanı yapması pek akla yatkın değil.

Kısacası, AKP’lilerin “rejim krizi” çözme iddiasındaki bu formüle, tam tersine kendilerini gereksiz krizlere sürükleyeceği, icraatlarının önünde engel olacağı için yanaşmaları zor.

“Yüksek profilli” AKP’li cumhurbaşkanı: Her ne kadar Deniz Baykal adını ima etmiş olsa da Abdüllatif Şener’i bu listeden çıkarmak daha doğru olabilir. Kendisi zaten aday olmayacağını ilan etti. Son dönemlerde üst üste, AKP’li olmayan çevrelerin hoşuna gidecek çıkışlar yapması nedeniyle kendi partisi de Şener’i Cumhurbaşkanı görmek istemeyebilir.

Erdoğan aday olmazsa Arınç’ın Çankaya’ya talip olacağını biliyoruz, ama ikinci isim olarak adı sık sık zikredilen Gül’den ne olumlu, ne olumsuz hiçbir açıklama duymadık.

Devletin “laikliğe duyarlı” diğer kurumlarının ve toplumda AKP’ye uzak kesimlerin Erdoğan’dan ziyade Gül’ü tercih edebilecekleri yazıldı çizildi, ama bunu kanıtlayabilecek elimizde herhangi bir somut veri yok.

Öte yandan, Erdoğan’ın olmaması durumunda, AKP’den ürken çevrelerin Arınç’a çok soğuk, Gül’e nispeten daha sıcak yaklaşacakları bir sır değil. Ama unutmamak lazım ki, seçimi “AKP’den ürken çevreler” değil, AKP’liler yapacak. Tercihlerini yaparken, kendilerinden ürkenlerin beklentilerini ne derece kaale alacaklarını kestiremiyoruz.

Bu formülün AKP için en cazip yanı, ilerde hükümeti kaybetmeleri durumunda Çankaya’daki güçlü bir ismin de yardımıyla etkili bir muhalefet yapabilmelerine imkan sağlayacak olmasıdır. Formülün en sorunlu tarafı da, Gül ya da Arınç, yeni cumhurbaşkanının, sandıktan yine tek başına AKP hükümeti çıkması durumunda Başbakan Erdoğan ile nasıl bir ilişki kuracağıdır. Çünkü bu iki isimden hiçbirinin “noter katipliği” yapması söz konusu olamaz. Öyle olsalardı bugünkü konumlarına ulaşamazlardı.

“Düşük profilli” AKP’li cumhurbaşkanı: Çankaya’da “başörtüsü krizi”ni aşmak için geliştirilmiş olan bu formülün gerçekleşme şansı gün geçtikçe azalıyor. Her şey bir yana, AKP’lilerin, ilerde hükümeti kaybetme ihtimalini hesaplayarak, Çankaya’ya “zayıf” bir isim yollamaya sıcak bakmayacakları açıktır.

Kaldı ki ilk bakışta “en az sorunlu” gözüken bu seçeneğin aslında en risklilerden biri olduğu söylenebilir. Çünkü çok kişi tarafından, “AKP’nin kuklası” muamelesi yapılacağı için bu cumhurbaşkanının başından itibaren fazla ağırlığı olmayacaktır. Çankaya böylelikle iyice sembolik bir durum kazanınca AKP hükümetinin etkisi daha da artacaktır.

Düşük profilli Cumhurbaşkanı siyasi ağırlığını artırmak istediğinde, hükümetle arasına mesafe koymak zorunda kalacak. Böyle bir durumda hem AKP’lilerin öfkesiyle karşılaşacak, hem de AKP’li olmayanları tam olarak ikna edemeyecek, “takiye” yapmakla suçlanacak.

Erdoğan cumhurbaşkanı: Başbakan’ın Çankaya’ya çıkmasının rejim ve toplum içinde doğurabileceği krizler üzerine çok şey yazıldı çizildi ama bu durumda AKP’yi nasıl bir geleceğin beklediği üzerine çok fazla söz edilmedi.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması durumunda başta dış politika konuları olmak üzere çok aktif olacağı, hatta sık sık bakanlar kurulunu yöneteceği söyleniyor. Mümkündür, ama kimse onun yerine AKP Genel Başkanı ve dolayısıyla başbakan olması kesin olan Abdullah Gül’ün “pasif” kalmasını beklemesin. Hatta Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması durumunda Gül’e ek olarak Arınç’ın da kendi özerkliğini daha da güçlendirmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Doğrudur, Erdoğan-Gül-Arınç uzun bir süre kader birliği ettiler, birbirlerine destek oldular, birbirlerinin açıklarını kapattılar. Ama bunların herbirinin AKP içinde ayrı özgül ağırlıkları vardır ve aralarındaki farklar, aynı çatı altında olmaktan çıktıkları andan itibaren daha net olarak ortaya çıkabilir.

Olabilecekleri az buçuk kestirebilmek için Erdoğan’ın yasaklı, Gül’ün başbakan olduğu günleri hatırlayalım. Seçimlerin hemen ardından iki lider ayrı ayrı veya birlikte AB konusunda çok yoğun bir mekik diplomasisi başlatmışlardı. Hatta Aralık 2002’deki Kopenhag Zirvesi’ne ikisi de katılmıştı.

Ne var ki ABD’nin Irak politikaları söz konusu olduğunda, Gül ile Erdoğan AB konusundaki uyumlarını tam olarak tekrarlayamadılar. Erdoğan alenen ABD liderliğindeki koalisyon içinde yer almayı savunurken Gül epey ayak sürüdü. Erdoğan’ın Cüneyd Zapsu, Ömer Çelik, Egemen Bağış gibi danışmanları, Irak işgalinin mimarı Amerikan neo-conlara “tam garanti” verirken, Gül’ün bakanları ve bürokratları Amerikan yönetimiyle kıran kırana pazarlık yürüttüler.

AKP TBMM Grubu’nda Erdoğan’a yakın isimler tezkereye destek için Erdoğan’ın talimatlarını tebliğ ederken, Gül’e yakın bazı isimler, Arınç’cı bilinen diğer vekillerle birlikte tezkere karşıtı kampanya yürüttüler.

AKP iktidarı bize Erdoğan-Gül ve Arınç’ın genel olarak uyumlu hareket ettiklerini gösterdi. Ancak aynı uyumu, bu üç ismin yakın halkaları arasında göremiyoruz. Örneğin Prof. Ahmet Davutoğlu dışında, bu üçlüyü bir arada tutan pek fazla danışman yok.

Sonuçta şu sorular çok önemli:

1) Erdoğan Köşk’e çıkarsa yakın çalışma arkadaşları ne olacak? Onları da yanında mı götürecek?

2) Genel seçimler için AKP listelerine son halini kim verecek?

3) AKP’nin bir sonraki kongresinde kaç aday, kaç liste yarışacak?

4) AKP içinde bundan böyle “Erdoğan’cı”, “Gül’cü” gibi fraksiyonlaşmanın önü nasıl alınabilecek?

Sonuç olarak, kimileri Çankaya, hükümet ve TBMM’nin, AKP’nin üç ağır topunun denetimine girecek olmasının Türkiye’nin laikliğini ortadan kaldıracağını ileri sürüyor.

Birçok İslamcı da, laik çevrelerin bu kaygılarının doğru çıkması için dua ediyor.

Bense böylesi bir gelişmenin, tam tersine Türkiye’nin İslami hareketini iyice etkisizleştirebileceğini düşünüyorum.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious