Köyünde kalana para

  • Giriş : 10.07.2006 / 00:00:00

Tarım Bakanı Mehdi Eker köyden kente göçü önleyecek projeleri açıkladı.BUna göre,köyünde kalana devlet, kesenin ağzını açacak.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Önümüzdeki dönemde bu projelerin artacağını kaydeden Bakan Eker, öncelikle köyden kente göç sorununa neşter atacaklarını vurguladı.

Tarım Bakanı Eker, geçtiğimiz yıl 900 bin civarında insanın tarım sektöründe çıktığını belirterek, bu insanları istihdam etmek için kısa, orta ve uzun vadeli proje hazırladıklarını söyledi... Yıllardır konuşulmasına rağmen bir türlü önlenemeyen köyden kente göçün önüne geçmek ve tarım sektörünün pazarlama sorununu aşmak için Köy Bazlı Katılımcı Yatırım Programı ve Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Destekleme Projeleri’nin hayata geçirildiğini vurgulayan Bakan Eker, “Burada şunu sağlıyoruz, çiftçi şirketleri veya üretici birlikleri ve kooperatifler kendi bölgelerindeki kırsal alanlardaki tarımsal, bitkisel veya hayvansal ürünleri ürettikleri ve onlarla ilgili bir ekonomik yatırım yaptıkları takdirde biz bunun yarısını hibe olarak karşılıyoruz. Yani, kırsal alanda yaşayan insanın ekonomik durumunu daha iyi hale getirerek, onu bir ekonomik aktivitenin içine yerleştirerek, oradan göç etmesini önleyeceğiz” dedi.

BİR TAŞLA İKİ KUŞ

Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Projesi’nin iki temel amacının bulunduğunu vurgulayan Bakan Eker, projeyle öncelikle üretilen tarımsal ve hayvansal değerlerin katma değerini, yani pazar değerini artırmayı hedeflediklerini, ikinci olarak da kırsal nüfusun bulunduğu yerde ikamet etmesini sağlama amacı taşıdığını söyledi. Hükümetin, proje için 280 trilyon kaynak ayırdığını belirten Eker, “Siz köyde yaşıyorsunuz, ama sizin toprağınız yok, kendi başınıza üretim yapıp, karnınızı doyuramıyorsunuz. Biz şahısların bir araya gelerek, tesis kurmasını teşvik ediyoruz. Şahıslara sadece 17 bin 500 YTL veriyoruz. Kooperatif, şirket ve birliklere 125 bin dolarını hibe ediyoruz. Eğer proje, özel idare ile birlikte altyapı yatırımı içeriyorsa, mesela damla sulama sistemi, yani modern bir sulama sistemi olursa, o taktirde 225 bin dolarlık hibe veriyoruz” açıklamasında bulundu.

PROJELER UYGULAMAYA GİRDİ

Kırsal Kalkınma Projeleri’nin uygulamaya girmeye başladığını kaydeden Eker, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sizin soğutma sisteminiz yoksa o zaman meyve ve sebzeyi dalında pazarlamak zorundasınız. Dalında satarsanız, bunu çok ucuz bir fiyata vermek zorunda kalırsınız. Ama depoya koyup, uzun süre saklayabilirsiniz, o zaman pazarın durumuna göre ürününüzü pahalıya satarsınız. Böylece üretici mağdur olmayacak. Ayrıca, o tür ambalaj, paketleme tesislerinde 60-70 kişi çalışacak. Böylece hem göç engellenecek, hem de bu ürünleri daha iyi bir fiyata satma, daha yüksek fiyata pazarlama şansımız olacak. Süt ürünlerinin depolanması için soğutma tankının kurulması, mısırın kurutulması gibi yatırımların hepsi bunun içine giriyor.”

PARAMIZ VAR PROJE BEKLİYORUZ

Şu ana kadar projeden faydalanmak için 605 projenin kendilerine ulaştığını kaydeden Eker, “Biz hesapladık, bu projelerin hepsine biz para aktarsak bile bizim kaynağımız kalıyor. Bunun üzerine süreyi uzattık, ama millet ne olduğunu tam anlayamadı. Biz bütün illerde bunun toplantılarını yaptık, ilçelerde yaptık. Ziraat odalarına bildirdik, çiftçi birliklerine bunlar anlatıldı. Broşürler dağıtıldı. Ama medya ilgi göstermedi” sözleriyle siteminde bulundu.

KÖYLÜ BAŞKA ÇİFTÇİ BAŞKA

Türkiye’de çiftçi ile köylünün aynı kişi kabul edilmesini de eleştiren Bakan Eker, şöyle devam etti: “Çiftçi ile köylü aynı kişi değil. Kırsal alanda yaşayan herkes köylü, fakat kırsal alanda yaşayan herkes çiftçi değildir. Şimdi ikisinin aynı olduğunun kabul edilmesi ikisine uygulanan politikanın da aynı olmasını gerektiriyor. İkisine uygulanan politika aynı olunca, köylü köylülükten çiftçiliğe terfi edememiş, çiftçi uluslararası pazarlarla entegre olamamış. Sonuçta herkes bir sosyal politika uygulama alanının bir unsuru haline getirilmiş. İşte benim söylediğim Kırsal Kalkınma Desteği bu ayrımı yapmaya dönük bir projedir.”

Tanıtım için ‘Tarım TV’

“Ne yazık ki, Tarım Bakanlığı olarak kendimizi anlatmakta güçlük çekiyoruz” diyen Bakan Eker, “O yüzden Tarım TV’yi kuracağız. Son hazırlıklar yapıldı. Biz TRT’yi öncelikle düşünüyoruz. Oradan bir kanal kiralayacağız. Onların kararını bekliyoruz. Günde 5-6 saat sabah ve akşam saatlerinde yayın yapacağız. TRT’yi istememizin sebebi yaygın bir yayın alanına sahip olmasından kaynaklanıyor. Bu yılın sonunda yayına girmesini hedefliyoruz. TRT olmasa bile başka bir formül bulacağız” açıklamasında bulundu.

Sigorta priminin yarısı devletten.

Türk tarımında ilk olarak Devlet Destekli Tarım Sigortaları uygulamasını 1 Haziran’da birinci poliçeleri keserek başlattıklarını vurgulayan Eker, şunları kaydetti: “Tarım Sigortası’nda bir ayda 2 bin tane poliçe kestik. Sigorta poliçe bedelinin yarısını biz ödüyoruz. Gerçek destek bu. 2006 yılı için sigortaya verelim diye, destekleme bütçesine 200 milyon YTL para koyduk. 100 dekar buğday ekili toprağı olan çiftçinin sigorta priminin bedeli risk alanına göre 150 ile 850 YTL arasında değişecek. Bu bedelin yarısını biz karşılayacağız. Yine süt sığırcılığı yapılan bir işletmede sığır başına prim miktarı 75 ile 300 YTL arasında değişecek, 10 bin YTL hasılat beklenen bir meyve bahçesinin prim miktarı ise 400 ile 1000 YTL arasında olacak. Bütün bunların yarısı da yine devlet tarafından karşılanacak”

Ürünlerin genetik haritası çıkıyor.

“Türk tarımının temel sorunlarına kalıcı bir çözüm üretmek amacıyla Havza Bazlı Üretim Modeli getiriyoruz” diyen Bakan Eker, “Türkiye, üretilen ürünler bakımından 24 farklı tarım havzasından oluşuyor. Biz her bir havzadaki optimum verimlikteki ürün desenini belirleyeceğiz” dedi. Eker, şöyle devam etti: “Bunun anlamı şu, iklim, topoğrafya, yani arazinin engebesi, toprak özellikleri ve orada mevcut geleneksel ürünler, bu dört parametreyi birleştireceğiz. Böylece Türkiye için, 24 havzada en yüksek verimlilik hangi üründe ise ortaya çıkacak. Bunu tespit edince, bu kez diyeceğiz ki; biz tarımsal desteği, örneğin Çukurova’da buğday ekene vermeyeceğiz. Orada pamuk ekene vereceğiz. Çünkü o orada daha önemli. Trakya’da ayçiçeğine vereceğiz. Doğu’da hayvancılığa vereceğiz. Karadeniz’de mısıra vereceğiz. Bunun ilk örneğini Doğu Anadolu’da besicilikle ilgili yapacağız.”

DİPLOMALI ÇOBAN DÖNEMİ

Türkiye‘de tarım işçisi ile hayvancılık işçisinin yaptıkları işi bilmediğini vurgulayan Eker, şöyle konuştu: “Adam hayvancılık yapıyor, ama hayvan nasıl besleniyor, sığır nasıl sağılır, ot nasıl biçilir bilmiyor. Örneğin adam çiftçi geçiniyor ama biçer döver kullanımını bilmiyor. Sadece biçer döverin yanlış kullanılmasından dolayı milyonlarca ton buğday israf oluyor. Biz bundan yola çıkarak sertifikalı tarım işçiliği dönemini başlattık. Çalışma Bakanlığı ile protokol imzalayarak, insanları kurslara alarak eğitmeye başladık. İhale şartlarımıza da sertifikalı tarım işçisi çalıştırma zorunluluğu getirdik. Böylece hem vatandaş iş bulacak. Hem de sektörde verimlilik artacak.”

Un ticaretinde lideriz.

Sertifikalı tohum kullanımının yaygınlaştırılması ve süne mücadelesinde sağlanan başarılar sonucu, hububatta verim ve kalitenin arttığını belirten Bakan Eker, “Son 3.5 yılda hububat üretimi yüzde 20 artarken, Türkiye 2005 yılında ilk defa yerli ürün kullanarak dünya un ticaretinde lider oldu. Uçakla süne mücadelesini kaldırmamızı eleştirenler var. Oysa uçakla süne mücadelesi yapıldığında engini dana oranı hiçbir zaman yüzde 4’ün altına düşmüyordu. Şu anda yüzde 0.5 kayıbımız var. Onun için buğdayda kalite arttı ve ithalat durdu” dedi.

HAZİNE ZARARI AZALACAK

Bu yıl hububat alımında farklı bir yöntem izlediklerini kaydeden Bakan, “Biz TMO olarak buğday alış ve satış fiyatlarını birlikte açıkladık. Böyle olunca buğday borsası fiyatları yüksek olduğu için vatandaş buğdayını oraya satıyor. Bu ne demek bu yıl Hazine zararı az olacak demektir. Eskiden tüccar piyasaya girmiyordu. Fiyatların en yüksek olduğu zamanda piyasaya buğday satıyordu. Biz şu ana kadar 568 bin ton buğday satın almışız” diye konuştu.

‘NAR’I TEŞVİK EDİYORUZ

“Nar suyu bir anda popüler oldu” diyen Eker, “Biz Atatürk Orman Çiftliği olarak nar suyu üretiyoruz. Üretim bölgelerine, ‘nara talep var, ne kadar olursa gider, nar yetiştirin’ diyoruz. Ayrıca nar yetiştirenlere de dekar başına 300 YTL destek veriyoruz. Yalnız nara değil, zeytine de diğer meyvelere de destek veriyoruz” açıklamasını yaptı.

AB zorluklarını aşarız.

“AB işi, ucu sonsuz bir satranç oyunu gibi, bu gece ve her gece oynanır” yorumunu yapan Eker, şöyle devam etti: “Birisi bir şey söyledi, diye bitmez. Nisan ayında biz ayrıntılı taramayı bitirdik. Şu anda müzakere pozisyon belgesini hazırlıyoruz. O belge hazırlandıktan sonra AB’ye vereceğiz.

Ondan sonra bakıyorlar, hazırsanız müzakereler başlıyor. Tarım faslının zor olacağı bir gerçektir. Bu tarımın tabiatından kaynaklanıyor. Çünkü tarım o ülkenin coğrafi şartlarına bağlı olduğu için her ülke için ayrı bir özellik taşıyor. AB’ye üye olan her ülke için zor olmuştur. Mesela İngilizler için de, İspanyollar için de, Portekizler için de zor oldu. Tarım başlığı zor bir başlık diye, ilk 6 ülke dışında sonradan üye olan hiçbir üye ülke AB sürecinde geri adım atmadı. Herkes o zorlukları aştı ve üye oldu. Dolayısıyla bizim için de durum farklı olmayacak.”

TARIMDA AVANTAJLARIMIZ VAR

Türkiye’nin coğrafi avantajlarının olduğunu vurgulayan Tarım Bakanı, “Belirli bir iklim kuşağında bulunmamızdan dolayı, belirli ürünlerde üretim avantajımız var. Meyve ve sebze de AB ülkelerinin hepsinden daha avantajlıyız. İkincisi AB, giderek organik tarıma önem veriyor. Bizim topraklarımız kimyasallar bakımından AB ülkelerine göre daha az kirlenmiş veya kirlenmemiş. Dolayısıyla geniş bir organik tarım imkânlarımız var. Organik tarım yapan yatırımcıların yüzde 60’ına kredilendirme desteği veriyoruz. Bunun dışında destekleme programımız içinde bir takım desteklerimiz var. Sadece organik tarım bile AB karşısında bize önemli bir avantaj sağlayabilir” diye konuştu.



Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious