Kral neden Türkiye'de?

  • Giriş : 08.08.2006 / 00:00:00

İşte Kral Abdullah’ın ziyaretinin perde arkası

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


“Suudi Arabistan ve Türkiye, İslam Konferansı Örgütü içinde iki büyük devlettir. Ortadoğu bölgesinde etkili iki ülkedir. Her ikisi de bölgenin istikrarı ve kalkınmasıyla doğrudan ilgilidir.”

Ortadoğu bölgesi de -kaderi olduğu üzere- bu olayların göbeğinde yer alıyor ve sadece bölgeyi değil, bütün dünyayı saracak hatta üçüncü dünya savaşına yol açacak barut fıçısı adeta.

Bölge gelişmelerinin zirvesinde ise İsrail’in Lübnan’a yönelik 4 haftadır kesintisiz süren saldırıları yer almakta. Ve bu saldırıların yol açtığı yüzlerce insanın öldüğü binlercesinin yaralandığı insanlık, maddi ve çevre felaketleri.

İsrail’in Filistinlilere yönelik Gazze ve Batı Şeria’daki vahşi politikaları durmadı; aksine bu politikalar beşeri, kültürel, siyasi ve ekonomik olarak Filistin kimliğini eritmeye çalışan saldırgan bir siyasetin devamı oldu.

İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer programıyla ilgili İran-ABD ve Avrupa gerginliği kuru-yaş her şeyi yakıp yıkacak bir savaş uyarısında bulunuyor. Taraflar arasındaki karşılıklı tehditlerin gölgesinde bu savaş sadece bölgede değil, bütün dünyada kaosa sebebiyet verebilir.

Irak’taki ABD işgali ve bu işgalin Irak’ın güvenlik, siyasi, beşeri, ekonomik ve sosyal şartları üzerindeki olumsuz yansımaları sonucu Irak bugün günlük öldürmenin, yıkımın ve güvenlik çıkmazının merkezi haline geldi. Bu durum olumsuzluklarıyla bütün bölge ülkelerine yansımakta.

Petrolü Azerbeycan, Gürcistan ve Türkiye aracılığıyla Hazar Denizi’nden Akdeniz üzerindeki Türk Ceyhan limanına taşıyacak Bakü-Ceyhan boru hattının geçenlerde açılışı yapıldı.

Bu hat ABD, Rusya, İran, Azerbeycan, Gürcistan ve doğal olarak Türkiye gibi ülkeler arasında büyük anlaşmazlık ekseni oluşturmuştu. Bu hat Ortadoğu’daki petrolü taşıma ve pazarlama noktasında ayırt edici bir gösterge oluşturuyor ve ilgili ülkeler açısından olumlu ve olumsuz yansımaları olacaktır.

Bu gelişmeler ve kavurucu şartlar çerçevesinde Haremüşşerif’in hizmetkarı Kral Abdullah Bin Abdulaziz’in Türkiye ziyareti ne getirebilir?

Bu ziyarette dikkat edilmesi gereken etkenlerin en önemlisi, ziyaretin Suudi yönetiminin bir çok coğrafyada, siyasi, ekonomik, kültürel ve eğitim pusulasında çeşitlilik arz eden son resmi ziyaretleri dizisi bağlamında gerçekleşmiş olması.

Bu ziyaretler bir çok ülkeyi ve bölgeyi kapsadı; bütün alanlarda ve hayati düzeylerde işbirliği ve fikir alışverişlerinde bulunuldu. Doğuda Çin’den Japonya, Hindistan, Singapur, Pakistan ve Malezya’ya; batıdan Fransa, Almanya ve ABD’ye yapılan bütün bu ziyaretler Suudi Arabistan’ın uluslararası çıkarlarını gerçekleştirmeye çalıştığı oranda etkin ülkelerle işbirliği değerlerini, bölgesel ve uluslararası diyaloğu derinleştirmeyi hedefliyordu.

Krallığın Türkiye ziyareti de bu bağlamda gerçekleşiyor. Türkiye sahip olduğu siyasi, askeri, ekonomik ve jeopolitik ağırlığı sebebiyle bölgenin önemli ülkelerinden biri olarak görülmektedir ve Suudi Arabistan’la bir çok çıkarda, ulusal, İslami, bölgesel ve uluslararası sorunlarda ortak hareket etmektedir.

Suudi Arabistan ve Türkiye, İslam Konferansı Örgütü içinde iki büyük devlettir. Ortadoğu bölgesinde etkili iki ülkedir. Her ikisi de bölgenin istikrarı ve kalkınmasıyla doğrudan ilgilidir. Rusya, Çin, ABD ve Fransa gibi süper devletlerin faaliyetleriyle sağlam ve etkili ilişkilere sahiptir.

İkili ilişkiler bağlamında ziyaret Suudi Arabistan ile Türkiye Cumhuriyeti arasında 6 işbirliği anlaşmasına sahne olacaktır. Bu anlaşmalar ticari, kültürel, sanayi ve sağlık alanlarında işbirliği ufuklarını kapsamaktadır. Bölgesel düzeyde ise, Ortadoğu’daki kavurucu şartlar ziyaret ajandasının ilk sırasında yer alacaktır.

Türkiye Irak’ın kuzey komşusu, Suudi Arabistan ise güney ve batı komşusudur. Her ikisi de Irak’ın güvenlik ve siyasi istikrarıyla ilgilidir. Suudi-Türk uyumu Irak’ın şartlarında geçişe ve karakteristik gelişime olumlu yansıyacaktır.

Yine Suudi Arabistan ve Türkiye’nin uluslararası siyasi ağırlıkları ve etkin uluslararası güçlerle ilişkileri kanalıyla Lübnan ve Filistin olaylarında olumlu dönüşüm yaratma gücü büyüktür.

Bu ise Filistin topraklarındaki Filistin haklarının verilmesi, Lübnan’a sükunet ve istikrarın getirilmesi, saldırgan İsrail devletinin bütün insani ve uluslararası kuralları, sözleşmeleri ve gelenekleri çiğneyen saldırılarını durdurmaya zorlanmasıyla mümkündür.

Türkiye’nin İsrail’le iyi ilişkileri vardır ve 1996 yılında imzaladığı bir güvenlik anlaşmasına sahiptir. Türk siyasetçilerinin özellikle de Recep Tayyip Erdoğan başkanlığından AKP liderliği gölgesinde İsrail’i, saldırıları durdurup siyasi yöntem ve araçlara başvurmasını sağlama imkanı vardır. Zira sorunun çözümü kesinle güç kullanarak askeri yöntemlerle olmaz.

İran-ABD ve Avrupa nükleer dosyası da Türkiye-Suudi Arabistan görüşmeleri ajandasında olacaktır. Tarafların geçen günler ve haftalar boyunca karşılıklı tehditleri sonrası diyalogdan ve müzakere masasından uzaklaşarak şiddet araçlarına başvurmakta ısrar etmesiyle olumsuz gelişim göstermesi durumunda Türkiye ve Suudi Arabistan bundan doğrudan etkileneceklerdir.

Her iki ülke de Ortadoğu’nun nükleer veya kitle imha silahlarından arındırılmasına önem vermektedirler. Ayrıca bütün evlatlarının ve ülkelerinin haklarının verilmesiyle bölge şartlarının istikrara kavuşmasını arzu etmektedirler.

Türkiye’nin İran’ın büyük komşusu, Arabistan’ın da İran’la tarihi ilişkileri olması sebebiyle barışçıl yollar ve yapıcı diyaloglar kanalıyla gerginliğinin hafifletilmesi ve çözümler bulunmasında katkılarının olacağına dair son zamanlarda somut karakteristik gelişmeler yaşanmıştır.

Türkiye ve Suudi Arabistan bölgenin en etkili iki büyük ülkesidir. Aralarındaki işbirliği ve eşgüdümün bölge ve halkları üzerinde olumlu yansımaları olacaktır.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious