Kubilay'dan bugüne gerekçe aynı

Kubilay'dan bugüne gerekçe aynı.10634
  • Giriş : 22.03.2008 / 23:06:00

Bugün yaşananları 1960 darbesine benzeten eski bakanlardan Hasan Celal Güzel, Kubilay olayından, A.Necdet Sezer'e kadar solun irtica terimini nasıl kullandığını anlattı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Eski bakanlardan Hasan Celal Güzel, ''1960 darbesini düzenleyen unsurlara baktığımızda, Türkiye'nin bugünkü haliyle benzerlikleri göreceksiniz'' dedi.

Hasan Celal Güzel, Eğitim-Bir-Sen ve Platform Adana tarafından düzenlenen ''Türkiye'de Demokrasi, İnsan Hakları ve Anayasa'' konulu panelde, Türkiye'de parti kapatmalarda en çok neden olarak ''irtica'' sorununun gündeme getirildiğini, 100 yıl önce de irtica söylemlerinin bulunduğunu vurguladı.

Türkiye'de hiçbir zaman irtica tehlikesinin olmadığını savunan Güzel, ''Laiklik karşıtı olmak, irtica tehlikesi, Türkiye'de egemenliğini devam ettirmek isteyen oligarşik azınlık güçlerin hep istismar ettiği uydurma halüsinasyonlardır'' dedi.

-''KUBİLAY OLAYI, 3 TANE SARHOŞUN, ESRARKEŞİN ORTAYA ATTIĞI...''-

Cumhuriyetin başlangıcından itibaren, ''tüm despotik rejimlerde olduğu gibi tek parti hegemonyasının gözlendiğini'' ileri süren Güzel, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Kubilay olayı, 3 tane sarhoşun, esrarkeşin ortaya attığı ve hala 'irtica olayı' olarak yıldönümünde anılan, sanki millet yapmış gibi, milletin başına kakılan bir olaydır. O olayı da ilave ederek Serbest Fırka kapatılır. O zaman Anayasa Mahkemesi gibi bir araca da gerek yoktu. İktidar kararıyla bu yapılabiliyordu. 1946'da Adnan Menderes ve arkadaşlarıyla Türkiye ilk defa Batılı anlamda çok partili rejime adım attı. 1946 seçimlerinde 'gizli oy, açık tasnif' yerine, 'açık oy, gizli tasnif' yapıldı. 1946'da jandarmalar, militan gruplar seçim sandıklarını kaçırdılar. Buna rağmen Demokrat Parti (DP) Meclis'e girmeyi başardı.''

-''TÜRKİYE DEMOKRASİSİ, PREMATÜRE BİR DEMOKRASİ DEĞİLDİR''-

Gerçek demokrasinin, 1950 seçimlerinde DP'nin tek başına iktidara gelmesi olduğunu ifade eden Güzel, şunları kaydetti:

''Türk demokrasisi, 58 yıllık geçmişe sahiptir, söylenildiği gibi yeni doğmuş, prematüre bir demokrasi değildir. 1958'de demokratik rejime geçmiş ülke sayısı 10'u geçmez zaten. 1950'de zihniyet inkılabı yapılmıştır, milletin milli ve manevi değerlerine saygı gösterilmiştir. Yöneticiler halkın ayağına gitmeye başlamıştır. Kapılar halka açılmıştır. Ülke dış dünyaya açılmıştır. Büyük bir sosyal ve ekonomik kalkınma hamlesi yapılmıştır. Ne yazık ki 27 Mayıs'ta darbe olmuştur. Bu darbenin arkasında, CHP'nin büyük rolü vardır. Milli Birlik Komitesi ile CHP'nin organik bağı olduğu sonradan ortaya çıkmıştır.''

-''YÜKSEK ADALET DİVANI ADIYLA, ALÇAKLARIN ALÇAĞI BİR MAHKEME...''-

Güzel, 1960'taki askeri müdahaleyi düzenleyen unsurlarla Türkiye'nin bugünkü durumu arasında benzerlikler olduğunu ileri sürerek, şöyle devam etti:

''Asker tahrik edilerek bir cunta kurulmuş ve siyasete müdahalesi sağlanmıştır. Yüksek yargı ve yargı organı siyasete alet edilmiştir. Yüksek Adalet Divanı adıyla, bence alçakların alçağı bir mahkeme kurulmuştur. Yassıada Mahkemesi tarafından, bu ülkeye yıllarca hizmet eden başta Menderes olmak üzere devlet adamları şehit edilmiştir. Medya tüm bunların cazgırlığını yapmıştır. Üniversite öğretim üyelerinin bir kısmı da bunu istismar etmiştir. Mükafatını da ara rejim döneminde bakanlık gibi makamlara oturarak almıştır. Türkiye'de jakoben, oligarşik hakimiyetin formülü budur. Bu formül şimdi tekrar karşınıza çıkıyor.''

-28 ŞUBAT-

Güzel, 28 Şubat 1997 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kimi gruplar tarafından tahrik edildiğini savunarak, tankların ''balans ayarı'' adı altında sokaklarda yürütüldüğünü söyledi.

Yüksek yargı kurumlarının da söz konusu tahriklere alet edildiğini ileri süren Güzel, ''Silahlı Kuvvetler içinde bulunan illegal Batı Çalışma Grubu cuntasının siyasete müdahalesi sağlanmış; bu, basın tarafından desteklenmiş, körüklenmiş ve yüksek yargı bunlara alet edilmiştir. Koca koca yüksek yargı mensuplarını, hakimleri, savcıları Genelkurmay brifinglerine davet etmişler, orada irtica dersleri vererek yönlendirmeye çalışmışlardır. Bu son dönemde de eski tip klasik müdahale dönemlerindeki cunta toplarının yerini artık bir kısım savcılar ve hakimler almıştır. Acı olan bu'' dedi.

-''SEZER, GİZLİ BİR CHP GENEL BAŞKANI GİBİ''-

AK Parti'nin, birçok konuda daha etkin ve reformcu tavır içinde olduğunu, demokratik ve özgürlükçü paketler çıkardığını belirten Güzel, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Sonunda Baykal, geçen ilkbahar aylarında sırf AK Parti'ye cumhurbaşkanını seçtirmemek için kolları sıvamıştır. Cumhurbaşkanlığı'nı 'son kalemiz' diye adlandırdı. Çünkü Ahmet Necdet Sezer gizli bir CHP Genel Başkanı gibi çalışmıştır. Yaptığı atamalar, vetolar, duruşu, tavrı ve laikliği jakoben yorumlamasından tutunda, her haliyle, hatta yüzünü ekşiterek çatık kaşlarıyla bakarak her haliyle milletin karşısında olmuştur. Baykal, Demokrat Parti, Serbest Fırka'yı nasıl kapatmışlarsa, aynı şekilde ortaya çıkmıştır, 'son kalemiz elden gitmesin' diyerek uğraşmıştır.''

Güzel, bu dönemde Anayasa Mahkemesi üzerine de baskı kurulduğunu, tehditte bulunulduğunu, Ordu tahrik edilerek 27 Nisan'da internet muhtırası verdirilmesinin sağlandığını savundu ve, ''Bir de Anayasa Mahkemesi bunu 9-2 bozmuştur. İşin tuhaf tarafı şudur. Basın da Ahmet Necdet Sezer'in 9 Anayasa Mahkemesi üyesini, rahmetli Özal'ın da 2 üyeyi atadığı, dolayısıyla skorun Futbol meselesi gibi 9-2 olduğunu ilan etmiştir. Hakikaten netice 9-2 olmuştur. Böyle bir ülkede Anayasa Mahkemesi'nin adaletine nasıl inanırsınız'' diye konuştu.

-AK PARTİ'NİN KAPATILMASI İSTEMİ-

Türkiye'de ''kısıtlı bir demokrasi'' olduğunu öne süren Güzel, şunları söyledi:

''Bu millet, hiçbir zaman kendi anayasasını yapma fırsatı bulamamıştır. 1982 Anayasası da gayrimeşru darbe anayasasıdır. Hiçbir zaman halktan gücünü almamıştır. Sadece bu sebepten bile olsa, yeni bir anayasa yapmak gerekir. Türkiye'de CHP oligarşisi, hiçbir zaman sandıktan çıkamayınca, sandık düşmanı haline gelmiştir. Türkiye'de parlamentonun çoğunluğunu hakir görmüştür, millete de gizli bir hınç beslemiştir. Çünkü millet onlara oy vermemiştir. Milletten intikam almaya çalışmışlardır. Yeri gelmiş askeri darbeyi teşvik etmişler, Yeri gelmiş yüksek yargı organlarını, Anayasa Mahkemesi'ni, Danıştay'ı, Yargıtay'ı bu konuda adeta tavzif etmişler. Basın yoluyla kampanyalar yapmışlar, yeri gelmiş üniversite öğrencilerini sokağa dökmüşlerdir.

Yeni anayasa yapılmalı, Türkiye'deki güçler dengesi iyi kurulmalıdır. Parti kapatılması antidemokratik olduğu için tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Mutlaka milletin dediği olacaktır, parti kapatmak çözüm değildir. AK Parti'yi kapatırsınız pak parti gelir.''

-''ERGENEKON SORUŞTURMASI''-

Güzel, ''Ergenekon Soruşturması'' ile ilgili olarak olayın biraz da mafya dizilerine konu olmuş bir çeteleşme olduğunu, bu tip çetelerin, Türkiye'de demokrasiye karşı komplo hazırlamak için çalıştığını savundu.

''Danıştay Başkanlığı'nda bir üyenin ölümüyle sonuçlanan komplolardan çok sayıda olduğunun'' da bu soruşturmayla anlaşıldığını ifade eden Güzel, şöyle konuştu:

''Bu komplolar iktidara yöneltilmişti. AK Parti hükümetinin nasıl yuhalandığını hep beraber üzüntüyle izledik. Sonra ortaya çıktı, bunu yapanların dinle, imanla, AK Parti ile hiçbir bağı yok. Bu ulusalcı, içlerinde muvazzaf askerler de bulunan, emniyet mensupları da bulunan bir çete. Ergenekon çetesi, Türkiye'de darbe ortamını sağlamak için taktik unsurları olarak kullanılıyor. Ne yazık ki silahlı kuvvetler içinde de uzantıları var.''

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious