Kurtulmuş; 'Ateşten gömlek giydim'

Kurtulmuş; 'Ateşten gömlek giydim'.15329
  • Giriş : 25.11.2008 / 21:22:00

En nihayetinde Saadet Partisi Genel Başkanlığı koltuğuna oturan Numan Kurtulmuş’a göre geldiği nokta, biraz Allah’ın lütfu, biraz eşref saatinin denk gelmesi ve biraz da tabanın takdiri ile doğru orantılı bir süreç.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Ekarte edilmiş gibi görünen statükocu muhalif yapıyı (şimdilik) saymaz isek, parti tabanındaki geniş bir kesim onu bir kurtarıcı gibi görüyor ki bu açıdan bakıldığı zaman Numan Kurtulmuş'un işi hakikaten zor.

Bir yanda doğru düzgün oy ve iktidar yüzü görmeyen hararetli bir taban ve bu tabanın yüksek beklentileri, diğer yanda reel politik…

Nedir bunun adı?

“Ateşten gömlek…”

Taban sizi bu denli hararetle bekliyorken gelişiniz biraz geç olmadı mı?

Demek eşref saati şimdiymiş. 17 yıldır aktif siyasetin içindeyim. Fazilet Partisi İstanbul İl Başkanı olarak siyasete başladım. İster istemez ilk günden itibaren, kendi çabam olmaksızın hem parti teşkilatının hem de kamuoyunun gözünün önünde oldum.

Potansiyel lider adayı olarak algılanmışsınız.

Bu Allah'ın bir lütfudur, kamuoyunun ve geniş çevremizin bir takdiridir. Bu gerçekten insana büyük mutluluk veriyor. Bu süreçlerde hem partinin üst kademelerinde hem de tabanda ittifakın ortaya çıkması çok sevindirici.

*Tabanın talebi geçmişte de mevcuttu.

Demek ki şartlar böyle gerektirdi. Herkesin gönül huzuru içerisinde böyle bir sonuca kilitlenmiş olması ayrı mutluluk…

*Erbakan Hoca'nın onayı ona keza…

Onay demeyelim de, herkesin bu konuda ittifak ettiği bir husustur. Bu hem sevinilecek, hem de sorumlulukları çok artıran bir durumdur.

*Size bir nevi kurtarıcı misyonu yüklendi.

Kurtarıcı demeyelim de… Bu çok güzel ve çok zor bir şey. Kitlelerin o kadar yüksek beklentileri var ki… Çok çalışmamız lazım.

*Bu sizi tedirgin ediyor mu?

Hayır. Sadece sırtımdaki yükümlülüğün ağır olduğunu hissediyorum. Üzerimize bir ateşten gömlek giydirilmiş oldu. Bunun farkındayım.

*Beklentinin yüksekliği ile ters orantılı olarak partinin son seçimlerde aldığı düşük oy gerçeği de var.

Aslında bir gazeteci arkadaşımızın birkaç sene evvel yazdığı gibi, “Saadet Partisi'nin oyları yüzde 2 ile yüzde 50 arasında değişiyor.” Üslubumuzu doğru bir şekilde ortaya koyabilirsek, halkla iyi bir siyasal iletişim kurabilirsek şayet söylediğimizi anlamaya müsait fevkalade geniş bir kesim var. AK Parti hem 2002 seçimlerinde millete vermiş olduğu sözleri, hem de 2007 seçimlerinden sonraki beklentileri yerine getiremedi. AK Parti sürekli olarak gerilim üzerinden siyaset yaptı. Şahsen ben bu partideki arkadaşlarımızın göğsünü gere gere “Memleketin şu kadar hayrına işler yapıyoruz” diyerek partisinin icraatını savunduğuna şahit olmadım. Konumum gereği toplumun çok farklı kesimlerinden insanlarla oturup konuşuyorum. “Size oy vermedim” diyen insanlar oldu. Kaldı ki, vermemiş zaten sonuç ortada. Ancak, “Yalan söylüyorsunuz. Haksızlık yaptınız, bu milleti kandırdınız” diyen bir tek Allah'ın kulu ile karşılaşmadım. Herkes söylediklerimizin doğru olduğuna katılıyor.

*Sizin genel başkanlık koltuğuna oturmanız partisi içindeki gelenekçi ve statükocu ak saçlılar ekolünün yetkinliğinin azalması olarak algılanabilir mi?

Bu kongrede hedeflediğimiz hususlardan birisi de fikri sürekliliği sağlamaktır ancak bunu sağlarken amacımız, gelenekle geleceği bütünleştirebilmek, tecrübeyle dinamizmi bir araya getirmektir. Şüphesiz ki siyaset sadece doğru sözü söylemekle başarı sağlanacak bir alan değildir. Doğru sözün, doğru bir üslupla, doğru zamanda ve doğru adamlar tarafından söylenmesi lazım.

*Sizi “Erbakan'ın prensi” tanımlaması mı daha çok rahatsız ediyor yoksa “Kasımpaşalı Tayyip'in entelektüel rakibi” ifadesi mi?..

Sayın Erbakan'ın veliahtı ya da prensi gibi sözlerin hiçbirisini demokratik anlayışım gereği doğru bulmam. Ancak, Sayın Erbakan'ın siyasetteki tecrübelerinden istifade etmek gibi bir şey kast ediliyorsa bunda hiçbir sakınca yok. Sayın Erbakan, Türkiye'nin kalkınması, özgürleşmesi yoluna hayatını adamış olan büyük bir siyasi şahsiyettir. Zaten akıllı bir siyasetçinin yapması gereken de bu birikime sahip olmak ve ülkenin gelişmesine katkıda bulunabilmek için bu birikimden istifade edebilmektir. Tayyip Bey'le yapılan karşılaştırma noktasına gelince…

*Gelelim…

Bizim meselemiz fikirlerle, programlarla ve siyasetledir. Ben fikir ve siyasetle olan farklılığımızın konuşulmasını tercih ederim. Sonuçta hakaret edilmediği takdirde siyasetçinin alınma gibi bir lüksü yoktur. Zaman zaman mizah olarak gündeme getirilen bir şeyi… Hatta zaman zaman çizilen bir karikatürü, hepsini olgunlukla karşılamak zorundayız. Numan Kurtulmuş'u da herkes kendi penceresinden gördüğü şekliyle yorumlayacaktır.

*AKP'den birkaç kez ciddi teklif aldığınız halde hepsini geri çevirmişsiniz. Bu partide içinize sinmeyen ne var?

Siyaset iki temel nedenle yapılır. Ya yakın hedefler uğruna siyaset yapacaksınız, ya da yüksek idealler uğruna... Yakın hedefler, milletvekilliğidir, başbakanlıktır, ranttır vesairedir. Yüksek idealler ise inandığınız siyasi hedefleri gerçekleştirmek için pahası ne olursa olsun siyasi mücadelenize devam etmektir. Yeniden büyük Türkiye'nin, yeni ve adil bir dünyanın kurulabilmesi için gerçekten büyük bir mücadele verilmesi gerektiğine inandığım için bu çizginin içerisindeyim.

*AKP saflarında yer almış olsaydınız yüksek ideal hedefiniz sekteye mi uğrayacaktı?

Temel iddialarından vazgeçtiği, bir zamanlar tenkit ettiği küresel ve onların yerli uzantısı olan çevrelere teslim olduğu için Adalet ve Kalkınma Partisi'ni başından beri endişe ile izledim.

*”AKP iktidar oldu ancak muktedir olamadı” diyorsunuz. Halbuki siyasette de nihai hedef muktedirlik olmalı.

Adalet ve Kalkınma Partisi'ni 3 Kasım 2002 konjonktüründe ortaya çıkaran en önemli şey halk desteğiydi. Muhteşem bir başarıydı. Tebrik etmek lazım. Ancak reel olan tek şey buydu. Bunun dışında iki tane de ciddi desteği vardı. Bunlardan birincisi, Avrupa Birliği politikaları gereği böyle bir partinin varlığına destek verildi. Bir de ABD'nin bölge politikalarıyla Adalet ve Kalkınma Partisi'nin varlığı çok güzel örtüştü. Bunun dışında, Adalet ve Kalkınma Partisi kerhen bir desteğe daha kavuştu. O da, Türkiye'deki mevcut statükonun verdiği destek demesek de onaydır. Hatırlayınız, CHP Tayyip Bey'in siyasi yasağını gönüllü bir şekilde kaldıran partidir. Bunların içinde gerçek olan tek şey halkın desteğidir ancak parti yönetimi halkın desteğini unutup, kendisini destekleyen dış etkiler ve içerideki statükonun varlığını daha çok önemsemiştir.

*Halkın desteği unutulacak bir şey midir?

Bu maalesef Türkiye'de yaşanıyor.

*Sanırım unutkanlık kelimesini kibarlığınızdan kullanıyorsunuz.

Türkiye'de Süleyman Demirel ve Rahmetli Özal dönemi ile son olarak Adalet ve Kalkınma Partisi'nde gördüğümüz bir şeydir. Geniş kitlelerden oy alırlar. Yerli ve uluslararası egemenleri tercih ederler. Bu Türkiye'de sağ siyasetin en temel çıkmazlarından biridir.

*Esas sorgulanması ve becerilebilirse de değiştirilmesi gereken işleyiş de bu.

Kesinlikle… Sayın Başbakan iki hafta evvel, “IMF ümüğümüzü sıkarsa onunla anlaşma yapmayız” dedi. Milletin talebi olan bu yaklaşım çok güzel bir şeydi. Ama öyle görünüyor ki milletin ümüğü sıkılmasına rağmen yeniden IMF ile bir program içine girmekte sakınca görmediler. Çünkü reel politik denilen şey, yani egemen çevrelere teslimiyet bunu gerektiriyor. Kaldı ki geçmişte Türkiye siyaseti öyle örnekler gördü ki, Milli Selamet Partisi Meclis'te 24 milletvekiline sahipti ve bu grup Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen'i gensoruyla düşürdü. Hem de gerekçesi son derece açıktı: “Türk dış politikasını İsrail yanlısı bir hale getirerek Türkiye'yi rezil ettiği” gerekçesiyle bakan düşürüldü.

*Estağfurullah!

İşte biz muktedir siyasetten bunu kast ediyoruz. İlla beş yüz kişiye sahip olmak gerekmiyor. 24 milletvekiliyle bile bu işler yapılabiliyor. Yine geçmişte Türkiye İşçi Partisi… Parlamento'da 12-13 milletvekili vardı ancak, işçi hakları, sendikal haklar, grev ve lokavt konusunda o kadar etkili bir muhalefet sergilemiştir ki siyaseti yönlendirmiştir. Mühim olan budur. İktidar yerinme yeri değildir. Mazeret üretme yeri değildir. İktidar yapabilmek yeridir. Yapmıyorsanız iktidarda durmayacaksınız.

*Bu ülkede egemen güçlerin onayı olmaksızın işbaşına gelebilmek mümkün mü?

Üzerinde konuştuğumuz ülke, Latin Amerika ya da Ortadoğu'nun bağımsızlığını yeni kazanmış bir ülkesi değildir.

*Kuşkusuz…

Bu bir hissediş, bir duruş meselesidir. Dünya daha birlikte barış içinde yaşamak nedir, medeniyet nedir bilmezken bütün dünyaya medeniyet öğretmiş olan bir milletin çocuklarıyız. En büyük sorunumuz büyük millet olma refleksini kaybetmiş olmamızdır. Burada sorun bize dayatılan şartlarda değil, bu şartlara boyun eğiyor oluşumuzdadır.

*Sorun edilgenlikte.

Evet. Sorun edilgen olmakta.

*Parti olarak bu anlamda ne yapacaksınız?

Bunları söylüyoruz. Genel kurulumuzda da söyledik. Biz halkın önüne çıkarken 13-14 maddelik bir söz verdik. “Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğime, reel politik diye egemenler tarafından dayatılan şartlara asla boyun eğmeyeceğime, Allah'tan başka kimsenin karşısında kul olmayacağıma söz veriyorum” dedim. İnsanlar coştu. Buradaki sorun şu: Sayın Başbakan'ın bir sözü vardı. “Dikleşmeden dik duracağız” diyordu.

*Görülen lüzum üzerine Obama'ya da önerilen düstur…

Evet. Zaman içinde öyle bir siyaset tarzı ortaya konuldu ki, dikleşildi ancak dik durulamadı. Millet artık kavga eden, çatışan bir tarz görmek istemiyor. Sadece kendi siyasal yandaşlarının özgürlüğünü, refahını talep eden bir anlayış değil. Bütün Türkiye'nin katılımını öngören, devlet millet kaynaşmasını sağlayan, siyasetle kurumları barıştırma iradesine sahip bir siyasetle bu sorunun aşılacağına ve millet desteğinin sağlanacağına inanıyorum.

*Kongrenizde, “Saadet Partisi bundan böyle ana muhalefet partisidir“ dediniz ki bu çok önemli bir nokta. AKP dışındaki siyasi partilerin hepsi alternatif olabilme sevdasında. Sağlıklı demokrasilerde muhalefet olmazsa olmaz kavramların başında gelir. Oysa bu ülkede nitelikli muhalefet yok.

Bu özellikle son altı yılın en temel sorunlarından birisidir. CHP sadece uzaktan taş atmış, yapılan her icraata karşı çıkıp hiçbir şey önermeyerek muhalefet görevini yerine getirememiştir. MHP ise, anlaşılamayan bir şekilde meydanlarda ip atarak oylarını aşağı düşürmüştür. Bu anlamda çok doğru söylüyorsunuz. Türkiye'nin en temel sorunlarından birisi, yol gösterici, kuşatıcı, iyi niyetle söz söyleyen ve tanzim edici bir muhalefetin olmamasıdır.

*Saadet Partisi'nin öncelik sıralaması nedir?

5 ay sonra bir seçim var. Bu hem avantaj, hem de dezavantajdır.

*Bu seçimlerde rüştünüzü ispatlayacaksınız.

Kongrenin ortaya çıkarmış olduğu olumlu hava tahminlerimizin çok üzerindedir. Yüzlerce makale yazılmış hakkımızda.

*Siz bu camiaya biraz da ilaç gibi geldiniz.

Böyle olumlu bir beklenti her kesimde var gerçekten. Umut ediyorum ki bu havayı tüm Türkiye sathına yaymak mümkün olsun. Çok iyi bir tanıtma ve seçim stratejisi uygulamayı planlıyoruz. Tüm seçim bölgelerinde en iyi oyu olabilecek adayları çıkarmak için çalışacağız. Yerel seçimler Saadet Partisi için füzenin rampadan fırlama seçimidir.

*AKP'den milletvekili transferine sıcak bakmadığınız biliniyor. Ancak özellikle muhafazakar kanat içindeki bazı isimlerin özüne dönmeyi düşündüğü konuşuluyor.

Demokratik anlayışım itibarıyla Parlamento aritmetiğinin normal yollarla değişmesinden yanayım. O da seçimle olur. İlla da grup kuralım diye bir düşüncemiz yok.

*Transfer yöntemiyle grup kurmanın siyaseten çok mühim getirilerinin olmadığı da ortada.

Kesinlikle… Esas olan milletin gönlünde, zihninde Türkiye'yi yönetecek bir siyasi parti olarak görülebilmektir. Tabii ki AK Parti içindeki arkadaşlarımızın çok büyük bir bölümüyle geçmişimiz ve hukukumuz var. Söylemek istediğim şey, bunun için özel bir gayret sarf etmeyeceğimiz... Bu bizim için bir öncelik değil. Ancak, hayatının bir gününü dahi Milli Görüş davası ve yeniden büyük Türkiye ideali için geçirmiş herkese kapımız da gönlümüz de açıktır.

*Şu an talep var mı?

Büyük bir ilgi var ama insanların siyasal tavırlarını kısa süre içinde değiştirmesi kolay değildir. Bu anlamda ben diğer partilerden de çok geniş bir kadronun bizim partimizdeki gelişmeleri olumlu bir hissiyat içinde izlediğini biliyorum.

İşte açılımın hası!

Yerel seçimler öncesinde seçmenin karşısına ne tip yeni atraksiyonlarla çıkacağını şaşıran ve bu uğurda tüm zamanlardaki söylem ve duruşlarıyla esaslı bir şekilde çelişen siyaset liderleri, olmayacak yöntemlerden medet umadursun, açılımın hası Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş'tan geldi.

“Bu ülkenin Kürtleri de en az Türkleri kadar, Alevileri de en az Sünnileri kadar cumhuriyetin eşit, özgür ve özde vatandaşlarıdır. Biz hepimiz bu cumhuriyetin asıl unsurlarıyız.”

*Size göre Güneydoğu'daki sorunun adı ne?

Türkiye'nin kendi iç meselesini dışarısının bize dayatmış olduğu terminoloji dahilinde konuşmak durumunda değiliz. Bu anlamda Türkiye'nin kendi meselesini çözebilecek olanağa sahip olduğu düşüncesindeyiz. Doğu meselesi, Kürt sorunu… Adına ne derseniz deyin. Bu meselenin dört tane sorunu içerdiğini düşünüyorum. Türkiye'nin sorunlarının çözülebilmesi için olayı geniş bir çerçevede ele almalıyız. Halepçe'nin, Kerkük'ün, Süleymaniye'nin, Şam'ın Bakü'nün, Nahçivan'ın, Saraybosna'nın sorunlarını çözmeye odaklanmamış bir Türkiye'nin Diyarbakır'ın, Hakkari'nin, Ankara'nın, İzmir'in sorunlarını çözme imkanı yoktur. Geniş bir bakış açısıyla bakmamız lazım. Siz buraların sorununu çözmeye kalkmazsanız binlerce kilometre öteden gelenler sorun çözüyoruz adı altında bir sürü kazan kaynatmaya başlar.

*Nitekim, Büyük Ortadoğu Projesi'nin teori aşaması tamamlandı ve pratiğe geçildi.

Aynen öyle. Bu artık uygulanmakta olan bir projedir. Bizim çözüm önerimiz dört ana başlık altında toplanmaktadır. Bunlardan birincisi, ekonomik meseledir. Doğu son sekiz yıl içinde fevkalade ciddi bir yoksullaşma sürecine girmiştir. Yatırımlar durdurulmuştur. Mezralar, köyler boşaltılmış, insanlar büyük şehirlere yığılmak zorunda bırakılmıştır. Doğu'yu karış karış gezen biri olarak söylüyorum bunları. İkinci sorun güvenlik meselesidir. Türkiye sınırını yeniden yapılandırmak zorundadır.

*Nasıl bir yapılandırma?

Teröristin geçişini zorlaştıracak, sivil halkın geçişini kolaylaştıracak bir yapılanma… Türkiye'de ciddi bir sınır güvenliği sorunu vardır. Teröristler kolaylıkla geçebilmektedir. Öte yandan, Hatay Reyhanlı'daki teyzesine, halasına giden insanı da mahkemeye veriyorsunuz. Türkiye en azından elektronik güvenlik kalkanını kullanabilecek bir sınır güvenliği oluşturmak zorundadır. Üçüncüsü özgürlük meselesidir. Özgürlükler hiçbir komplekse kapılmadan çok ciddi şekilde yeniden tanzim edilmelidir. En önemli sorun ise kamu görevlilerinin davranışıdır. Bir kamu görevlisi Bursa'da vatandaşa nasıl davranıyorsa, Diyarbakır'da da, Hakkari'de de öyle davranmak zorundadır.

*Orası, öteki Türkiye olmaktan çıkarılmalı.

Kesinlikle. Çok doğru söylediniz. Bunun çok güzel bir örneği de rahmetli Gaffar Okkan'dır. O bunu başarmış birisidir ve bütün Diyarbakır halkı onun arkasından ağlamıştır. Demek ki kamu görevlileri bölge insanına, adam gibi, insan gibi davranırsa onlar da bunu hissediyor ve olumlu tepki gösteriyor. Bu ülkenin Kürtleri de en az Türkleri kadar, Alevileri de en az Sünnileri kadar Cumhuriyetin eşit, özgür ve özde vatandaşlarıdır. Biz hepimiz bu cumhuriyetin asıl unsurlarıyız.

*Fethullah Gülen sizin için ne ifade ediyor?

Fethullah Hoca'yı yakinen tanımayan, uzaktan takip eden birisi olarak eğitim, yardımlaşma ve dayanışma alanındaki çalışmalarını izliyorum. Kural olarak şunu söylerim: Kim bu memleketin insanına yardım edecek doğru düzgün bir çalışmanın içerisindeyse bu çalışmayı takdirle karşılarız..

*Siyasete müdahale noktasındaki düşünceniz ne?

Bu, siyasetin normalleşmesiyle ilgili bir süreçtir. Kim siyaset yapmak istiyorsa açık bir şekilde yapmalıdır.

*Tarikatlar yerine siyasi partilere yönlenmek icap ediyor.

Bu yapı içerisindeki insanların bir kısmı siyasetle ilgili olabilir. Benim herkese tavsiyem açık bir şekilde siyaset yapmalarıdır.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*