Kuzey Irak'a sınırlı sınır ötesi planı hâlâ masada

Kuzey Irak'a sınırlı sınır ötesi planı hâlâ masada.16536
  • Giriş : 19.06.2007 / 10:25:00

Sınır ötesi tartışmaları dindi; ancak ‘kısmî operasyon’ ihtimâli hâlâ ciddi olarak masada.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Muhtemel harekâtın seçim sonrasına mı kalacağı da belirsiz; ama getireceği “olumsuz sonuç bombardımanına” dikkat çekiliyor.

‘ikinci Kesim: İyi Komşuluk İlişkileri; Madde 9 - Silahlı bir ya da birkaç kişi sınır bölgesinde ağır ya da hafif suç işledikten sonra öteki sınır bölgesine sığınmayı başarırsa oranın makamları bu kişileri silahlarıyla ve yağma ettikleri eşya ile birlikte, uyruğu bulunduğu tarafın makamlarına teslim etmek üzere, yasa uyarınca tutuklamak zorundadır. Madde 10 - Andlaşmanın iş bu kesiminin uygulandığı sınır bölgesi Türkiye’yi Irak’tan ayıran tüm sınır ile bu sınırın iki yanında 75 km. derinliğindeki topraklardır.’ Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü, Iraklı Albay Nuri Said ve Büyük Britanya Krallığı’ndan Sir R.C. Lindzey’in imzaladığı Türkiye ile Irak arasında 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Anlaşması’nın yağmacı ve eşkıyalarla ilgili bölümü aynen bu cümlelerden oluşuyor. O gün İngilizlerin bulunduğu sınırın öte ucunda bugün ABD-İngiltere ile Kuzey Irak’taki Kürtler var. Bir de terör örgütü PKK.

Türkiye terörü yok etmek için daha önce 24 kez gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonun bu kez 25’incisinin eşiğine kadar geldi. Çünkü, siyasi belirsizlikle birlikte terör tırmandı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın 12 Nisan tarihli basın toplantısında yaptığı konuşmayla sınır ötesi operasyon konseptinin içine PKK ile birlikte Barzani de girmişti. Artan terör saldırıları ve şehit cenazelerindeki protestolarla Ankara haftaya sınır ötesi operasyon pusu içinde başladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 12 Haziran tarihli ‘Güvenlik Zirvesi’nden önce, “İçeriyi temizlemeden Kuzey Irak’a neden girelim?” çıkışı şimdilik sınır ötesi operasyonun önüne set çekmek olarak algılandı. Puslu hava bir nebze de olsa dağıldı. Partilerin bir türlü seçim havasına girememesi de kimilerince sürdüğü söylenen bu puslu havaya bağlanıyor. 12 Haziran, 12 Nisan tarihlerinin yanında bir de 12 Mart tarihi konuşuluyor. Kamuoyuna deklare edilmeyen bu tarih hükümetin askere sınır ötesi ile ilgili yeni yetki verdiği tarih olarak yorumlanıyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Irak’ı ağır bir dille eleştirerek, 2 ton patlayıcı ve PKK desteği konusunda tekrar uyarması ise gündemde farklı şekilde yerini aldı.

‘TAMPON BÖLGE’ OLMAZSA, DAR ŞERİTLİ ‘OPERASYON BÖLGESİ’

Terör zirvesinde, ‘terörle mücadele Türkiye’nin öncelikli konusudur’, ‘terörle mücadelenin, demokrasi ve hukukun üstünlüğü temelinde; hükümetimiz, TSK ve güvenlik kuruluşları arasında tam bir uyum ve eşgüdüm içinde yürütüldüğü’ vurguları öne çıktı. Ancak diğer yanda Türkiye’nin bu konuda hem iç hem dış politik trafiği aynı hızla sürüyor. Başkentte ABD ile Dışişleri ve asker kanadının da yer aldığı görüşmeler için 15 gündür üst üste toplantılar yapıldığı konuşuluyor. Hükümetle askerî kanadın TSK’nın Kuzey Irak’taki askerî varlığının güçlendirilmesi, hatta Kuzey Irak’ta tampon bölge oluşturulması konusunda anlaştığı, bu konuda ABD’yi ikna etme çabası içinde olduğu da söyleniyor. Kuzey Irak’ta 10 yıldır sınır güvenliği için bulunan karakollar var. Buradaki Türk askeri sayısal büyüklüğünün bin 500-2 bin arasında değiştiği biliniyor. Sınır güvenliğinin sınır ötesinde sağlanması mantığıyla düşünülen çözüme göre sınır ötesine 15 km. derinliğinde tampon bölge oluşturulması da masaya kondu. Bu seçeneğin masada olmasının nedenlerinden biri de halen Türkiye-Irak sınırını belirleyen resmî anlaşma. Ankara Anlaşması’nda bu yazının ilk satırlarında da okuduğunuz gibi 75 km’ye kadar derinliğine müdahale imkânı sunulmuş olması tampon bölge tartışmalarının hukuki temeli. Türkiye gerçekten söylendiği gibi bir tampon bölge oluşturmak istiyorsa bunu önce devlet kararı haline getirmesi, sonra ABD-Irak’ın da diplomatik olarak onayının alınması gerekiyor.

Peki, operasyon PKK sempatizanlığını ve Kürt milliyetçiliğini artırır mı? Bu sorunun cevabı, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu’nun (USAK) geçen hafta Başbakanlık, Genelkurmay, MGK, sınır birlik komutanları ve valiliklere sunduğu Kuzey Irak Operasyonu Raporu’nda şöyle yer alıyor: “Operasyonun hedefinin iyi tanımlanmamış olması başarısını etkiler. Hedef sadece PKK kampları mıdır? Barzani güçleri ne kadar hedeftir? Oluşturulması düşünülen tampon bölge Türkiye’nin terörden etkilenen bölgeleri ile birleşerek teröristlere ‘stratejik bir derinlik’ kazandırabilir. Halihazırda Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde saldırılarını sürdüren teröristler, askerî güçlerin Irak’ın kuzeyine de yayılmasıyla birlikte manevra alanlarını genişletebilirler.”

Tabii bir de yapılacak her müdahale sınır ötesi ihlal, yani Irak toprağını işgal olarak uluslararası kamuoyuna sunulabilir. Bu yüzden çözüm yolları arasında konuşulmakla birlikte tampon bölge oluşturulması fikrinin diplomatik, askerî ve siyasî ayakları henüz oturmuş değil. Türkiye’nin Kuzey Irak’ta dar bir şeride yerleşmesine Barzani güçlerinin direnmesi güç görünüyor. ABD’nin bunu durdurmayacağını düşünenlere göre, Türkiye’nin bu yönde atacağı adımların oldubitti olarak algılanması PKK ve bazı ülkelerce dış politik koz olarak kullanılmazsa bu ihtimal ‘gerçekleşebilir’ senaryolar içinde.

TARİH BELİRSİZ, OPERASYON İSTEĞİ SÜRÜYOR

Sınır ötesi operasyonla ilgili en önemli belirsizlik, tarihi konusunda. Sınırlı olacağı neredeyse netleşen operasyon seçimden önce mi yapılacak yoksa sonra mı? Bu net olarak bilinmiyor. TSK’nın yazılı talebi, hükümetin parlamentoya konuyu taşıyıp tezkere çıkartma süreci gerçekleşmediği için belirsizlik sürüyor. CHP lideri Deniz Baykal’ın TBMM toplanmalı ısrarı bu yüzden önemli. Ancak milletvekili listelerinin oluşturulmasından sonra ortaya çıkan siyasi aritmetikle Meclis’in bu amaçla toplanması şimdilik mümkün gözükmüyor.

Polis Akademisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Önder Aytaç, terör zirvesiyle birlikte ortaya konan ortak tavrın önemli olduğuna inanıyor. ‘Devletin siyasi iktidarı ve silahlı güçleriyle tek vücut olduğunu sergilemesi, terörle mücadele kararlılığı açısından bu açıklama ve eşgüdüm içinde çalışıldığının vurgulanması önemli. Yazılı açıklamada olduğu gibi terörle mücadele demokrasi ve hukuk zemini kaybedilmeden sürdürülmeli.” diyor. En akılcı çözümlerden biri ise terörle mücadelede başarısı daha önceden kanıtlanmış hem asker hem polise ait özel timler. Doğu ve Güneydoğu’da yıllarca terörle mücadelede başarıyla görev yapan Özel Harekât Timleri’nin teçhizatlarını geliştirerek işe girişmesi bu anlamda olumlu ve önemli. Türkiye’de 4 bin 500’e yakın özel harekât eğitimi almış polis görev yapıyor. Bu sayı 1990’larda 7 binin üstüne çıkmıştı. Jandarma bünyesinde de Özel Harekât Timleri yer alıyor. Son çatışmalarda bu timlerin adının geçmesi dağdaki teröristin en büyük korkusu. Çünkü özel harekât birlikleri teröristleri nokta operasyonlarla imha edebiliyor. Onların yaşadığı şartlarda gece gündüz mücadele edip, enselerine binerek adeta nefes aldırmıyor. Aytaç terörle mücadelede bu konsepte dönülmesini bu açıdan önemli görüyor.

DİPLOMASİ VE ÖZEL HAREKATÇI ÇÖZÜMÜ MANTIKLI

BBP eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu da özel timlerin geri getirilmesinden yana: “Hepsi tasfiye edildi ya da yetkisiz bırakıldı. Özel harpçiler, özel harekâtçılar nerede? Onlar sanki Türkiye’nin suç çetesi gibi muamele edildi ve yok edildi. Hâlbuki özel harekât timleri PKK’nın korkulu rüyasıydı. Teröristlerle başa çıkabilen bir tek onlar vardı. Bu yönde tedbir almamız lazım.” “Savaş diplomasinin bittiği yerde başlar.” diyen Aytaç’a göre Türkiye Kuzey Irak’a girerse iç-dış düşman kavramları hem Türkiye hem Irak (özellikle Kürt bölgesi) açısından köklü değişikliklere uğrar. Tepkisel olarak Kürt milliyetçiliği yükselebilir. USAK Raporu’nda da aynı tehlikeye dikkat çekiliyor: “Türk askeri ile Barzani güçleri arasında yaşanacak her türlü sıcak temas Kürtçü hareketlerce istismar edilecektir. Özellikle tüm Kürtlerin liderliğine oynayan ve Kuzey Irak’ta gerçek bir Kürt milleti kurmaya çalışan Barzani için Türk askerlerinin varlığı yararlı görülebilir. Çünkü düşmansız bir milliyetçilik olamaz. Bu bağlamda Türkiye teröristleri öldürürken farkına varmadan gerçekte henüz oluşmamış olan bir ulus-devletin meşruiyet zeminini de oluşturmuş olabilir.”

‘Pasif eylemsizlik’ halinin sürdüğünü açıklasa da Doğu ve Güneydoğu’da son bir aydır tırmanan saldırıların arkasında PKK var. Peki, tekrar silaha sarılan PKK’nın amacı ne? Ankara’daki yetkililer bu konuda önemli iki noktaya dikkat çekiyor. “Birincisi PKK gerçekten Türk ordusunu Kuzey Irak’a çekmek istiyor olabilir. Ve siyasi belirsizliğin sürdüğü seçim ortamında bazı hassasiyetlerin kullanılmasıyla bunu başarmak isteyebilir. Saldırıların tamamın sınırı içinde yapılması da bunu destekliyor. İkincisi Türk askerinin sınır geçmesi halinde asıl çatışmaların tampon bölge ya da sınır ötesinde yaşanacağı da hesaplanıyor. Türkiye bu batağa çekilirse, Barzani-Talabani güçleri, ABD, Şii-Sünni direnişçiler dâhil birçok grupla muhatap olmak zorunda kalabilir.” USAK raporunun diliyle tampon bölge aracılığıyla süreklileşen bir Kuzey Irak operasyonu tuzağına düşerse, bu aynı zamanda Avrupa Birliği hedefinden kopmuş, Ortadoğululaştırılmış, Kuzey Irak kanalıyla Irak’taki çatışma ortamına ortak edilmiş bir Türkiye anlamına gelir.

Bölgede konuşulan konulardan biri ise Siirt, Şırnak ve Hakkari’de ilân edilen ‘geçici güvenlik bölgeleri.’ Herkes, terörle mücadelede alan hakimiyetini sağlamak için yapılan ‘notam’ uygulamasının genişletilmemesi temennisini iletiyor. Çünkü bir sonraki aşamanın ‘olağanüstü hal’ olacağı endişesi var. Arazide boş alan bırakmayan bu uygulamanın arama-tarama faaliyetlerinde ve teröristlerle sıcak temasta üstünlük sağladığı da bir gerçek. Bu çerçevede Özel Harekât birlikleri Hakkari, Şırnak, Batman, Diyarbakır ve Tunceli gibi hassas bölgelerde terör yuvalarına geniş çaplı eş zamanlı operasyon yapabilecek. Yani görünen haliyle sınır içi operasyonlar hızlanacak. Bu yüzden, Başbakan Erdoğan’ın ‘önce sınır içi’ çıkışı her halükarda dikkate alınmalı. Bir de ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger gibi ‘back channel’ -arka kanal diplomasi ataklarıyla ABD-Türkiye arasında İran-Irak-Suriye üçgeni ile ilgili neler konuşulduğuna kulak kabartmak gerekiyor. Hükümet ve Türk askerinin eşgüdümle hareket ettiği düşünüldüğünde şimdi diplomasi çabalarıyla kısmi operasyon ya da terörle mücadelenin diğer etkin yollarının konuşulduğu uluslararası çözümlere hazır olunmalı.

AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious