Liderler faturayı Başbakan'a kesti

  • Giriş : 02.02.2007 / 00:00:00

Hrant Dink'in katil zanlısının Samast'ın polis ve jandarmalarla kol kolo görüntülerinin ortaya çıkması, siyasi arenada sert rüzgarlar estiriyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Kamuda, kendi kutsal değerlerini öne çıkararak hukukun üstünlüğünü hiçe saymak suretiyle bir tür rgütlenmeye, çeteleşmeye gitmek isteyenlere fırsat vermemenin gayreti içerisindeyiz'' dedi.

Erdoğan, Cuma namazını konutunun bulunduğu Emniyet Mahallesi'ndeki Akabe Camii'nde kıldı.

Cami çıkışında vatandaşlarla selamlaşan Erdoğan, cami önünde kendisini bekleyen çocuklarla da ilgilendi ve oyuncak hediye etti.
Daha sonra basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Başbakan Erdoğan, gazeteci Hrant Dink cinayetinin sanığı Ogün Samast'ın basına yansıyan görüntülerine ilişkin bir soru üzerine, olayla ilgili soruşturmanın başlatıldığını hatırlattı.

Erdoğan, özellikle bir noktanın altını çizdiklerini ifade ederek, ''Yani nerede, ne tür bir sıkıntı varsa, ki tüm kamuoyunu rahatsız eden, başta yönetim olarak, hükümet olarak bizleri rahatsız eden ne varsa, bunların üzerine sonuna kadar gideceğiz'' dedi.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yürütme olarak üzerlerine düşen ne varsa yapacaklarını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Kamuda, kendi kutsal değerlerini öne çıkararak hukukun üstünlüğünü hiçe saymak suretiyle bir tür örgütlenmeye, çeteleşmeye gitmek isteyenlere fırsat vermemenin gayreti içerisindeyiz. Tüm bu çalışmalarımızı bunun için yapıyoruz. Tabii burada bir şeyin altını özellikle vurgulamak gerekir. Dikkat ederseniz 58. ve 59. hükümetler dönemindeki bir olay hariç faili meçhul yoktur. Hepsinin failleri belli olmuştur ve çok kısa sürede de bu failler hep yakalanmıştır. Bu olayda da gördüğünüz gibi, yine 32 saat gibi kısa bir sürede yakalanmıştır. Ama biz bunu sadece faillerini yakalamak değil, acaba bunun uzantıları nelerdir, derinlikleri nelerdir, bunların üzerinde duruyoruz.''

Erdoğan, Trabzon'da başlatılan Samsun'da devam eden ve şu anda İstanbul'da da süren mülkiye müfettişlerinin çalışmalarına işaret ederek, ''Belki ileride başka illerde de bu çalışmalar olacak'' diye konuştu.

BAHÇELİ: BAŞBAKAN AZMETTİRİCİ HALİNE GELMİŞTİR

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Sözleri ve fiilleriyle, alenen kışkırtıcılık yapan Başbakan, Türkiye'yi hedef alan hain suikastın azmettiricisi haline gelmiştir'' dedi.

Bahçeli, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'nin cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde görülmeyen ağır tahrik ve tehditlerin kuşatması altına alındığını ve ''bir sırat köprüsünden geçtiğini'' ifade etti.

Türkiye'nin milli birliğini, iç ve dış güvenliğini hedef alan hain bir suikast senaryosunun adım adım uygulamaya konulduğunu, bu amaçla harekete geçen cephenin, her gün yeni bir kışkırtma ile bulanık suda balık avlamaya çalıştığını savunan Bahçeli, şu görüşleri dile getirdi:

''Devlet ve millet olarak içine hapsedilmek istendiğimiz husumet zincirine her gün yeni bir halka eklenmektedir.

Demokrasi ve özgürlükler adına ortaya çıkan ihanet cephesinin sergilediği hayasız tahrikler, Türkiye'nin iç bünyesini ve toplumsal dokusunu tahrip edecek boyutlar kazanmıştır.

Bu amaçla yola düzülen kin ve husumet kervanının başını, ne acıdır ki Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı çekmektedir.
Türk milliyetçiliğini karalamak için tezgahlar peşinde koşan, derin devlet tartışmalarıyla her kötülüğün adresi olarak devleti hedef gösteren ve Türkiye'nin milli değerlerini aşağılamanın en uygun formüllerini bulma arayışına giren, sözleri ve fiilleriyle, alenen kışkırtıcılık yapan Başbakan, Türkiye'yi hedef alan hain suikastın azmettiricisi haline gelmiştir.''

''TÜRKİYE, ATEŞLE İMTİHANDAN GEÇMEKTEDİR''

''Türkiye'nin mahkum edilmeye çalıştığı bu şartların, idraki ve vicdani ipotek altında olmayan temiz vatanseverleri isyan noktasına getirmemesinin mümkün olmadığını'' ifade eden Bahçeli, şöyle devam etti:
''İç bünyemizde yaşanan yüksek gerilim ortamının tırmandırılması, toplumsal cepheleşmelerin ve gerginliklerin sinsi tahriklerle körüklenmesi, Türk milletinin bir bütün olarak altında kalacağı bir çatışma ortamına davetiye çıkaracaktır.Bunu önlemek hepimiz için Türkiye'nin geleceğine ve gelecek nesillere olan bir namus borcudur.
Türkiye, bu anlamda ateşle imtihandan geçmektedir.
Bu konuda dile getireceğimiz görüşlerin bu açıdan değerlendirilmesi ve herkesin vakit çok geç olmadan aklını başına toplaması Türkiye'nin geleceği bakımından büyük önem taşımaktadır.''

Hrant Dink suikastı konusunda AKP hükümetinin baştan itibaren sergilediği tavrın, ''tam manasıyla bir acz, laçkalık, art niyet ve sorumsuzluk tablosu olduğunu'' ileri süren Bahçeli, ''Bu olayı tüm yönleriyle açıklığa kavuşturmak sorumluluğu altında olan AKP hükümeti, gündemi saptırmak için ahlaki sayılmayacak yollara başvurarak aczini saklamak telaşına düşmüştür'' dedi.

DERİN DEVLET TARTIŞMASI

Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın derin devlet tartışmasıyla ''devleti topyekün töhmet altında bırakacak'' bir tartışmayı gündeme getirdiğini iddia etti. Bahçeli, ''Derin devlet tanımları yapan 'gölge' Başbakan, sadece kendi gölgesiyle ve siluetiyle kavga etmekle kalmamış, derin ihanet erbabının eline yeni bir istismar malzemesi vermiştir'' görüşünü dile getirdi.Son cinayetin hemen sonrasında devleti hedef gösteren çevrelerin, şimdi de Başbakan'ın açık desteği ve himayesinde yeni bir suçlama kampanyası başlattıklarını öne süren Bahçeli, şöyle devam etti:

''Başbakan Erdoğan şimdi kaçamayacağı ağır bir vebal altına girmiştir. Başbakan'a kendisini bekleyen sorumlulukları hatırlatmak isteriz:Devletin bütün yetki ve imkanları elinde olan Başbakan, bu ithamın gereğini derhal yapmak ve 'kurumlar içindeki çeteleşme' olarak tarif ettiği derin devleti ortaya çıkarmak mecburiyetindedir.

Devlet kurumlarına mikrop bulaştıysa, bu kurumlar kirlendiyse, bunun birinci derecede sorumlusu siyasi iktidardır. Kasım 2002'den bu yana iktidarda olan AKP, varsa devlet içindeki çeteleri ortaya çıkarmak, sorumluları hakkında idari ve adli işlem yapmak durumundadır.

Devleti ve kurumları ulu orta suçlayan Başbakan, bu konudaki sorumluluğunu yasama ve yargı organlarının üzerine atarak temize çıkamayacağını çok iyi bilmelidir.
Danıştay cinayeti sonrasında sahneye konulan senaryonun bir benzerini şimdi de uygulamaya çalışan Başbakan, devlet içindeki çeteleşmeleri araştırmaya Emniyet teşkilatı bünyesinde AKP odaklı cemaat ilişkileri ağını ortaya çıkarmakla başlamalıdır.''

İÇİŞLERİ BAKANI DERHAL GÖREVDEN ALINMALI

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Erdoğan'ın ''son cinayeti Türk milliyetçiliğinin üzerine yıkmak için tezgah peşinde koştuğunu'' iddia ederek, ''Emniyet teşkilatı içindeki güç savaşlarının gazete manşetlerine taşındığı, istihbarat bilgisi sızdırma yarışının başlatıldığı ve karşılıklı suçlamalarla bir toz duman ortamının yaratıldığı bir dönemde, siyasi sorumluluk makamında bulunan İçişleri Bakanı'nın hiçbir şey olmamış gibi görevini sürdürmesinin anlaşılabilir bir izahının bulunmadığını'' ifade etti. Bahçeli, Erdoğan'ın, soruşturmanın selameti bakımından İçişleri Bakanı'nı derhal görevden alması gerektiğini kaydetti.Bahçeli, ''Büyük fedakarlıklarla ve çok güç şartlar altında görev yapan emniyet camiasının şerefli mensuplarını itham altında bırakmak ve emniyet teşkilatını yıpratmak amacıyla senaryolar üretmek, Başbakan da olsa hiç kimsenin hakkı ve haddi değildir'' dedi.

''AKVARYUM MİLLİYETÇİLİĞİ''

''Türk milliyetçiliğine karşı cihat ilan edildiğini'', Türk milliyetçiliğini ''adeta günah keçisi'' haline getirerek hedef tahtası yapmaya çalışan cephenin siyasi hamiliğini de Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'nın yaptığını savunan Bahçeli, şöyle devam etti:

''Her konuda olduğu gibi, milliyetçilik konusunda da kavram kargaşası yaşayan Başbakan, Türk milliyetçiliğini ırkçılıkla özdeşleşmiş kafatası milliyetçiliği olarak suçlamak cüretini göstermiştir.

Başbakan'ın yakıştırmaya çalıştığı bu kavramlar Türk milliyetçiliğine yabancıdır.

Türk milliyetçilerinin, Türk milletinin mensubu olanların etnik kökenleriyle ilgilenmediği Başbakan'ın bile anlayabileceği bir gerçektir.Ancak, bu konuda bir sorunu ve takıntısı olduğu görülen ve sürekli olarak kendisinin ve muhterem eşinin etnik kökenini gündeme getiren Başbakan'ın, iç dünyasında yaşadığı duyguları bizim bilmemiz mümkün değildir.Ay yıldızlı bayrağı sadece propaganda afişlerinde hatırlayan, Türk milliyetçiliğini basit bir yaka süsü olarak gören ve göstermelik 'akvaryum milliyetçiliği' yapan Başbakan'ın Türk milliyetçiliğini özde, ruhta ve manada anlaması ve benimsemesi esasen beklenemeyecektir.

Aynı Başbakan'ın Türkiye sevgisinin kuru lafla olamayacağı yolundaki beyanları ve 'hizmet milliyetçiliği' edebiyatı yapması da bizim için yadırganacak bir husus değildir.

Burada önemli olan 'hizmet milliyetçisi' olma iddiası sahiplerinin kimin hizmetinde olduğu ve hangi amaçlara hizmet ettiğidir.Başbakan Erdoğan'ın bu alandaki siyasi siciline bakıldığında, karşımıza Oferler, Yasin El Kadılar, yolsuzluk ve vurgun çeteleri, ihale mafyaları ve siyasi bölücülüğün cesaret kaynağı olmak şaibeleri çıkmaktadır.Bu durumda Başbakan'ın tanımladığı 'hizmet milliyetçiliğinin', neyin milliyetçiliği olduğu konusunda herkes kendi vicdanında bir hüküm verecektir.Bizim kendisiyle Türk milliyetçiliği konusunda bir tartışmaya ve bir aydınlatma gayreti içine girmemiz, sadece zaman israfı değil abesle iştigal olacaktır.

Başbakan Erdoğan, cumhuriyet döneminin Türklük değerlerine karşı ruhsal alerji duyan ve bunu tahrik sebebi sayan ilk ve tek Başbakanı olarak tarihe geçecektir.''

Bahçeli, Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesinin değiştirilmesi tartışmalarını da eleştirerek, ''AKP hükümeti, Türk milletine ve Türkiye'nin değerlerine alenen hakaretin, ifade ve eleştiri özgürlüğü olarak serbest bırakılmasını savunan bu çevrelere şimdi bu yönde yasal bir düzenleme yapılması için sipariş vermiştir'' dedi.

''KİMSENİN GÜCÜ YETMEYECEK''

Bahçeli, Türkiye'yi içten karıştırmak için etnik ayrışma fitilini ateşlemeye çalışanların amacının, toplumsal cepheleşmeleri körükleyerek Türkiye'yi bir gerginlik ve çatışma girdabının içine sürüklemek olduğunu belirtti.Bahçeli, ''Son cinayeti ve cenaze törenini bunun için bir fırsat olarak kullanan bu cephenin tahriklerinin etkilerini spor müsabakalarına kadar sirayet etmesi, Türkiye'yi bekleyen çok ciddi tehlikelerin habercisidir'' dedi.''Önümüzdeki hassas dönemde herkesin mayınlı bir yolda yüründüğünün bilinci içinde hareket etmesi ve Türkiye üzerinde oynanmak istenen hain oyunların aleti olmamaya büyük bir dikkat göstermesi'' gerektiğini belirten Bahçeli, şunları kaydetti:
''Türk milliyetçiliğinin siyasi temsilcisi ve Türk milletinin milliyetçi özünün sesi olan milliyetçi hareket mensupları sabır, metanet ve sağduyusunu koruyarak bu oyunları boşa çıkaracaktır.

Bugün şahit olunanlar, Türkiye'ye karşı kin ve husumetten beslenen ihanet cephesinin son çırpınışlarıdır.

Bugün karşımıza çıkan tablonun akıl tutulmasıyla izahı da mümkün değildir. Bu, siyasi ahlak tutulması, fikri namus tutulması ve beşeri vicdan tutulmasıdır.Hain emellerinin önünde son direnç kalesi olarak gördükleri Türk milliyetçiliğine karşı savaş açan ve Türkiye'ye kefen biçmeye yeltenen bu şer cephesine şu mahşeri gerçekleri hatırlatmak ve çok iyi kulak vermeleri gereken uyarılarda bulunmak istiyorum:

Türk milliyetçileri, Türk olmanın, bu yüce ülküye gönül vermenin ve Türkiye'nin milli değerlerine, milli birliğine, milli onuruna ve haysiyetine sahip çıkmanın çok ağır bir bedeli olduğunun bilinci içindedir.Bu bedeli ödemeye gönüllü olan Türk milliyetçileri, bu aziz vatanı ve milleti böldürmemeye ve Türk milletinin kardeşliğini sonuna kadar korumaya kararlıdır.Türkiye'yi Lübnan, Yugoslavya veya Irak yapmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.

Hiçbir güç Türk milletinin asil mensuplarını Türküm demekten utanır hale getiremeyecek, tarihinden ve kimliğinden koparılmış, geçmişle gelecek arasında ülkü, fikir ve ideal köprüleri kuramayan, suçluluk psikozu içine itilmiş ezik bir topluma dönüştüremeyecektir.

Herkes şunu aklından çıkarmamalıdır: Türkiye'nin varlığına ve geleceğine kastetmek isteyen hain saldırılar karşılıksız kalmayacak, mukadder olan milli hesaplaşma, demokratik ve meşru zeminlerde ve hukuk içinde mutlaka, ama mutlaka yapılacaktır.''

d
BAYKAL: BAŞBAKAN NEDERE?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal, Hrant Dink cinayeti zanlısı Ogün Samast'ın Türk bayrağı altındaki görüntülerine tepki göstererek, "Burası neresi? Başbakan nerede? İçişleri bakanı nerede?" dedi.

Anadolu Romanları Federasyonu'nun üyelerini makamında kabul eden Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Baykal, Hrant Dink cinayeti zanlısı Ogün Samast'ın Türk bayrağı altındaki görüntülerine sert tepki gösterdi. Baykal, ''Burası neresi? Başbakan nerede? İçişleri bakanı nerede? '' diyerek hükümete tepkisini dile getirdi.

Baykal, Ogün Samast'ın Türk bayrağı altındaki görüntülerinin çok yanlış olduğunu değerlendirerek ''El bebek gül bebek çekmişler. Hiçbir sorgulama yapılmamış. Bu büyük bir yanlış'' açıklamasında bulundu.


Gazeteci Hrant Dink cinayetini işleyen Ogün Samast'ın askerlerle birlikte görüntüsünün yayınlanmasını siyasi parti liderlerinin de gündemini oluşturdu.

Askerlerin Samast ile birlikte fotoğraf çektirmesine DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, ''Görüntüler basına yansımadan hükümet açıklama yapmalıydı'' derken Anavatan Genel Başkanı Erkan Mumcu, ''Milleti devletten uzaklaştırır'' yorumunu yaptı. BBP Genel Başkanı Yazıcıoğlu ise, yargı sürecinde olan bir konu hakkında konuşmanın doğru olmadığını söyledi.

DYP Genel Başkan Yardımcısı Serdar Tosun'un vefatının ardından DYP Genel Merkezi'nde Mehmet Ağar'a taziye ziyaretinde bulunan Anavatan Genel Başkanı Mumcu ve BBP Genel Başkanı Yazıcıoğlu'nun gündeminde Dink Cinayeti ardından katil zanlısı Samast'ın Türk bayrağı önünde askerlerle birlikte çekilmiş olan görüntüler vardı. Konuyla ilgili DYP lideri Ağar, hükümeti ciddiyetsizlikle suçlarken, ''Görüntüler basına yansımadan hükümet açıklama yapmalıydı. Bu konuda halen ciddi bir açıklama yapılmamıştır. Sonuçta bir fotoğraf çekilmiştir, bizim açımızdan meselenin sorumlusu hükümettir.'' dedi.

Ağar ile aynı görüşleri paylaşan Mumcu da hükümeti sorumlu tutarak, ''Ben de Sayın Ağar ile aynı düşünceleri paylaşıyorum. Milleti devletten uzaklaştırmamak gerekir. Bu fotoğrafın bir mesaj içeriği varsa bile ve bu ilişkilerin ortaya çıkarılmasında muhalefet konumunda olduğumuz için aydınlatılması güç olabilir. Hükümetin bu konuya bir açıklık getirmesi gerekiyor. Sorumluluğunu yerine getirmelidir.'' ifadelerini kullandı. Yazıcıoğlu ise konu hakkında açıklama yapmaktan kaçınarak, araştırma sonuçları ve yargı kararını beklediklerini söyledi.

301. maddenin kaldırılmasına ilişkin olarak Mumcu ve Ağar, Avrupa Birliği bürokratların siyasi partilere açık mektuplar yazmalarını uygun bulmadıklarını belirterek, bundan dolayı Türkiye'den özür dilemesi gerektiğini söylediler. Her iki lider de 301 konusunda görüşlerinin değişmediğini söyleyerek, maddenin içeriği konusunda yapılacak değişikliklerden yana olduklarını kaydettiler.

AĞAR: SORUMLU BAŞBAKANDIR

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Hrant Dink cinayeti sonrası kamuoyuna yansıyan gelişmelere ilişkin olarak, ''Bu hükümette siyasi sorumluluk diye bir kavramın gelişmediği ortadadır. Bizim açımızdan meselenin sorumlusu sadece ve sadece Başbakandır. Bakanları da aşmış bir bir olay haline gelmiştir'' dedi.

ANAVATAN Genel Başkanı Erkan Mumcu ve beraberindeki heyetle, DYP Genel Başkan Yardımcısı Serdar Tosun'un vefatı nedeniyle, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'a taziye ziyaretinde bulundu.

Ağar, ziyaret sırasında gazetecilerin ''Hrank Dink cinayeti zanlısı Ogün
Samast'ın dağıtılan fotoğrafının, daha önce Başbakan Erdoğan'ın ortaya attığı derin devlet iddiasıyla bir ilgisi olabilir mi?'' sorusu üzerine, ''Bu konuyla
ilgili olarak hala Başbakan ve bakan seviyesinde ciddi bir açıklama
yapılamamıştır'' diye konuştu. Ağar sözlerini şöyle sürdürdü:

''Hükümetin, hiçbir önemli olayı yönetemediğinin çok açık tekrarı olarak
karşımızdadır. Sonuç olarak, böyle bir fotoğrafın, bu şekilde çekilmesi ve suç işlemiş bir kişinin takdiminin doğru hiçbir tarafı olmadığı açıktır. Ne zaman
soruşturulacak, ne zaman sorumlular çıkacaktır, ne zaman cezalandırılacaktır, kamuoyu bunu beklemektedir. Ama herhalde uzunca bir zaman daha bekleyeceği anlaşılmaktadır.''

Bu hükümette siyasi sorumluluk diye bir kavramın gelişmediğinin ortada
olduğunu ileri süren Mehmet Ağar, ''Bizim açımızdan, meselenin sorumlusu sadece ve sadece Başbakandır. Bakanları da aşmış bir olay haline gelmiştir, meseleyi kavrayamayan bir hükümet zayıflığı söz konusudur'' dedi.
Ağar, insanların hükümetin hangi meseleyi ne zaman kavrayacağından şüphe duyduklarını savundu Mehmet Ağar, ''Devlet, başbakan tarafından yönetilir, millet adına seçilir. Kendi yönettiği mekanizmalardan şikayet edip de onunla ilgili aksaklıklar varsa, bunları ortadan kaldıramayacağını itiraf eden bir başbakanı, Türk siyaset ve devlet hayatı ilk defa görmüştür, inşallah bir daha görmeyecektir'' dedi.

''YÖNETEMEME SENDROMU VARDIR''

Ağar, 301. maddeye ilişkin bir soru üzerine de şunları söyledi:
''Yönetememe sendromu vardır, devleti yönetemeyeceğini dolaylı olarak ikrar eden bir başbakan ve hükümet tavrı vardır. Bizim 2006 yılı başından beri seçim seçim derken, bu tabloların ortaya çıkacağını gördüğümüzden kaynaklanan bir bakış açısı olduğu için seçim istedik. Yoksa, cumhurbaşkanlığı seçimi, erken seçimin bir talep nedeni filan olmaz. Talep nedeni yönetilemeyen bir Türkiye meselesidir.Bugün her olayda Türkiye'nin karşısına çıkan en temel mesele budur. Bu
meseleyi Türkiye bir seçimle aşmak durumunda idi. Türkiye her geçen gün fazla zaman kaybetmektedir. Yaşanan olayalar bunu gösteriyor ancak millet umutsuz olmamalıdır. Millet bütün bu zorlukların içinden çıkacak, Türkiye'yi, Türkiye'ye yaraşır biçimde yönetecek hükümetleri de var edecektir.''

''HÜKÜMETİN YOKLUĞUNU GÖSTERMEKTEDİR''

Bir gazetecinin, ''Ogün Samast'ın fotoğrafı nedeniyle iki kurumun karşı
karşıya geldiğini görüyoruz'' şeklindeki sözleri üzerine de Ağar, ''Hükümetin yokluğunu göstermektedir, hükümetin yokluğu çok net ortadadır'' diye konuştu. Ağar, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Burada kurumlar artık açıklama yapmaz, bu olayda milletin beklediği bir
siyasi sorumlunun açıklama yapmasıydı. Hükümet daha bunun farkında değil, yarın bir gün hangi kurumun konuşacağını herkes beklemektedir. Mesele bir siyasi sorumluluktur. Siyasi bakış açısının millet tarafından beklenmektedir. Bu yoktur, bu hükümetin yokluğunu açık göstergesidir. Mesele bu kadar basittir. Bu iş ortaya çıkamaz, yani suç işleyen bir insanın böyle bir poz verip fotoğraf verebilmesinin kabul edilebilir bir tarafı olabilir mi?''

MUMCU: VERİLMEK İSNENEN MESAJ AŞİKAR

ANAVATAN Genel Başkanı Erkan Mumucu da, Ogün Samast'ın fotoğrafı ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın derin devlet konusundaki sözlerine ilişkin soru üzerine, ''Bu fotoğrafla bir mesaj verilmek istendiği aşikar, bu mesajı vermek isteyenlerin kimler olduğu konusunu muhalefet olarak bizim kamuoyuna açıklayacağımız bir şey değildir'' dedi. Mumcu, daha sonra şunları kaydetti:

''40 yıldır Türkiye'de herkesin konuştuğu, kahvelerde insanların konuştuğu, dizilerde edebiyatı yapılan sözler söyleminin ötesinde, Başbakan olmanın, güvenlik birimlerine hakim olmanın sorumluluğu içerisinde kamuoyuna aydınlatacak gerçek bilgiler söylemesi lazım. Başbakanlar dedikodu yapmaz, Başbakanlar kamuoyuna gerçekleri açıklarlar.

Yani ortaya sonuçsuz bir tartışma getirmek, özellikle bir derin devlet
tartışması getirmek, devletin geleceği konusunda zaten çok ciddi kaygılar
içindeki milletimize bir şey kazandırmaz.''

Milleti, devletine güven duymaktan uzaklaştırmamak gerektiğine işaret eden Mumcu, devletin, birliğine, bütünlüğüne ve bağımsızlığına özen göstermek
gerektiğini ifade etti. Mumcu, ''Bu sadece muhalefetin görevi değil en başta hükümetin ve Başbakan görevi. Başbakan derin devlet tartışmaları açarken, sözünün nereye kadar gideceğini ve millete nasıl çağrışımlar yapacağını iyi hesap
etmelidir. Bana göre iyi hesap etmeden yapılmış açıklama da Türkiye adına talihsizlik diye bakıyorum'' şeklinde konuştu.

Avrupa- Türkiye Karma Parlamento Başkanı Lajendik'in Başbakan Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a gönderdiği mektuba ilişkin soru üzerine Mumcu, şunları kaydetti:

''Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ya da Türkiye'nin ana muhalefeti, Tük
siyaseti topyekun bütün kurumlarıyla bir Avrupa Birliği bürokratına muhatap kılınamaz. Hele hele böyle bir açık mektup yoluyla bir oldu bittiyle karşı karşıya bırakılamaz, bundan dolayı bir kere özür dilenmelidir. Eğer bir şey
söyleyecekse gelir randevu talep eder veya kapalı mektupla yazar bildirir. İkincisi 301. madde gibi hassas bir konuda gerçekleşmiş olmasıdır. Bu daha büyük bir ayıptır.
Bu yasa ayarına mani, efradına cami düzenlenmiş bir yasa değildir. Bu yasa meramını gerçekleştirmek bakımından arızalı bir yasadır. Fakat bugün üzerinde gösterilen duyarlılık, Türklük kavramı karşısında gösterilen tepkisel tutum ve Türkiye'ye yapılan dayatmacı tavırlar bugün bunu değiştirmenin ne yeri ne de zamanı olduğunu gösteriyor. Türkiye zamanını kendinin tayin edeceği, biçimini kendisinin tayin edeceği bir düzene erişinceye kadar bu konu konuşulmamalıdır bile. Konuşulmasında Türkiye'nin bağımsızlığına, bütünlüğüne yönelik aleni bir hakaret vardır diye düşünüyorum, buna tepki gösteriyorum ve tepkiye göstermeye devam edeceğim. Türkiye bağımsız bir ülkedir, kendi yasalarını, hukukunu kendi yapabilir. Tabii ki bu yasaların, hukukun, evrensel değerlerle, AB normlarıyla bütünleşik olmasını biz de arzu ederiz. Ama bizim yapmamız kaydıyla herhangi birisinin bize dayatmaması koşuluyla.''

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious