Livaneli'den müthiş iddia!

Livaneli'den müthiş iddia! .12357
  • Giriş : 25.10.2007 / 10:17:00

Zülfü Livaneli"nin yeni kitabı çok tartışılacak: Beni Erdoğan ihbar etti!

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Yazar ve müzisyen Zülfü Livaneli"nin “Sevdalım Hayat” adlı anı kitabı insanı inanılmayacak bir Türkiye tarihi yolculuğuna çıkarıyor

“Babaannem bana bir gün keçi dedi!” cümlesiyle başlayan kitapta Livaneli 1954 yılında Stalin"in ölümü üzerine Amasya sokaklarında “Stalin Cehenneme” diyerek yürütülen ilkokul çocukluğundan annesinin ölümüne, 12 Eylül zindanında işkence korkusundan kırmızı pasaportlu milletvekili oluşuna kadar neler anlatmıyor ki!

Erdoğan beni ihbar etti

Livaneli kitabında, Tayyip Erdoğan"ın İstanbul Belediye Başkanılığı yarışında Almanya"da yaptığı bir kaseti nasıl yayınlattığını anlatıyor

Şimdi size yorumsuz olarak bir belge sunacağım: Neyin ne olduğunu çok iyi anlatan bir polis ifadesi ve 13 Ocak 2000 tarihinde Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir haber: Adnan Oktar çetesinin önde gelen isimlerinden Fırat Develioğlu, polise ifadesinde Adnan Hoca"nın "icraat"larını anlattı. Develioğlu, Meclis"e kadar uzanan çetenin şantajlarını ve ilişkide oldukları isimleri tek tek açıkladı.

Kaseti yayınlattılar

Adnan Hoca"nın en güvendiği adamlarından biri olan ve cezaevinde birlikte yattığı Fırat Develioğlu, yakalandıktan sonra verdiği ifadesinde kurdukları çetenin neler yaptığını tek tek anlattı: “Recep Tayyip Erdoğan aday gösterildikten sonra bize, elinde Zülfü Livaneli"yle ilgili, devlet aleyhine söylemiş olduğu sözleri içeren bir türkü kaseti olduğunu, bu kaseti Zülfü Livaneli"nin çok eski tarihlerde Almanya"da doldurduğunu, kaseti yayınlatmak istediğini, bu şekilde oy kaybettireceğini ancak hiçbir televizyon kanalının yayınlamaya yanaşmadığını söyledi. Kasetin orjinalini aldık. Bahadır da Kadir Çelik"i aradı, Kadir Çelik kaseti yayınlattı.”

27 Mart seçimlerinde sahtekarlık yapıldı

Etkili çevreler ANAP adayını başkan yapmaya karar vermişlerdi. Bu yüzden biraz önde görünen Livaneli"ye bir "son hafta" darbesi vurmak, Kesici"nin başkanlığını kesinleştirecekti. Operasyonun arkasındaki temel strateji buydu. Dediklerini yaptılar ve toplu çabayla benim oylarımı düşürdüler ama bu kez aradan Refah Partisi çıktı.

Oyların sayımı birkaç gün sürdü, sandıkların evlere kaçırıldığı, tutanakların oralarda düzenlendiği, değiştirildiği ortaya çıktı. Büyükşehir belediye başkanlığını, yüzde 25.6"yla Refah Partisi kazanmıştı. Bizim oylarımız yüzde 20.3 idi. Oyları üç katından fazlaya yükseltmiştik, ben partiden daha fazla oy almıştım ama bütün birleştirme çabalarıma rağmen sol geleneksel bölünmesini sürdürmüş, bu yüzden toplam yüzde 35 oyla İstanbul"u on puan daha az alan Refah"a teslim etmişti. 27 Mart, yakın tarihin en tartışılan seçimlerinden biri oldu. Çöplüklerde yakılmış oylar bulundu, sahte oy pusulası basan matbaalar olduğu tespit edildi, okul sobalarında yakılan oylar bulundu. Ama seçim kurulları bunca kanıt karşısında bile seçimi iptal etmediler. Onların mantığına göre, sahtekârlık vardı ama ele geçirilen yakılmış oy pusulası, sonucu değiştirecek sayıda değildi. Ya bulamadıkları ne kadardı acaba?

Yılmaz Güney"le bir dağ köyünde gizlice buluştuk

YIlmaz"la hiç yüzyüze gelmemiştik. Hapisteki yönetmen bir senaryo yazmıştı. Bu konuyu Güney Filmcilik adına film yapmak için dost bir çevre kolları sıvamıştı. Kimse para almayacak ve büyük bir özveriyle ortaya bir film çıkaracaktı. Yılmaz"ın beni görmek istemesini de bu filmin müziğiyle ilişkilendiriyordum. Yanılmışım. Bir sabah Ali Özgentürk, Mahmut Tali Öngören ve ben otobüse binip İzmit"e gittik. Yılmaz cezaevinde, müdür yardımcısının odasında karşıladı bizi. Çay ikram etti. Hapiste büyük saygı görüyordu. Bazı insanlardan garip bir enerji yayılır. Böyle kişilerin elini sıktığınız zaman olağan dışı bir enerji yoğunlaşmasının tuhaf ısısını hissedersiniz. Yılmaz Güney de bu kişilerden biriydi işte. Yılmaz"la kırk yıllık dostlar gibi sohbet ettik. “Durumumu görüyorsunuz,” dedi. “O kadar rahatım ki istediğim an kaçabilirim buradan. Ama benim kadar tanınmış bir kişi Türkiye"de saklanamaz. Yurtdışına kaçmam gerekir. Bunu da yapmam, yurtdışında yaşayamam.”
Birkaç yıl sonra Fransa-İsviçre sınırında saklanmakta olduğu bir dağ köyünde buluştuğumuz zaman bu sözlerini hatırladım. Daha sonra ölüm haberini aldığımda da kehaneti doğrulandı diye düşündüm.

Mahir Çayan ameliyat bıçağından çekinirdi

Mahİr"le ilgili bir anıyı unutamıyorum: İnce yüzlü, yakışıklı bir gençti Mahir. Hep burnunu çeker, elinde bir mendille dolaşırdı. Bir gün niye böyle olduğunu sordum. Burnunda kemik eğrilmesi olduğunu, ameliyat gerektiğini söyledi. “Ol öyleyse” dedim. Yüzüme baktı ve “Kolay mı yahu?” dedi. “Bıçak altına yatmak kolay mı? Can işte!”

YARIN: Zeki Müren'le tanışma
Neden örgütlerin hedefi oldum?
Baykal-Erdoğan görüşmesinin perde arkası

Zülfü Livaneli Kitabı ile ilgili olarak sorulan sorulara cevap verdi

* Çocukluğunuzdan beri anı tutmak, not almak gibi bir alışkanlığınız var mıydı?

Hayır yoktu. 1990"lı yılların başında Ercan Arıklı, Aktüel Dergisi için anılarımı yazmamı istedi. Pek oralı olmadım açıkçası. “Her hafta iki sayfa yazarsın, sonunda elinde birikir. Hem unutmamış olursun” dedi. Doğru söylemiş rahmetli. Sahiden de notlarım birikti. Kitabın bir bölümü bu anılardan oluştu.

* Anı yayınlamakta teredütte düştünüz mü hiç?

Türkiye"de anı denilince akla gelen şey; insanların kendilerini ve geçmişlerini savundukları, hep haklı çıkma çabası taşıyan kitaplar olur. Polemiklerini anlatır, kendi iyi taraflarını gösterirler. Oysa bu kitap başka türlü. Burada ben kendi kendimle hesaplaşıyorum. Yaşadığım ülkeyle, içinden geçtiğim süreçle hesaplaşıyorum. Zayıflıklarımla, hatalarımla yüzleşiyorum. Olağanüstü bir dönemden geçmiş sayıyorum kendimi. 1950"li yıllardan, yani aklımın ermeye başladığı günlerden bugüne kadar yaşadıklarıma bakınca akıl almaz bir serüven görüyorum. Ama bu benim olduğu kadar ülkenin de serüveni. Üç darbe gördüm, çok acıya tanık oldum, dostlarım öldü. Hayatın en büyük acılarını ve en büyük sevinçlerini bir arada tattım diyebilirim. Bu yüzden yaşadığım süreçler sadece göz yaşlarıyla değil, kahkahalarla da ilerledi. Çok güzel dostluklar, hatıralar, şimdi bir kısmı yaşamayan insanlarla güzel ilşkiler ve sanat maceram. Bu şartlar altında sanat üretmeye çalışmanın ne demek olduğu ortaya çıkıyor bu kitapta.

* Gizli kalan notlar var mı?

Yok. Gizlemedim hiçbir şeyi. Ancak bu bir politik anı kitabı değil. Politika çok az yer tutuyor. Elbette ki bazı politik deneyimlerim oldu ve bunları da yazdım. Mümkün olduğu kadar kısıtlı tutum çünkü kitabın bir politik anı, bir polemik kitabı olmasını değil; bir kuşağın, oradan oraya savrulan hayatına dair bir anlatı olmasını istedim. Bir roman gibi...

* Sizi en çok yaralayan, şaşırtan hayatınızın hangi bölümü oldu?

Çok bölümü oldu. Ama kitabı bitirdiğimde çok yıprandığımı ve yorulduğumu hissettim. Kendime gelmem epey uzun süre aldı. “Bu kadar çok şeyi bir insan nasıl yaşayabilir?” diye düşündüm. Demek ki insanoğlu dayanıklı bir varlık. Herşeye rağmen hala gülebiliyoruz, eğlenebiliyoruz.

KİTAPTA NELER VAR?

* Orta Asya"da Yaşar Kemal"in Rus askerine ettiği küfür nasıl hayatlarını kurtardı?

* Livaneli nasıl Mehmet Yılmaz Basmacı oldu?
* Livaneli neden Sebastian Argol"a karşı mücadele etti?

* Askeri hapishanede sorguya götürülmeden önce neden kendisini sakatlama girişiminde bulundu?
* “Titrek Hamsi Hücresi” komedisi yüzünden nasıl hapse düştü!

VATAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious