Mahkemenin seçimi iptal yetkisi yok!

  • Giriş : 28.04.2007 / 00:00:00

Sayın Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı adayı olarak ortaya çıkaran sürecin iktidar partisi tarafından doğru yönetilmiş olduğu elbette söylenemez.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


PROF. DR. MUSTAFA ERDOĞAN - HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

Ama bunda anamuhalefet partisinin de ciddi bir payının bulunduğu açıktır.

Olması gereken; daha önceki seçimlerde genellikle olduğu gibi, farklı partilerden adayların serbestçe ortaya çıkmasına izin verip ondan sonra bir uzlaşma arayışına girmek, bundan sonuç alınamaması halinde de işin akışını Anayasa'nın öngördüğü seçim sürecinin işleyişine bırakmaktı. Şimdi, öyle anlaşılıyor ki, eğer cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci tur oylamasına 367'den az sayıda milletvekili katılırsa anamuhalefet partisi hemen Anayasa Mahkemesi'ne başvuracak. Ne var ki, birçok meslektaşım gibi ben de böyle bir başvurunun hiçbir anayasal temelinin bulunmadığı kanaatindeyim. Bunun nedenlerine gelince:

Her şeyden önce, TBMM'nin hangi kararlarına karşı Anayasa Mahkemesi'ne başvurulabileceği Anayasa'da tadadî olarak belirtilmiş olup, bu durumların yorum yoluyla genişletilmesine hukuken imkân yoktur. Bilindiği gibi, bu durumlar milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması ve milletvekilliğinin düşürülmesi (m. 85) kararlarıdır. Öyleyse, başka bir Meclis kararına karşı Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamaz. Anayasa Mahkemesi, şüphesiz ayrıca Meclis İçtüzüğü'nün Anayasa'ya uygunluğunu da denetleme yetkisine sahiptir. Bu nedenle 367 milletvekilinin katılmış olmadığı bir oturumda yapılacak bir cumhurbaşkanlığı seçimi oylamasının fiilî bir İçtüzük değişikliği sayılarak Anayasa Mahkemesi'ne götürülebileceği iddia edilmektedir. Ne var ki, hukuken buna da imkân yoktur. Çünkü, Cumhurbaşkanı seçimi konusu doğrudan doğruya Anayasa'da (m. 102) düzenlenmiş olup, Meclis İçtüzüğü'nün bu konudaki hükmü (m. 121) de bu konuda ayrı bir düzenleme yapmak yerine ilgili Anayasa maddesine atıfla yetinmektedir. Zaten İçtüzüğün Anayasa'ya aykırı bir düzenleme öngörmesi de hukuken mümkün değildir.

Mahkemenin seçimi iptal yetkisi yok...

Dolayısıyla Cumhurbaşkanı seçiminin ilk iki oylamasındaki toplantı yeter sayısının ne olduğu konusu Anayasa Mahkemesi'ni olsa olsa bir yorum meselesi olarak ilgilendirebilir. Anayasa ise içerdiği hükümlerin Anayasa Mahkemesi'nce yorumlanmasına ilişkin özel bir düzenleme (meselâ bir "yorum davası") öngörmüş değildir. Anayasa Mahkemesi, anayasal hükümlerin yorumunu ancak önüne gelen usulüne uygun bir başvuru vesilesiyle yapabilir ki bu tür yorumlar da TBMM'yi bağlamaz. Esasen, Cumhurbaşkanı seçiminin ilk iki turu için toplantı yeter sayısının 367 olduğuna ilişkin iddia, anayasal dayanağı olmayan bir fanteziden ibarettir. Birçok meslektaşım da çeşitli yazılarında bunu gayet analitik bir şekilde gösterdi. Ben bunlara ek olarak kısaca şunları söyleyebilirim:

TBMM'nin karar alma yöntemiyle ilgili kural Anayasa'nın 96. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, "Anayasada başkaca bir hüküm yoksa", Meclis toplam üye sayısının üçte biri ile toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar alır. Ancak karar sayısı hiçbir halde Meclis'in toplam üye sayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz. Demek ki, bu genel kurala yine ancak Anayasa'nın kendisi bir istisna getirebilir. Nitekim, Anayasa birçok maddesinde (m. 87, 99/5, 100/3, 105/3, 111/3) karar yeter sayısıyla ilgili olarak istisnalara yer vermiştir. Buna karşılık Anayasa'nın toplantı yeter sayısına istisna getiren "başkaca bir hükmü" bulunmamaktadır. Bu durumda, dolaylı akıl yürütmelerle bu genel kurala herhangi bir istisna getirilmesine hukuken imkân yoktur. Çünkü, "istisna" kuraldan ayrılmayı gerektiren özel bir durumdur, dolayısıyla açık seçik olmalıdır. Nitekim, Anayasa, Cumhurbaşkanı seçiminde karar yeter sayılarını her bir oylama için açık seçik bir biçimde göstermiş; ama aynı madde toplantı yeter sayısında böyle açık bir istisna öngörmemiştir. Eğer anayasa koyucunun amacı bu olsaydı, karar yeter sayısı için gösterdiği açıklığı toplantı yeter sayısı için de gösterirdi. Ayrıca istisnanın kapsamının genişletilmesi onun mantığına da aykırıdır. Çünkü, istisnanın "istisna" olarak kalması için, açıkça belirtilen durumlar olmadıkça genel kurala uyulması gerekir.

Öte yandan, açık seçik olan normların öngörmediği bir istisnayı aklı yürütme yoluyla yaratmak veya var olan istisnaları bu yolla artırmak, normların "lafzı"nı yok saymak anlamına geleceğinden geçerli bir yorum tekniği de değildir. Çünkü, yorum yöntemlerinin işlevi hukuk normlarının "söz"ünü yok saymak veya ihmal etmek değil; fakat o sözü anlamlandırmaktır. Sözün açık olduğu durumda ise ilave bir yorum çabası zaittir. Bir norma onun açık lafzına ters anlamlar yakıştırmak ise yorum değildir. Kısaca, söz konusu 96. ve 102. maddelerin açıklığı karşısında, bunlardan Anayasa'nın açıkça belirtmiş olmadığı bir "toplantı yeter sayısı" istisnası türetilemez.

Bu meselede Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamayacağının şimdiye kadarki tartışmalarda gözden kaçırılan çok önemli başka bir nedeni de birinci tur oylamanın sonucunda henüz ortada Meclis'in bir işlemi bulunmamasıdır. Anayasa'nın cumhurbaşkanının seçimine ilişkin 102. maddesi bir bütündür. Bu hüküm, sonunda bir Meclis kararının ortaya çıkacağı, kendi içinde tutarlı bir bütün teşkil eden tek bir usulü göstermektedir. Bu usulün aşamaları, sürecin bütününden bağımsız olmadığından, herhangi bir oylamanın hukukî açıdan tamamlanmış bir işlem üretmesi mümkün değildir. Onun için seçim sürecinin Anayasa'nın öngördüğü şekilde işlemesine izin verilmesi anayasal bir zorunluluktur. Aksi halde Anayasa'ya aykırı davranılmış olur.

Türkiye anayasal krizle karşı karşıya mı?

Dolayısıyla seçim süreci tamamlanıncaya kadar Anayasa Mahkemesi'ne hiçbir başvuru yapılamaz. Esasen, bu tür sun'î yollara başvurulmasına gerek olmadığı, Anayasa'nın, sürecin sonunda Cumhurbaşkanı seçilememesi halinde özel bir müeyyide ("seçimlerin yenilenmesi") öngörmüş olmasından da anlaşılmaktadır. Sonunda bir müeyyideye bağlanmış olması, sürecin kendisinin bir bütün olarak düşünülmesi gerektiğini gösterir. Yok eğer 102. maddede öngörülen usul izlenerek Cumhurbaşkanı seçilirse, Meclis'in bu kararı denetime tabi olmayan bir işlem olduğundan, buna karşı Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamaz. Ancak, anamuhalefet partisi Anayasa Mahkemesi'ne gitmekte ısrarlıysa, ancak bu usul tamamlandıktan sonra bunu yapması ve usulün aşamalarından birinde Anayasa'ya aykırı davranıldığını ileri sürmesi makul olabilir. Ne var ki, seçilmiş bir cumhurbaşkanının seçimini iptal talebiyle yapılacak böyle bir başvuru ülkeyi gereksiz yere büyük bir krize sokar ve gelecek için de çok kötü bir örnek oluşturur. Şimdi, bütün bunlara rağmen anamuhalefet partisi ilk tur oylamadan sonra konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götürecek gibi görünmektedir. Bu durumda ortaya çıkabilecek en kuvvetli iki ihtimal şunlardır:

Anayasa Mahkemesi, normal olarak yapması gerektiği gibi, bu başvuruyu "görevsizlik" nedeniyle esastan incelemeksizin reddedebilir. Bu durumda, cumhurbaşkanlığı seçimi süreci sorunsuz olarak sonuçlandırılır.

Anayasa Mahkemesi, görevsizlik gerekçesiyle reddetmeksizin, başvuruyu inceleyebilir ve esastan reddedebilir. Bu durumda da herhangi bir sorun çıkmayacaktır.

Daha zayıf olan ve "rejimin selâmeti" açısından anamuhalefet partisinin dahi temenni etmemesi gereken diğer ihtimallere gelince:

Anayasa Mahkemesi işin esasına girip, şu veya bu şekilde, yapılan oylamanın geçersiz olduğunu açıklayabilir. Bunun, Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa'yı fiilen değiştirmesi anlamına geleceğini bir yana bırakırsak, böyle bir durumda, şimdiye kadar söylenegeldiğinin aksine, cumhurbaşkanını seçilememiş sayıp hemen erken seçim sürecinin başlatılması gerekmez. Makul olanı, bu durumda Meclis Başkanlığı'nın kararına bağlı olarak, ya birinci oylamanın "367 şartı"na uygun olarak tekrarlanması ya da bu yola gidilmeksizn hemen yapılacak ikinci oylamada bu şartın gözetilmesi olacaktır. Eğer bu oylamalarda yine 367 sayısına ulaşılamazsa o zaman da seçimlerin yenilenmesi sürecinin başlatılması gerekecektir.

Başka bir ihtimal de Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuruyu -hatta Mahkeme'den çıkacak muhtemel bir geçersizlik kararını- dikkate almaksızın, Meclis'in seçimi daha önce planlandığı şekilde sonuçlandırmasıdır. Yani oylama turlarına devam edilebilir ve 3. turda Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilebilir. Böyle bir durumda da ciddi bir kriz ortaya çıkabilirse de Meclis'in bu şekilde hareket etmesi kanaatimce Anayasa'ya aykırı olmaz. Çünkü, daha önce belirttiğim gibi, Anayasa Mahkemesi bu konuda zaten yetkisizdir. Yine de böyle bir durumun gerçekleşmesini hiçbirimiz temenni etmemeliyiz.

Sonuç olarak, anamuhalefet partisinin Cumhurbaşkanı seçimi konusunu Anayasa Mahkemesi'ne götürmesi, yol açabileceği krizler yanında, siyasetin gereksiz şekilde yargısallaştırılması anlamına da gelecektir. Siyasetin aczinin tescili ve demokratik zaaf anlamına gelecek olan böyle bir durum bir "hukuk devleti" için bile kabul edilebilir değildir. Çünkü, demokratik hukuk devleti, siyasal kararların sorumluluğunun mahkemelere bırakıldığı değil; fakat bu sorumluluğun hukuk çerçevesinde olmak kaydıyla seçilmiş halk temsilcilerince üstlenildiği bir devlettir. Onun için, Türkiye'nin sorumlu siyasî aktörlerinin meseleyi yargıya havale etme gibi bir kötülüğü başlatmamaları gerekiyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious