MB uyardı: "İhtiyatı elden bırakmayın"

MB uyardı:
  • Giriş : 30.05.2008 / 13:10:00

Merkez Bankası, önümüzdeki dönemde, finansal istikrar bakımından, tüm ekonomik birimlere, ''Kararlarınızda ihtiyatı elden bırakmayın'' çağrısı yaptı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Merkez Bankası, küresel piyasalarda yaşanan dalgalanmanın devam etmekte olması, gıda, enerji ve emtia fiyatlarında yaşanan hızlı yükselişin enflasyonist riskleri artırması ve gelişmiş ekonomilerin karşı karşıya olduğu durgunluk tehdidinin, önümüzdeki dönemde finansal istikrar açısından tüm ekonomik birimlerin, kararlarında ihtiyatı elden bırakmamasını gerektirdiğine işaret ettiğini bildirdi.

Merkez Bankası tarafından yılda iki kez hazırlanan "Finansal İstikrar Raporu" yayımlandı.

Rapora göre, küresel dalgalanmanın Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri hali hazırda sınırlı kalmakla birlikte, dış finansmana bağımlı olan Türkiye'nin, uluslararası risk iştahındaki olumsuz gelişmelerden etkilenmesi söz konusu olabileceğinden, dış kaynak temininin istikrarlı bir biçimde sürdürülebilmesi, risk primi artışlarının önlenmesi ve kırılganlıkların azaltılması için mali ve parasal disiplinin korunması kritik önem taşıyor.

Tüm ekonomik birimlerin risk farkındalıklarını artırmaları ve gerekli önlemleri almaları, risklerin sınırlandırılması ve mali piyasaların sağlıklı bir şekilde işlemesi açısından büyük önem arz ediyor.

Türkiye'nin gayri safi yurtiçi hasılasındaki (GSYH) büyümenin, özellikle yılın son çeyreğinde küresel belirsizliklerdeki artışa bağlı olarak 2007 yılını yüzde 5'lik beklentinin altında, yüzde 4,5 düzeyinde tamamladığına işaret edilen raporda, diğer taraftan, özellikle enerji fiyatlarındaki yüksek artışların etkisiyle cari işlemler açığının artmaya devam ettiği ve cari açığın 2007 yılında da büyük ölçüde, uzun
vadeli sermaye girişleriyle finanse edildiği kaydedildi.

Raporda, "Ancak, uluslararası piyasalardaki dalgalanmanın etkisi henüz belirsiz
olduğundan, bu alandaki riskler önemini koruyor" denildi.

Kamu borç stoğundaki azalma

Merkez Bankası raporuna göre, 2007 yılında faiz dışı harcamaların vergi gelirlerinden daha fazla artmasına bağlı olarak konsolide kamu sektörü faiz dışı fazlası, hedefin altında kaldı.

Buna karşılık, özelleştirme gelirlerinde görülen olumlu performans ile faiz giderlerinin öngörülenin altında gerçekleşmesi sonucunda merkezi yönetim
bütçe hedefi tutturuldu.

Kamu borç stokunun GSYH'ye oranı azalmaya devam ediyor. Ayrıca, Hazine'nin uygulamakta olduğu borçlanma stratejisi sayesinde faiz oranları ile döviz kurlarındaki dalgalanmalara duyarlı borç stoku payı düşmeye devam etti.

Hanehalkının finansal hizmetlere erişimindeki artışı gösteren finansal yükümlülüklerinin GSYH'ye oranı artmakla beraber, bu oran halen AB ülkeleri ortalamalarının çok altında.

Hanehalkı finansal yükümlülüklerinin büyük kısmı sabit faizli olduğundan faiz riski taşımıyor. Bununla birlikte, toplam tüketici kredileri içindeki payı sınırlı da olsa dövize endeksli tüketici kredilerinin artış göstermesi hanehalkının kur riskini artırıyor.

Döviz cinsinden borçlanma

Döviz geliri elde etmeyenlerin döviz cinsinden borçlanmaması gerektiği konusu önemini koruyor. Hanehalkı yükümlülükleri içinde payı azalmakla birlikte faize tabi kredi kartı bakiyeleri artmakta.

Kredi kartı kullanımı

Hanehalkının, kredi ihtiyacını diğer tüketici kredilerine göre faizi daha yüksek olan kredi kartlarıyla karşılaması, borç geri ödeme kapasitesini olumsuz etkileyecek. Bu nedenle, kredi kartlarının bir ödeme aracı olarak kullanılması ve kredi ihtiyaçları için tüketici kredilerinin tercih edilmesi, hane halkının menfaatine olacak.

İmalat sanayi

Firmaların 2007 yılında karlılık oranlarındaki artış eğilimi devam etti. Brüt satışlardaki sınırlı artışa rağmen karlılığın artışında finansman giderlerinin düşmesi etkili oldu.

Özellikle imalat sanayi sektöründe finansman giderlerinin aktiflere oranının azalması ve faiz karşılama oranının artması, bankacılık sektörü açısından firmaların borç geri ödeme kapasitesinin yüksek olduğuna işaret etmekte.

Yurtdışından kredi kullanımındaki artışa bağlı olarak reel sektörün pozisyon açıkları artmaya devam etmekte. Döviz geliri olmayan firmaların döviz cinsinden borçlanmaması veya türev ürünleri kullanarak risklerini yönetmeleri önem taşıyor.

Pozisyon açığı yüksek olan ancak döviz geliri olmayan firmalara kredi kullandırırken bankaların ihtiyatlı davranması riskleri azaltacak.

Bankacılık sektörü

2007 yılında bankacılık sektörü büyümesini sürdürdü, sektördeki yabancı payı arttı. Bankaların aracılık fonksiyonlarının gelişimini ve sektörün derinliğini gösteren mevduat ve kredilerin GSYH'ye oranı ile kredilerin mevduata oranı artmaya devam ediyor.

Kredilerin bankacılık sektörü aktifleri içerisindeki payı artışını sürdürdü. Ancak, önümüzdeki dönemde kredi hacminin gelişimi uluslararası piyasalardaki gelişmelere ve dolayısıyla bankaların likidite tercihlerine bağlı olacak.

Diğer yandan, temel olarak kredilerdeki artışın daha fazla olmasından kaynaklansa da tahsili gecikmiş alacak (TGA) dönüşüm oranındaki düşüş
eğilimi devam etmekle birlikte, tüketici kredilerinin TGA dönüşüm oranında artış görülüyor.

Bankacılık sektörünün açık pozisyon taşımama eğilimi devam ediyor. Türk parası cinsinden kredilerin bir kısmının yabancı para kaynaklarla fonlanması nedeniyle oluşan bilanço içi açık pozisyon, bilanço dışında türev ürünlerle dengelenmekte.

Likidite riski

Küresel dalgalanmanın devam etmesi nedeniyle likidite riski önemini koruyor. Türk bankacılık sektörünün toptan fonlama kaynaklarına bağımlılığı görece düşük ve likidite yeterlilik oranları yasal oranların oldukça üzerinde olmakla birlikte, küresel piyasalara daha fazla entegre olan sektörün likidite yönetiminde daha ihtiyatlı davranması gerekiyor.

Yaşanan küresel dalgalanma nedeniyle dünyanın önde gelen bankalarının yüksek zararlar açıklamasına karşın 2007 yılında Türk bankacılık sektörünün karlılık performansı olumlu gelişme gösterdi ve sektörün gerek aktif, gerekse özkaynak karlılığı arttı.

2008 yılı Mart ayında ise karlılık performansında bir miktar düşüş gözleniyor. Sektörün sermaye yeterliliği rasyosu, artan kredi hacmi ve Basel II'ye yakınsama süreci çerçevesinde yapılan düzenlemelere bağlı olarak azalan bir eğilim izlemekle birlikte, 2007 yılında yasal sınır olan yüzde 8'in ve hedef rasyo olan yüzde 12'nin belirgin biçimde üzerinde gerçekleşti.

Senaryo analizleri sonuçlarına göre sektörün mevcut sermaye yapısının çeşitli şok varsayımları altında oluşabilecek kayıpları karşılayacak düzeyde olduğu görüldü.

Dış finansman ihtiyacı

Merkez Bankası, cari işlemler açığı nedeniyle oluşan dış finansman ihtiyacının, Mart ayı itibariyle 40,4 milyar dolara ulaştığını, buna karşılık son 12 aylık dönemde Türkiye'ye 42 milyar dolar düzeyinde net sermaye girişinin gerçekleştiğini bildirdi.

Raporda, bu tutarın yüzde 37,6'sının borç yaratmayan sermaye kalemi olarak nitelendirilen doğrudan yatırım kaynaklı olmasının, cari açığın finansman kalitesi ve sürdürülebilirliği açısından önemli olduğu belirtildi.

Rapora göre, diğer taraftan, küresel finans piyasalarında yaşanan sıkıntılar nedeniyle özellikle geçen yılın Ağustos ve Kasım aylarındaki güçlü çıkışların etkisiyle portföy yatırımlarının toplam finansman içindeki payı 2007 yılı sonu itibariyle sıfıra yaklaştı, 2008 yılı Mart ayı itibariyle ise negatif değerler aldı.

Aynı dönemde bankalar ile özel kesimin yurtdışından kullandığı uzun vadeli kredileri içeren "diğer yatırımlar" kaleminin toplam finansman içindeki payı ise arttı.

Raporun doğrudan yatırımlar ve kar transferleri bölümünde de, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının dünyadaki genel eğilime paralel olarak Türkiye'de de son yıllarda ciddi artış sergilediği belirtildi.

Buna göre, 2000 yılında sadece 112 milyon dolar net doğrudan yabancı sermaye yatırımı alan Türkiye, 2007 yılında yaklaşık 20 milyar dolar doğrudan yabancı yatırımı çekti.

Doğrudan yabancı yatırımların artmasıyla birlikte, yurtdışına ne kadar kar transferi yapıldığı konusu da önem kazandı. 1990-2000 yılları arasındaki dönemde yıllık ortalama 180 milyon dolar olan net doğrudan yatırım gideri (kar transferi) 2000 ve 2001 yıllarında, yaşanan krizlerin de etkisiyle, düşük miktarda net gelire dönüştü ve 2002 yılından itibaren doğrudan yatırım girişlerinin tekrar hızlanmasıyla birlikte artışa geçti.

Banka satın alan yabancı gruplar

2006 yılında 1,1 milyar dolar olan yıllık kar transferi tutarı 2007 yılında 1,9 milyar dolara ulaştı.

Yıllık kar transferlerinin ülkede bulunan toplam yabancı sermaye stokuna oranı incelendiğinde, Türkiye'den yurtdışına yapılan kar transferlerinin son yıllarda önemli miktarda doğrudan yabancı yatırım alan diğer bazı gelişmekte olan ülkelere göre oldukça düşük miktarlarda olduğu görüldü.

Son yıllardaki doğrudan yatırım girişlerinin büyük kısmını oluşturan hizmetler kesiminin en önemli kalemi olan bankacılık sektöründeki satın almalar incelendiğinde, Türk bankalarını satın alan yabancı grupların genellikle elde ettikleri karları yurtdışına transfer etmekten ziyade özkaynak artışına giderek ülke içerisindeki faaliyetlerinde kullandıkları görüldü.

Türk bankacılık sektörüne yatırım yapan yabancıların uyguladıkları bu strateji, Türkiye'de finansal hizmetler sektöründe rekabetin artmasına, firmaların ve tüketicilerin daha çok ve uygun şartlarda kredi imkanına kavuşmasına ve dolayısıyla sektörün gelişip derinleşmesine katkıda bulundu.

Doğrudan yabancı yatırımların arttığı bir ülkede, bu yatırımlardan kaynaklanan kar transferlerinin de artması doğal. Türkiye'den bugüne kadar yapılan kar transferlerinin sınırlı kaldığı görüldü.

Yılmaz: "Yapısal reformlar önem arz ediyor"

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, yapısal reformların hızla hayata geçirilmesi ve etkin risk yönetiminin tavizsiz uygulanmasının, önümüzdeki dönemde de ekonominin küresel çalkantıların olumsuz etkilerinden korunması açısından önem arz ettiğini bildirdi.

CNNTURK

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious