Medya siyasetin neresindedir?

  • Giriş : 14.05.2007 / 00:00:00

Başlıktaki soruya bir cümleyle cevap vermek mümkün değil; çünkü yayın kimliklerinden başlayan çizgi, duruş ve tavır farklılığına kadar gidiyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bu yüzden birbiriyle örtüşen yayınlar kadar birbiriyle çelişen tarzlar da ortaya çıkıyor. Sıcak gündemin seçim sandığına kilitlendiği bugünlerde bazı tespitler yapmakta fayda olsa gerek.

Önce modası geçmiş bir gazetecilik anlayışından başlayalım: İdeolojik saplantının hezeyanlarıyla ayakta kalmaya çalışan gazeteler vardır. Bu tip gazeteler (tabii ki TV'ler, dergiler, internet siteleri vs.) dünyayı hainler ve kahramanlar diye ikiye bölme bühtanıyla başlar işe. Bu yolda yapılan partizanlık, gerçekleri yansıtmaktan çok uzaktır. Gücünü kavgadan, öfkeden, nefretten; hatta şiddetten alır bu tip yayınlar. Eskiden bu tarz gazeteciliğin örnekleri çoktu, her ideolojinin keskin yayınları vardı. Onlar, meseleleri tek boyutlu duyurur, madalyonun diğer yüzünü daima gizlerdi. Şimdilerde böyle davranmak çok zor; çünkü haber kaynaklarının çokluğu bilgi akışının kontrolünü engellemiş durumda. Partizan yayınların foyası artık haberlerde değil yorumlarda ortaya çıkıyor. Düşünsenize bir gazetede 30 yazar var, hepsi de bir kalıptan çıkma ve koro halinde yazı yazıyor, koro halinde konuşuyor.

İdeolojik saplantılarla gazetecilik yapmaya gayret edenlere göre siyaset, dost partiler ve düşman partiler diye ikiye ayrılıyor. Dostlar, hatadan, yanlıştan, haksızlıktan beridir adeta. Düşman addedilenler ise her halükârda satılmış, işbirlikçi, hain gibi yaftalarla anılır. Hangi ideolojik kılıfa bürünürse bürünsün bu tarz yaklaşımların perde arkasından faşizmin ayak sesleri duyuluyor. Sosyal barış tehdit altındaymış, toplumda kamplaşmalar oluşmaktaymış; bunların umurunda bile değil. Manşetler kavgayı kızıştırmak için atılır, görüntüler uçurumu derinleştirmek için kullanılır. Aklını ideolojinin tabularına kurban eden bu zihniyet için yalan uydurmakta, iftira atmakta herhangi bir beis yoktur. O yüzden akla hayale gelmedik yönlendirmeler yapar ve insanlar üzerinde baskı kurmayı dener. Korku politikasının temsilcilerine göre demokrasinin, düşünce özgürlüğünün vs. hiçbir önemi de yoktur.

İdeolojik saplantılarla yapılan yayıncılığın gizli destekçileri de vardır. Onlar, açıktan açığa ve kabaca yapmazlar propagandalarını. Olaylara hep dar bir çerçeveden bakarlar. Araya serpiştirdikleri imalar, işaretler ve uyarılarla korkuyu derinleştirmek isterler. Kimi zaman demokrasiden, çoğulculuktan, katılımcılıktan bahsedilir. Ne var ki rüzgâr bu; hangi cenahtan eseceği kestirilemez çoğu kez. Demokratlık, liberallik, çokseslilik, katılımcılık gibi değerler rüzgârın ters istikametten estiği günlerde rafa kaldırılır. İşte o an, gizli dayanışmanın su yüzüne çıktığı andır. Vahim olan da budur! Zira, faşizmin iyisi-kötüsü, bizdeni-sizdeni yoktur. Bir dünya görüşünü herhangi bir güce (özellikle de devlete ya da devletin birimlerine) hamledip herkesi tek tip olmaya zorlamanın adı dünyanın her yerinde faşizmdir; başka bir şey değil. Bunun bir rengine, bir tonuna, bir şekline sükut edenler, tamamına boyun eğmiş gibidir ve asla kendilerine özgürlükçü denemez. Oysa medyanın varlık nedeni demokratik hakların yaşatılması ve denetimin yapılabilmesidir...

Gazetelerin arka planında bir düşünce, bir fikir, bir ideoloji, bir sosyal hareket bulunabilir. Bunun bir mahzuru yok. Bazı yayın organları, bir siyasi partinin sesi-soluğu da olmak isteyebilir; bunda da bir sakınca yok. Kendine medyada yeterince yer verilmediğini düşünen partiler seslerini geniş halk kitlelerine duyurmak isteyebilir ve kendi medyasını kurmak da isteyebilir; bu da anlaşılabilir. Halk kimin hangi siyasi partiyle ne oranda yakınlık kurduğunu bilir ve haber-yorumdaki inandırıcılık bu duruma göre değerlendirilir...

Psikolojik savaşa gazetecilik süsü

Problemli olan şudur: Siyasi bağımsızlık iddiasında bulunan bir yayın organı, siyaset mühendisliğine soyunamaz ve kendisinden doğru haber, derinlikli analiz bekleyen insanları siyaset uğruna manipüle etmeye kalkışmaz. Rejim krizleri çıkarma pahasına halk arasında endişe uyaracak yayınlar da yapamaz. Siyasi rekabetin kuralları bellidir. Herkes düşüncesini halka arz eder ve ondan destek ister. Sonuçta vatandaş tercihini sandığa yansıtır. Bu arada demokratik kuralların dışına çıkmak isteyen, korkular ve vehimlerle toplumun siyasî iradesine hacir koymaya kalkanlar olabilir. İşte medyanın kritik imtihanı burada başlar. Açıkça söylemek gerekirse; hangi sebebe binaen yapılırsa yapılsın, hiçbir mazeret antidemokratik yolları meşru göstermeye yetmez. Şayet medya bunun aksini ispat etmeye kalkar, yalan-yanlış bilgilerle sosyal ayrışımları kızıştırırsa bunun faturası çok ağır olur.

Yakın siyasi tarihimiz acı hatıralarla doludur. Demokrasi tarihimizdeki her kâbusun sorumluları arasında medya da vardır. O günleri yargılayan tarih "Sanık ayağa kalk!" dediğinde basının hiçbir şey duymamış gibi davranması mümkün değil. Maalesef kendine hep gücün yanında bir yer aradı medya. Halk iradesi tekrar ortaya çıkınca günah çıkartmak için bahanelere sarıldı; ancak iş işten geçmiş, Türkiye korkularının esiri olmuş, evlatlarının geleceğini önceden harcamıştı.

Aslında hiçbir siyasi partinin yayın organı olmadan da bazı değerleri savunabilirsiniz. Demokratik açılımlar, temel hak ve özgürlükler şayet sizin için hayati bir önem taşıyorsa siyasi bir işbirliğine girmeden de dimdik durabilirsiniz. Daima demokrasiden yana, özgürlüklerden yana, temel haklardan yana tavır almak sanıldığı kadar zor bir durum da değildir. Kim, nasıl yorumlarsa yorumlasın, önemli olan demokratik bir tutum sergilemektir. Basının aslî görevi de budur. Halkın özgür iradesini ipotek altına almaya çalışmak; bu amaç uğruna yalan-yanlış bilgiye yer vermek, krizlere davetiye çıkarmak, toplumu çetelerle korkutmak ya da bu duruma katkıda bulunmak, gazeteciliğe de yakışmaz, insanlığa da. Küçük hilelerle psikolojik harbe gazetecilik süsü verilse bile, çarpıtma-çarpıştırma, korkutma-kapıştırma planları, bu milleti seven hiçbir insanın tenezzül edeceği bir davranış biçimi olmaz.

Seçimler gelir geçer, geriye demokrasi sınavından alınan notlar kalır. Bugün siz ortaya özgürlükçü ve demokratik ilkeler koymak zorundasınız. Bütün partiler görebilmeli ki siz herkese eşit yakınlıkta duruyorsunuz. Kendini size uzak gören(ler) bilmeli ki bazı üzücü olaylar sonunda ortaya çıkan mesafe, sizin siyasi bir iltizamınızdan değil, onların demokrasiye olan uzaklıklarından kaynaklanıyor. Herkese eşit yakınlıkta durmak, sürekli yer değiştirmekle sağlanamaz. Bazı temel ilkelerin arkasında durarak insanları demokrasiye çağırmak demokratik duruşun sonucudur; particiliğin değil...

Ufukta genel seçimler var. Daha önce yaşandığı gibi halkı sandıktan soğutacak senaryolar üretilebilir böyle dönemlerde. Medyanın demokrasi sınavı da budur! Vesayet altında yürütülen bir demokrasiden kurtulmanın yolu medyanın bağımsız ve çok sesliliğinden geçiyor. İflah olmaz bir şekilde politize olmuş ve ideolojik saplantısını başkasına hayat tarzı olarak dayatan yayın organlarını nazar-ı dikkate almak bile gerekmiyor. Önemli olan, merkezde duran/durmaya çalışan medyanın hakperest kalmaya mecbur olan tutumudur. Onları da çetin bir sınav bekliyor; çünkü toplum ve siyaset mühendisliğinin acısı, sosyal yaralarla karşımıza çıkıyor. Ayrıca artık bu millet kendi iradesi üzerine gölge düşürülmesini de istemiyor. Haksız da değiller...

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious