Meğer 68 Kuşağı bir masalmış!

Meğer 68 Kuşağı bir masalmış!.14815
  • Giriş : 08.11.2008 / 15:36:00
  • Güncelleme : 05.09.2016 / 22:54:54

İlk olarak Sorbonne Üniversitesi'ndeki olaylarla boy gösteren ve dünyayı sarsan 68 kuşağı ne istiyordu? Bizdeki 68 Kuşağı ile gerçek 68 Kuşağı aynı mı?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


1968 yılının Mayıs ayının başında, Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nin işgaliyle başlayan gençlik olayları, tarihe “68 Baharı” olarak geçti. Bu olaylar zamanla gençlerin ve yoksulların öne çıktığı kapitalist sisteme isyan ateşine dönüştü ve tüm dünyayı sardı. "Dünya çapında özgürlük isteyen ve sınırları yıkarak dünya kardeşliğini kurmayı" hedefleyen gençler bu imkansız hayellerine ulaşamasalar da işçi sınıfına sendikal haklar ve ekonomik çalışma hayatında önemli sosyal kazanımlar kazandırmayı başardılar. 68 Hareketinin sarstığı sistemlerin göstertiği refleksler çok sert oldu ve isyancı gençlere yönelik kanlı operasyonlar düzenlendi.

Türkiye'de ise 68 ruhu ABD 6. Filosunun İstanbul'a gelişini protesto ile kendini gösterir, sosyalist ve devrimci hareketlerin tabana yayılmasına önemli katkı sağlayarak, 'otoriter yapıyı' bir hayli sarsar. Ancak Türkiye'de 68 kuşağının sonu dünyadakilerden daha hazin olur. Dünyada etkisini yitiren 68 kuşağı uyuşturucu ve marjinal gruplara bölünürek bir yarım kalmış bir masalın kahramanlarına dönüşürken, Türkiye'deki gençlerin çoğu soluğu hapishanelerde ve idam sephalarında alır. Traji komik bir şekilde 68 kuşağının bir çok temsilci reklamcılık dünyasında yer alarak bir zamanlar isyan ettikleri Kapitalist sistemin ürünlerini 'proleterya' pazarlamak için mesai yapmışlardır..

Son yıllarda 68 ruhunu diriltme söylemiyle taban arayan darbeci hareket o kuşaktan can verenlerin kemiklerini sızlatırken, sağ kalanların bir kısmının gözünü yaşarttı, bir kısmının ise gönlünü okşadı.

İşte böylesi bir ortamda, 68 Kuşağının açtığı kapıdan yola devam eden ikinci neslin, yani 1970'lerin ikinci yarısında kavgayı kızıştıran ikinci neslin bir mensubu olan gazeteci yazar Mümtaz'er Türköne, o kuşağı konu alan bir kitaba imza attı. 

Kitabına “Darbe Peşinde Koşan Bir Nesil 68 Kuşağı” adını veren yazar Mümtaz'er Türköne, eserinde ezber bozacak sorgulamalara yer verirken 68 Kuşağı içinde yer alanları ve onların hayranlarını hayal kırıklığına uğratıp, kızdıracak tanımlamalara yer verdi:

 


Türköne: Bu kitabı gerçek ve masal arasındaki derin uçurumu göstermek için yazdım
"68 kuşağının çıkarttığı olaylar için, "Bu olaylar, içinde muhalif bütün meşreplerin bulunduğu heterojen bir başkaldırıydı. Uyuşturucunun ve cinsellikte sınırsızlığın ön plana çıktığı “çiçek çocuklar”, yani hippilerden, her türlü otoriteye başkaldıran anarşistlere, solun her türünü içeren geniş bir yelpazeye kadar statükoya muhalif her eğilim, 68'in rengarenk dünyası içinde yer aldı... .. İlk defa savaş görmemiş bir nesil, II. Dünya Savaşı sonrasında doğan nesil, kendi sesini ve kimliğini arıyordu. Gerçekçi ol, imkânsızı iste!” sloganı, 68'in farklı renklerinin tamamını temsil etti. İmkânsız gibi görünen şey ise özgürlüktü. Bu eğilimlerin hepsinin ortak paydası, daha fazla özgürlük arayışıydı" diyor yazar ve soruyor: "Peki Türkiye'nin 68 kuşağı, bu evrensel başkaldırının neresindedir?"

 

Yazara göre hiçbir yerinde değildir ve Türkiye'nin 68 kuşağı ile bu evrensel dalga arasında bir bağ kurulamaz. Kurulacak tek bağ, gençliğin bir siyasi aktör olarak ilgi odağı haline gelmesidir.

Yazar Mümtaz'er Türköne'ye göre bizdeki 68 Kuşağı ile gerçek 68 Kuşağı arasında derin farklar bulunuyor.

"68 Kuşağı'nın Türkiye versiyonu, planlanan sol bir askeri darbenin sivil uzantılarından başka bir şey değildir"

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılması ve yoldaşlarının Kızıldere'deki baskınla öldürülmeleriyle son bulan  68 kuşağının idam edilen ve öldürülen fertlerinin asıl faiilerin yanında masum olduğunu savunuyor Türköne ve diyor ki "Çünkü bu gençlerin giriştiği adam kaçırma ve banka soygunlarının ardında 9 Martçılar ve Madanoğlu Cuntası bulunmaktadır. Bu cunta, "Ordugençlik elele" sloganı ile üniversite gençliğnii bir burjuva devrimi olan Milli Demokratik Devrim tezinin peşine takmıştır. Bu cunta mensupları daha sonra 12 Mart öncesindeki rollerini uzun uzun itiraf etmişlerdir...."

ORDU İÇİNDEKİ İKİ CUNTANIN KAVGASI

"Mesele Ordu içindeki iki farklı cunta arasındaki kavgadır" diyor mümtaz'er Türköne. 12 Martçılar, 9 Martçıları tasfiye etmiş, sonra 'kol kırılır yen içinde kalır misali' işi kapatmışlardır. Bu cuntanın yönlendirilmesi ile eylemler yapan gençler ise kurban edilmişlerdir...."


"Cuntacılar herkesi kül edecek bir ateş yaktılar"
"Sırf kendi geçmişlerini temize çıkartmak gençliklerini kuşatmak için 68'lilelerin anlattıkları masallara kızıyorum diyen yazar, "68 özünde ve merkezinde bir cunta hikayesidir. Eğer 68 kuşağı genel geçer bir başlık altında bir yere konacaksa bu başlığın 'askeri cuntalar' olması gerekir. Ben de 68'i bu yüzden cuntalar üzerinden anlatacağım" diyor.

ERGENEKON DAVASI GEÇ KALMIŞ BİR DAVA!

Kitap yüzyılın davası olarak adlandırılan Ergenekon Davası'nı 68'in 40. yılında geç kalınmış bir dava olarak nitelendiriyor ve "Bizim 68'imiz aslında 12 Eylül'de bitti" diyor ve bundan 40 yıl önce yapılan operasyonları anlatıyor..

Kitap, benim 68'im, 68 fikirleri, Sağın 68'i, Kanlı Pazar, tankların gölgesi, profesör öldürmeye niyetlenen albaylar, 68'in güvenilir limanı Cemil Meriç, Önce şepheyi öğreten adam Erol Güngör gibi ilginç başlıklar altında yer yer resimlerle desteklenen bir anlatımda farklı bir 68 yaklaşımı olarak dikkat çekiyor....

68'den 80'e dek süren şiddet sarmalı içinde içinde hayatlarını kaybedenleri hiç bir ayrım gözetmeden saygı ile yad ettiğini belirten yazar, tek borcunun acı çekenlere olduğunu söyleyerek kitabında şu sorulara yanıt veriyor:

Türkiye'nin 68 Kuşağı, bu evrensel başkaldırının neresinde yer aldı?
Gerçek miydi, yoksa gerçeklik duygusunun bir türlü nüfûz edemediği bir efsane mi?
Onlar haksızlığa uğramış birer kahraman mı, yoksa askerî darbe peşinde koşan gençler miydi? Yoksa iktidar peşinde olan cuntacıların, darbecilerin birer kuklası mı oldular?
Türköne'ye göre asıl 68 Kuşağı ile bizdeki 68'liler arasında derin uçurumlar var.
Bir yanda askerî darbeyle iktidarı ele geçirme planları yapan, kendi aralarında hesaplaşan cuntacılar, diğer yanda bu hesabın kendilerine kesilerek sokağa sürülen gençler.
Bir yanda 9 Martçı Madanoğlu Cuntası, diğer yanda onların yönlendirdiği, “ordu-gençlik elele” sloganıyla eylemler yapan, şiddeti çekinmeden uygulamada Küba'lı Che Guevera'yı örnek alan üniversite gençliği.
Başkalarının oyunlarına alet olup henüz oyun çağında adam öldüren bir neslin dramı.
Ve o oyunlardan çıkan cinayetler, sahnelenen derin komplolar.
Mümtaz'er Türköne'ye göre 40 sonra bizdeki 68'lileri birer kahraman ve efsane haline getirenler, aynı dönemde aynı eylemlere katılan isimler. Yaptıkları ise Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan gibi isimleri sembolleştirmek suretiyle kendilerini yüceltme çabasından başka bir şey değil.
Nesil Yayınları tarafından yayınlanan kitabında Mümtaz'er Türköne, şu ilginç sorulara da cevap arıyor:
Bizdeki 68 Kuşağı ne zaman başladı ne zaman sona erdi?
27 Mayıs darbesiyle 68 Kuşağı arasındaki ilişkiler ağı nasıl kuruldu?
Kanlı Pazar ve 6. Filo protesto olaylarının arkasında kimler vardı?
ABD'nin 40 yıl sonra açıkladığı 1969-72 yılına ait gizli raporlarda neler kayıtlıydı?
O dönemde Başbakan olan Süleyman Demirel'in yaşanan gelişmelerdeki rolü neydi?
CHP-MSP koalisyonu tarafından1974 yılında çıkarttığı af bu kuşağa nasıl hayat verdi?
Ardından kitlesel cinnete dönüşen kitlesel şiddetin faturası kime kesildi?
12 Eylül 1980 askerî darbesiyle bu kuşağın uzantıları arasındaki bağlantılar neydi?
28 Şubat sürecine uzanan çizgide aynı kuşağa mensup isimlerin rolü ne oldu?
Bütün darbelerde neden “irtica” hep en büyük tehlike olarak gösterildi?
Kısaca:
Ergenekon'un kırk yıl öncesine operasyonları nelerdi?

Kitapla ilgili teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariş şartlarını görmek için bu linki kullanabilirsiniz

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*