Mehmet Gül'ü, eşi anlattı

Mehmet Gül'ü, eşi anlattı.10581
  • Giriş : 23.03.2008 / 17:46:00

Ümran Gül: Çok açık söyleyim o yıllarda benim yakın arkadaşlarım bile bana “Sen bir katille mi evlisin?” diye sordular. Bu konuyu ilk konuştuğumuzda Mehmet bana, net konuştu...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Mehmet Gül... Türkiye’de Ülkücü Hareket dendiğinde ilk akla gelen isimlerden oldu. 16 Mart Katliamı’nın sanıkları arasındaydı... Geçen yıl Kasım ayında karaciğer nakli yapıldı. Kısa bir süre önce de adı Matkap Operasyonu’nda geçti. Çalkantılı yaşamında 30 yıl boyunca ona büyük bir aşkla bağlı olan Ümran Gül, 13 Mart’ta kaybettiği eşi için “O kundakladığım bebek gibiydi” diyor

Türkiye onu daha 17 yaşındayken, gençliğin birbirini dinlemeden savaştığı günlerde tanıdı. 1978 yılının sonbaharıydı... Mehmet, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ümran lise öğrencisiydi. Öğle yemeği için arkadaş grubuyla gidilen yemek, bu iki gencin yüreğini kavurmaya yetti. Biri İstanbul’da doğup büyümüş Bayburtlu bir ailenin kızı, diğeri Ülkücü hareketin o yıllarda İstanbul’da Ülkü Ocakları Başkanlığı’nı yürütecek kadar aktif Yozgatlı bir gençti.
Önce aracılar devreye girdi; Ümran’ı Mehmet’e Allah’ın emriyle almak için, ama olmadı. Ümran’ın babası Demokrat Partili Hüseyin Bey, “Ben anarşistlere kız vermem” diyerek geri çevirdi. Mehmet’e de Ümran’a da yapacak pek bir şey kalmadı. Birlikte aldıkları karar; ikisi için Mehmet Gül’ün vefatına kadar tam 30 yıl yaşadıkları en büyük mutluluk olacaktı. Ülkücü hareketin köşe taşlarından Mehmet Gül’ü hayat arkadaşı Ümran Gül anlattı...

Eşinizle nasıl evlenmiştiniz?
78 yılında tanışmıştık. Bir yıl kadar konuştuktan sonra bana evlenmek ile ayrılmak arasında bir teklifte bulundu. Onunla yaşadığı hayata katlanıp katlanamayacağımı sordu. Dul bir kadın olarak ayakta kalıp kalamayacağımı, Yozgat Yerköy’e gitmemiz durumunda, o hayata alışıp alışamayacağımı merak ettiğini peş peşe sıraladı... Önce dinledim onu, babam evliliğimize sıcak bakmıyordu sonra da sorduğu her şeye “Evet” dedim. 1 Ocak 1979’da ailemi, arkadaşlarımı, okulumu, yaşadığım kenti bırakarak Mehmet’le birlikte memleketine gittik. Kaçarak evlendik.

12 Eylül öncesinde neler yaşadınız?
Türkiye’de annelerin, babaların, eşlerin en sancılı günlerinde biz de acı yaşamıştık. Beni memleketine götürdü ancak kısa bir süre sonra, o kaldığı yerden gençlik hareketine geri döndü. Günün her anı, onu düşünmek, beklemek, onun için endişe duymakla geçti... Ama kabul etmiştik bir defa birbirimizi, pişmanlık mı: “Asla!” Mustafa Verkaya, Ahmet Çakar, Enver İpek ile birlikte tuttukları bekar evinde kalıyordu. Sık olmamakla birlikte İstanbul’a onu görmeye gittiğimde arkadaşları ben yabancılık çekmeyim, rahat olayım diye kendi evlerine gelmezlerdi. Başbaşa kalır mıydık, evet ama; bu sefer de “Nereye gittiler, ne yapıyorlar?” diye onlar için kaygı duyardık. Zor, çok zor günlerdi...

Gündelik hayatta, evde nasıl bir Mehmet Gül vardı?
Yalnızlığı hiç sevmezdi, evin hep kalabalık olmasını isterdi. Yüksek sesle türkü söylemeye bayılır, özellikle Musa Eroğlu, Neşet Ertaş ve Gülşen Kutlu’nun türkülerini söylerdi. Birini kırdıysa onun gönlünü almak için girdiği çaba kırılan insanın gönlünü almadan bitmezdi. Çok duygusaldı Mehmet. Vefatından dokuz gün önce elinde iki salyangozla eve geldi. “Ümran arabayı park ederken bunları gördüm, çiçek ekiyorsun ya; saksıların içine koysana bunları hem doğalarını biraz olsun bulurlar” diye bana uzattı. Şehit cenazelerine o kadar ağlardı ve ben o kadar endişe duyardım ki, doktorunu arayıp onu şikayet edeceğimi söylerdim. Pazar kahvaltılarında masada öğretmen gibi bize söylemek, paylaşmak istediği şeyleri anlatmaktan zevk alırdı.

Mesela televizyon izler miydi ya da evdeki zamanını nasıl değerlendirirdi?
Mehmet çok iyi bir okurdu. Bu evde gördüğünüz kitaplar kadar Ankara’da da kitapları olduğunu atlamamam gerekir. Ama televizyonda çizgi film bile izlerdi. Çizgi filmleri bilgisayarında torunları Almıla ve Tuğra’yı kucağına alıp izlemeye bayılırdı. Fatih Terim’in Mehmetçikler için başlattığı kampanyayı izlerken, “Ümran, ilk defa çok zengin olmayı istedim” dedi ve bize dakikalarca mesaj attırdı. Elveda Rumeli, Hatırla Sevgili dizilerini ilgiyle izlerdi. Tartışma programlarını izlerken de elinde kalem, kağıt oradaymışcasına notlar alır; o tartışmaya katılırdı.

Tehdit aldığını size söylemiş miydi?
Ben 30 yıl korkuyla yaşadım biliyor musunuz? 80 öncesinde yaşadığım korku sonra bitmedi yani. Benim en büyük korkum onun ölmesiydi ve o evden çıkmadan önce sokağa çıkıp, arabasının altına kadar baktığım günler çok oldu. O, milletvekili olduğu dönemde bile korumasına “Yavrum ben seni koruyamam, beni koruyormuş gibi raporunu yaz” deyip kendi gezerdi. Ukrayna’ya gitmeden önce emniyet koruma teklifinde bulundu. Yalvarırdık ailece koruma al diye ama “Alnıma ne yazılmışsa o olur” diye koruma almadı. “Sizi üzmemek için bunu (tehdit) sizden saklıyorum ama siz de beni anlayın” derdi. Hiçbir zaman İl Başkanlığı döneminde de 80 öncesinde de hiçbir zaman korku duymadı. “Allah beni seviyor” deyip korkusuzca yaşadı.

Sizi en çok hangi yönü etkilerdi?
O beni bütünüyle, her şeyiyle etkilerdi. Bazen yıldız kadar uzak, bazen kundakladığım bebek kadar çocuk olurdu. Ben ona aşıktım ve hiç bitmedi. Bazen ona uzun uzun bakardım, onu kıskanırdım da. Milletvekili olduğunda bize sevinmemizi ama şımarmamızı söylemişti. “Sen benim üç çocuğumu büyüttün” derdi. Eşimdi evet ama ben babamı kaybetme duygusu da yaşıyorum şu an. Arkadaşlarını çok severdi ve herhangi birinin başarısını gördüğünde “Aslanım benim, işte böyle...” diye övgüler sayardı. Zenginliği, şatafatı sevmezdi ama şık giyinmeye özen gösterirdi.

Sert mizaçlı mıydı?
Hayır, çok duygusaldı ama şu da bir gerçek bakışlarından ben de, çocuklar da korkardık. Sanırım onu tanımayanlarda çekince yaratırdı. Mesafesini bakışlarıyla ayarlardı. En romantik günümüzde “Hadi bir kuru fasulye yap da yiyelim Ümraniçe” derdi. Ben de ona “Sen imparator olduğun için mi beni kraliçe sayıyor; Ümraniçe diyorsun” diye sorardım. Gülerdi...

Mehmet Gül’ün toprağa verildiği tarih 16 Mart’tı. 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin önünde atılan bomba 7 gencin ölümüne neden olmuştu. Bu olayla ilgili size bir şey söylemiş miydi, siz bir şey sormuş muydunuz?

Çok açık söyleyim o yıllarda benim yakın arkadaşlarım bile bana “Sen bir katille mi evlisin?” diye sordular. Bu konuyu ilk konuştuğumuzda Mehmet bana, “Hiç benim ellerimde yüreğim de onu yapacak duyguya rastladın mı Ümran?” diye sordu. Kocama ikinci defa bu soruyu sorma ihtiyacı hissetmedim. Fatih Camii avlusunda hiç tanımadığım bir kadın yanıma gelip, eşimin ona verdiği borç parayı uzattı. Kardeşi ülkücüler tarafından o dönem vurulan bir kadın benim yasımı paylaştı. Mehmet çok merhametli biriydi.

Hastalık evresinde nasıldı?
Ameliyat olmadan önce iki aylık ömrü kaldığını doktoru Münci Bey Mehmet’e söylemiş ama o bize anlatmamıştı. Biz ameliyattan önce 34 ünite kan gerektiğini öğrendiğimizde iki ay ömrü olduğuna vakıf olduk. Ben bitki çayları yaparken o ameliyat olmadığı taktirde iki ay içerisinde vefat edeceğini bile bile benim yaptığım çayları umudumu kırmamak için içti. Hiç isyan etmedi ama “Aynaya artık bakmak istemiyorum” demişti. O dönemde özellikle belgeseller izliyor, “Ruhumu dinlendiriyorum” diyordu.

Ukrayna’ya neden gitti?
Bazı şeyler için geç kaldığımızı söyledi. Büyük oğlumuz Oğuzhan’a iş kurabilir miyiz düşüncesiyle ve doktorunun da izniyle Ukrayna’ya gitti. Ameliyattan sonra çok yattığını, çocukların büyüdüğünü, bir şeyler yapmamız gerektiğini anlattı. Gideceği gün kapıdan çıkarken “Allahaısmarladık” deyip elini asker gibi kaldırdı. Ben de “Ben senin karınım, asker selamı mı veriyorsun?” dedim. Bunun üzerine elini ikinci defa kaldırıp, hiçbir şey söylemeden merdivenlerden indi. Meral Abla’ya (Akşener) “Aslan Bacım” derdi, hastaneye kaldırıldığı haberini aldıktan sonra ilk onu aradım.

Son görüşmenizde ne konuşmuştunuz?
Vefatından iki, üç saat önce yoğun bakımdayken kendisiyle konuşmuştuk. Önce oğlum Şeref, “Baba ne yapıyorsun, hepimizi mahvettin” dedi. Sonra ben telefonu aldım ve ona “Yalvarırım Türkiye’ye dön, dayan Mehmet” demiştim. Arkadaşlarına “Beni Türkiye’ye götürün” dediğini öğrendik.

Son dönemde ismi Matkap Operasyonu ile anıldı. Hatta “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım ile ismi geçti. Bunlarla ilgili ne anlatırdı?
O Hak’a gitti. Bizler de onun ardından gerçeği gizleyecek kadar yüreksiz insanlar değiliz. Böyle bir hareketin en başta Mehmet’in ruhunu inciteceğini biliriz. Basında çıkan haberleri başını ellerinin arasına alarak ve dudaklarından kulaklarına kadar mosmor olarak okudu Mehmet. Çok utandı, çok üzüldü, “Bütün emeklerimi boşa çıkaracaklar, ne yapıyor bunlar?” diye serzenişte bulundu. Kapıyı ellerinde kamera olan emniyet görevlilerine ben açtım. 12 Eylül öncesinde bile bizim evimiz aranmamıştı. Onun için çok üzüldüm ben. Mehmet, bana o “Yeşil”i asla tanımadığını söyledi.

Cenazesi hem Fatih Camii’nde hem Zincirlikuyu’da Ülkücüleri biraraya getirdi, bizle paylaşmak istediğiniz bir şey var mı?
Sayın Devlet Bahçeli, bizzat yanımıza gelip başsağlığı diledi. Ben de kendilerine, “Onu unutmayın, unutturmayın; o beni ve üç çocuğunu yattığı iki metre toprak için ihmâl etti Efendim...” dedim. Kendileri de başını salladı. Cenazedeki o kalabalığın bizim acımızı hafiflettiğini söylemeliyim. Mehmet’le gurur duydum. Bütün dava arkadaşlarının da, onunla aynı siyasi görüşte olmayıp cenazesi için gelenlerin de samimiyetine inandığımızı ailemiz adına belirtmek isterim. Bizden yana hepsine hakkımız helaldir, onlar da haklarını Mehmet’e ve bize helal etsin. Ben ölüden çok korkardım ama onun tabutuna sarıldığımda sanki Mehmet içinde yok gibiydi.

Siyasi olarak hep “gizli lider adayı” biçiminde ifade edildi. Kendisinin hayali neydi?
(Oğlu Şeref Gül) Annemin izniyle bunu ben yanıtlamak isterim. Babamın hayali MHP’ye genel başkan olmak değildi. Kendisi, sağ ile sol arasındaki uçurumu kapadı. Ülke için en büyük isteği Türk ile Kürt’ü daha da yakınlaştırmak ve ayrımcılığı yok etmekti. “Bu Türk milliyetçilerinin vazifesidir” derdi.

Ayrımcılığın Türkiye’de ne tür sonuçlar doğurduğunu 80 öncesinde içinde bulunduğu hareketle birebir yaşadığı için Türk ile Kürt kardeşliğini geliştirmeyi çok istiyordu. Bu konuda araştırmalar yapıyor, okuyor ve bizlerle paylaşıyordu.

Mehmet Gül’ün ideolojisi neydi, Ülkücü olduğunu biliyoruz ama neyi savunuyordu?
(Oğlu Oğuzhan Gül) Babamın ideolojisi çok açıktı. Türkiye’de sağla solun aynı savunularla kitlelerle buluştuğu şu dönemde O, “Türkiye’de artık iki ayrı görüş var. Milliciler ve gayri-milliciler” derdi. İster sağ ister sol; ister liberal ister muhafazakâr olsun farklı görüşü savundukları için ayrı gibi duran insanların Türkiye’nin gerek ve menfaatleri konusunda biraraya gelmelerini tek çatı altında “Milliciler” diye ifade ederdi. Kendisini defnettikten sonra 2001 yılında Avustralya’da ilk Türk yürüyüşünü gerçekleştirdiği için oradaki dostlarının Melbourne ve Sidney’de gıyabında cenaze namazı kıldığını duyduk. Kırım’dan, Amerika’dan, Çin’den, dünyanın her yerinden başsağlığı telefonları, telgrafları almayı onun duruşuyla açıklayabiliriz sanırım. Anne ve babasının tek kelime Türkçe konuşamadığını söyleyen Kürt dostları evimize gelip acımızı paylaştı. Onun ardından bize bıraktığı tablo, bir ömrü en kutlu biçimde geçirdiğinin de ifadesi oldu.

VATANPAZAR

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious