Mehmet Yılmaz kendi gazetesini görmedi

Mehmet Yılmaz kendi gazetesini görmedi.26174
  • Giriş : 20.03.2008 / 05:30:00
  • Güncelleme : 20.03.2008 / 00:21:11

Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın AK Parti'yi kapatma istemiyle hazırladığı iddianameden sonra gazetelerde ülkenin bir günde ne kadar kaybettiğine dair haberler yer aldı. Bunlar arasında Hürriyet Gazetesi başı çekiyordu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Gazetede ülkenin kaybını: "Dış dalga ve dava el ele vurdu borsa 22 milyar dolar eridi" başlığıyla verdi.

Haberin içeriğinde ise şu bilgiler yer alıyordu: "GÜNLÜK DÜŞÜŞ YÜZDE 7.46: Gün sonunda İMKB 39.409 puandan kapanış gerçekleştirerek yüzde 7.46. oranında düşüş kaydetti. İMKB'nin hem dış hem de iç şokla birlikte yaşadığı düşüşün faturası da yüklü oldu. Borsanın cuma günkü 216.9 milyar dolar olan toplam piyasa değeri, dünkü düşünün ardından 194.9 milyar dolara geriledi. Böylece borsadaki 1 günlük erime 22 milyar dolar oldu. Yılbaşından bu yana piyasa değerindeki kayıp ise 88 milyar doları buldu."

Hürriyet Gazetesi yazarı Mehmet Yılmaz bu türden haberlere sayfalarında yer veren gazeteleri hedef alan bir yazı kaleme aldı. Ancak Mehmet Yılmaz 'ın kendi gazetesini okumadığı anlaşıldı. İşte Mehmet Yılmaz'ın o yazısı:

" Belden aşağıya çalışma başladı

AKP'nin kapatılması istemiyle açılan davanın İslamcı medyaya yansıma biçimi dikkatinizden kaçmıştır diye dünkü gazetelerin başlıklarını yazayım önce.

Vakit: Ergenekon parmağı mı?

Yeni Şafak: Ergenekon izi!

Zaman: Günlük zarar 20 milyar dolar.

Zaman'ın manşeti, Yeni Şafak'ta "18 milyar dolarlık adam" diye sürmanşet olmuş.

Buna karşın Yeni Şafak'ın manşet haberi de Zaman'ın ikinci manşeti: Ergenekon'la mücadelemizden rahatsız oldular.

Hükümetin hınk deyicisi Star da "Bir günlük fatura 33 milyar dolar" diye bir sürmanşet atmış.

Davanın açılmasının ekonomik bilánçosunda Zaman ile Yeni Şafak arasındaki 2 milyar dolarlık, Star ile diğerleri arasındaki 15 ve 17 milyar dolarlık fark nereden geliyor, anlamak zor. Ama bu arkadaşların aritmetiklerinin zayıf olduğunu daha önce yazmıştım, hatırlarsınız.

İlginç olan konu, bu haberlerin önceki gün Ankara'da yayılmasının ardından AKP'nin "Ergenekon'dan söz edilmedi" yolunda bir açıklama yapmış olması.

Belli ki parti Yargıtay Başsavcısı'nın çeteci-terörist gibi gösterilmesinin kendi üzerinde kalmasını istememiş ama hükümet burnuna enfiye çekince hapşıran gazetelere de bir göz işareti atılmış.

Bu da bundan sonra tartışmanın hangi düzlemde süreceğinin bir göstergesi!

Belden aşağıya atılacak çok sayıda yumruk, yüksek yargı mensuplarını bu gazetelerin okuyucuları arasında çokça bulunan meczuplara hedef gösteren uydurma haberler ve davanın asıl konusunun gözden kaçırılmasına yönelik komplolar dizisi.

Haberleri okur ya da dinlerken aklınızda bunlar da bulunsun.

AKP, demokrat olamadı, sorun bu!

HERHANGİ bir kişinin, sadece düşündüklerini söylediği için yargılanmasına, bundan dolayı cezalandırılmasına karşıyım.

Kendim için istediğim ifade özgürlüğünü, herkes için savunmak da görevim.

Öte yandan, fikirlerin, zorla başkalarına kabul ettirilmesine de karşıyım.

Bu zorlamanın nasıl olduğunun önemli olmadığını da düşünürüm. Çünkü şiddet sadece silah ya da bomba ile olmaz.

Düşündüklerini açıkladıkları için ya da o anda hákim durumda bulunan otoritenin beğenmediği düşüncelere sahip oldukları için itilen, kakılan, oradan buraya sürülen, hakları ellerinden alınan insanların da "şiddet kurbanı" olduklarını düşünürüm.

AKP'nin, iktidarda bulunduğu süre boyunca, her iki konuda da olumlu bir sicile sahip olmadığını düşünüyorum.

AKP, Avrupa Birliği projesine sadece "Ekonomi düzelsin, yabancı yatırım gelsin" ve "Askerin darbe yapmasının önüne geçelim" ekseninden yaklaştı.

Demokrasiyi, söz söyleme hakkını herkes için geçerli ve kısıtlanamaz bir özgürlük olarak görmediği gibi, kendinden olmayanı cezalandırmaktan da kaçınmadı.

Sadece kamu görevlileri arasında "bizden olanlar-olmayanlar" ayrımı yapmadı, özel sektörde müteahhitlere iş verilirken de böyle oldu, özelleştirme ihalelerine yaklaşım da böyle oldu.

Onun için şimdi AKP'nin "demokrasi havarisi" gibi sunulmasına dayanamıyorum.

AKP, ne yazık ki gerçekten demokrat bir merkez partisi olamadı.

Olmayı başarabilirdi, bunun toplumsal zemini de vardı ama yapamadı.

Yapamamış olmasının en temel nedeni de geçmişindeki şeriatçı Milli Görüş düşüncesiyle tam olarak hesaplaşmamış olmasıydı.

Kapatma davası sırasında yapılacak savunma belki bunun için bir fırsat olarak kullanılır.

TBMM 'darbe' yapar mı?

YARGITAY Başsavcısı'nın kapatma istemiyle dava açmasının ardından AKP'nin bir "Anayasa Değişikliği" arayışına girmesini hiç yadırgamadım.

Tam da Türkiye'de olması gerektiği gibi oluyor her şey.

AKP'li hukukçular şimdi seferber olmuşlar, gazetelerdeki haberler böyle diyor.

Ancak zannetmeyin ki Başsavcı'nın iddialarının geçersizliğini ortaya koyacak kapsamlı bir savunma hazırlamaya çalışıyorlar.

Yapmak istedikleri bir kez daha hukukun arkasından dolaşmak! Anayasa'yı değiştirip, açılan davayı düşürmek ya da Anayasa Mahkemesi'ni karar veremez hale getirmek.

Bu fikir, AKP hakkında dava açılmadan önce ortaya atılsaydı ve bu yönde bir Anayasa değişikliği gerçekleştirilseydi, elbette olağan eleştiriler dışında kimsenin söyleyeceği bir şey olamazdı.

TBMM'nin böyle bir yetkisi var ve gerekli şekil şartlarına uyulduğu sürece bu yetkisini kullanabilir.

Ama şimdi yapılan iş Anayasa'da yazılı bir yetkinin kullanılmasını durdurmak, hukuki bir süreci yarım bırakmak amacını taşıyor.

Buna da bir tek isim verebiliriz: Meclis çoğunluğunun anayasal düzene karşı darbe girişimi!

AKP'nin böyle tehlikeli bir yola yönelmek yerine, zamanını geçerli ve etkili bir savunma için kullanması hepimiz için en doğrusu olur.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious