Meme kanserinde doğru bilinen yanlışlar

  • Giriş : 01.11.2006 / 00:00:00

Halk arasında “doğru” bilinen bazı yanlış inanışların, erken teşhisin büyük önem kazandığı meme kanserinin tedavisinde sorunlara yol açabildiği bildirildi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Türkiye'deki hekim ve sağlık kuruluşu kalitesinin dünya standartlarını yakaladığını savunan Dr. İrgil, kanser şüphesi taşıyan hastaların doktor ve sağlık kuruluşlarına güvenerek kontrollerini yaptırmaları gerektiğini söyledi.

“ERKEN TANININ ÖNEMİ”

İrgil, erken tanı konulan hastalarda meme kanserinin artık öldürücü bir hastalık olmaktan çıktığını, bu nedenle batı ülkelerinde erken teşhise yönelik mamografi taramaları ve kadınların bilinçlendirilmesi çalışmalarının büyük önem kazandığını bildirdi.

Buna karşın, halk arasında “doğru” olarak bilinen bazı yanlış inanışların, erken teşhisi önleyerek hastalığın tedavisini güçleştirdiğine dikkati çeken İrgil, şöyle konuştu:

“Sadece kadınların meme kanserine yakalandığı yönünde bir görüş vardır. Doğru olduğu inanılan düşüncenin aksine seyrek de olsa erkekler de meme kanserine yakalanır. Meme kanseri teşhisi konulan erkeklerin üçte biri bu hastalıktan hayatını kaybeder. İstatistiki veriler, her 100 meme kanseri vakasından birinin erkeklerde görüldüğünü göstermektedir. 'Meme kanseri bir kadın hastalığıdır' yanılgısı nedeniyle erkekler genellikle kanserin erken belirtilerini görmezden gelmektedir. Bu duyarsızlık, geç tanı konulmasına, dolayısıyla daha yüksek ölüm oranlarına neden olmaktadır.”

“YAŞ, RİSKİ ARTIRAN ÖNEMLİ FAKTÖR”

İrgil, “yaşlı kadınların meme kanserine yakalanma risklerinin genç kadınlardan daha az olduğuna dair” bir inanış bulunduğunu, ancak bu düşüncenin gerçeği yansıtmadığını bildirdi. İrgil, şunları söyledi:

“Yaşlı kadınların gençlere göre meme kanserine yakalanma riskinin daha az olduğuna inanılır. Gerçekteyse yaş, meme kanserine yakalanma riskini artıran en önemli faktörlerden birisidir. Bu nedenle meme kanserinin erken aşamada tanısının konulabilmesi için 40 yaş ve üzerindeki kadınlara yıllık klinik ve aylık kişisel kontrollerin yanı sıra yılda bir kez mamografi çektirmeleri önerilir.”

Meme kanserinin erken teşhisinde son derece önemli rol oynayan mamografinin kansere yol açtığına ilişkin yanlış bir inanışın da hakim olduğunu dile getiren İrgil, güvenilir bir yöntem olan mamografiyle göğsün görüntüsü alınırken kullanılan radyasyonun düzeyinin çok düşük olduğunu vurguladı.

İrgil, “Meme kanserinin bulaşıcı olduğuna” dair inanışın da kesinlikle gerçeği yansıtmadığını ifade ederek “Meme kanseri, göğüs hücrelerinin sayısının kontrolsüz olarak artımı olarak tanımlanabilir. Bu kontrolsüz artım, göğüs dokusundan yapılmış tümör oluşumuna neden olur. Bir kadının hücrelerinde oluşabilecek bu tipte değişimler başka bir kadını etkilemez” dedi.

“GÖĞÜS BOYUTUNUN KANSER RİSKİYLE İLGİSİ YOK”

“Küçük göğüslü kadınlar meme kanserine yakalanmazlar” yönünde yanlış bir inanışın da kamuoyunda yaygın olduğuna değinen İrgil, göğüs boyutunun meme kanseri riskiyle bir ilgisinin kesinlikle bulunmadığını söyledi.

Ceyhun İrgil, “doğru” bilinen bir yanlışın da, “Kahve içmenin meme kanserine yakalanma riskini artırdığı” yönündeki inanış olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

“Kahve, meme kanserine yol açmaz. Fareler üzerinde yapılan bazı çalışmalar, kahvenin aslında kanser riskini azalttığını göstermiştir. Uzmanlar geçmişte kafeini, fibrokistik değişimlere (sıkça görülen kanser olmayan değişimler) neden olmasından dolayı kanser riskini arttıran bir faktör olarak görmüşlerdi.

Bazı kadınlar kafein alımını azaltmak amacıyla kahve, çay, çikolata ve kolalı içecek tüketimini azalttıklarında vücuttaki sıvı tutumunun azalmasına bağlı olarak göğüsteki bazı rahatsızlık hislerinin azaldığını gözlemleyebilirler. Aslında bu, uzmanlar arasında tartışmalı bir konudur. Çünkü bu konuda yapılan araştırmaların sonunda tutarlı ve güvenilir sonuçlara ulaşılamamıştır.”

“GÖĞÜS YARALANMALARI MEME KANSERİNE YOL AÇMAZ”

Kamuoyunda, “Göğüs yaralanmaları ve travmalarının meme kanserine yol açacağına” ilişkin bir inanışın da bulunduğunu anlatan İrgil, “Bu düşünce doğru değildir. Ancak, yaralanmalar sonucunda göğüste berelenmeler ve kanser olmayan kitleler oluşabilir.

Göğüsteki yağ dokusunun şişmesi veya hassaslaşması sonucu 'Fat necrosis' adı verilen ve kanser olmayan oluşumlar gözlenebilirse de genellikte bu durum bir ay içinde ortadan kalkar” diye konuştu.

Bursa Onkoloji Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Ceyhun İrgil, ”Mastektominin (göğsün tamamen alınması operasyonu) kanserin yenilemesi riskini tamamen ortadan kaldırdığına” dair yanlış bir inanışın da kadınlar arasında yaygın olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:

“Mastektomi, kanserin yenilemesi riskini tamamen ortadan kaldırmaz. Bazı kadınlarda mastektominin dikiş bölgelerinde kanserin yenilenmesi görülmüştür. Ayrıca kanserin lenf bezlerine ve vücudun diğer bölgelerine yayılmış olma riski vardır. Mastektomi gören kadınların büyük çoğunluğu, kanserin göğüs dışındaki bölgelere yayılmamasından emin olmak amacıyla aynı zamanda dış lenf bezlerinin alınması operasyonunu da geçirirler.”

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious